30 Nisan 2009

Giriş ücreti: bir adet prezervatif!




Az önce bir bekarlığa veda partisi davetiyesi ulaştı elime. Uzun zamandır bir fikri bu kadar beğenmemiştim. Davetiyenin kendisinde değildi, orjinal fikir; zaten mail yoluyla gelen davetiylerdendi. İçeriğindeydi!

There is no entrance fee but only bringing a condom with you is a must. Someone is gonna take that condom from you at the entrance and is gonna give you a heart shape badge.

Giriş ücreti yerine bir adet prezervatif vereceksiniz, karşılığında da kalp şeklindeki rozetinizi alıp poponuzun üzerine oturacaksınız! : ) Hahah verilmek istenen mesajı herkes istediği gibi algılasın, "Evlendikten sonra da korunmaya devam edeceğiz.", "Evleniyoruz, düzenli seks hayatımız olacak çatlayın..." vs vs.

Ne olursa olsun konsepte uygun çok tatlı bir espiri!

disko topu modası

J&B'nin web sitesinden bilgisayarıma afilli bir duvar kağıdı yükledim. Alışılagelmiş bir gece şehir manzarası. Işıklar gökdelenler filan; ama arka tarafta devasa bir "discoball" var.

Not: Disko topu oluyor tam türkçesi o yüzden başlığıma bakıp "ıyyy ona discoo ball denir şekerim" diyen varsa arkasını dönüp kaçsın benden!

Şimdi bu disko topuna hastayım. Hatta sadece ben değil, herkes hasta. Partilerin, reklamların vazgeçilmezi, "eğlencenin sembolü" haline geldi. Peki ama nasıl? Bundan beş sene önce kıro bir şeydi, Türk filmlerindeki "diskotek"leri hatırlatırdı. Çok iyi hatırlıyorum, bir mekana gitmiştik, içeride devasa bir disko topu vardı. Girdiğimiz gibi geri çıkmıştık. "Çok başarısız 80lerden ışınlanmış resmen!"demiştik. Şimdi bayıla bayıla gittiğimiz her mekanda bir disko topu var. J&B'nin sokaklara koyduklarının önünde fotoğraflar çekiliyoruz, en sevdiğim t-shirtlarımdan biri disco topu desenli.

Artık her yerdeler. Absolut sınırlı sayıda disko topu efektli şişe üretti, bulabilmek için ortalığı yıktık. Justin albüm kapağında kullandı. Hala çoğu reklamda, davetiyede, kıyafette kullanılmaya devam ediyor.

Etsin de, nedir bu kıroluk, eskimişlikten ; trendliğe yükseLmesinin nedeni onu bulamadım.


29 Nisan 2009

roommate fridge!



İstanbul'da ya ailemle ya da tek başıma yaşadığım için "ev arkadaşı" ile yaşamanın sorunlarından uzağım; sadece bir dönem C-SUN yurdunda bir daireyi dört kız paylaşmıştık. Onda da market alışverişleri bizim için gezme bahanesiydi, büyük bir zevkle markete gider, ne bulursak alır ve ödemeyi de paylaşırdık. Ben tarçınlı Corn Flakes yerdim kahvaltıda, birimiz beyaz peynirciydi, diğerimiz gayet omletli filan tam Amerikan usulü kahvaltı ederdi; ama bu alışverişlerimizi ortak yapmamıza engel değildi.

Az önce Avrupa Yakası izlerken, bazı ev arkadaşlıklarında rastlanan "buzdolabını raflara bölme" alışkanlığı geldi aklıma. Rafların hepsi farklı olduğundan tam düzenli bir paylaşım en azından benim evimdeki buzdolabında mümkün değil mesela. Merak edip araştırdım, gerçekten de "roommate fridge" diye bir şey varmış.

Ki efsane güzel ve pratik bir tasarım!

aramızda 1 gerginLik mi var? // Bora Uzer



LA'deki gösterişli hayatımızın sonlarına doğru cebimizdeki paraların dibini görüşümüz, kredi kartlarımızın limitini fullLememiz sebebiyle, Chicago'ya da bir uzanıp jazzy geceler geçirme planlarımız hayal olarak kaldı; ama İstanbul'a döner dönmez buradaki bütün etkinliklere katıLımcı olarak bunun acısını çıkardık.

İlhan Erşahin'in Nublu ekibiyle Babylon'da sahne aldığı bir gece sahneye çıkıp bir şarkıya eşlik eden JayLaL bu jazz takıntısı dönemimizden hatırladığım en net şey! Tipiyle de, dansıyla da, şarkısıyla da hepimizee bir "waaaaaaw!" dedirtmişti. Justin-vari kıyafeti ve saksafona yakışacağına ihtimal vermediğimiz şarkısının müziğe inanılmaz uyumu ile şaşırmış, bu adamın peşine düşelim kimmiş neymiş demiştik.

Geçen gün okuduğum bir röp. ile Jay Lal'in aslında Bora Uzer olduğunu fark ettim. (biraz geç oldu farkındayım : ) )

"Aramızda 1 gerginlik mi var?" ön plana çıkmış olsa da bence "Living it up" ve "He said she said" çok daha güzel parçalar.

Dinlenesi + izlenesi bir adam kesinLikLe! ,)
Dinlemek için ya buraya ya da buraya bi tıklayın. İzlemek için de 15 Mayıs'ta BabyLon'daki yerlerinizi aLın!

Seninle aramızda bir gerginLik mi oLur canım!




Hastası olduğum çizerlerde ilk sıralarda yer alır Latif Demirci.
Sabah sabah çorabımı giyerken kaçırdım, ofise geç kaldım, evde süt kalmadığı için kahvem pek acı oldu falan filan derken resmen kahkaha attırdı bana : ))

Bütün kadınlar "adios" kartlarıyla Hillside'a üye olacak şimdi! ,p

27 Nisan 2009

alışverişin içimdeki andy'i hortLatması : )


Çocukluğumdan beri bayılırım dergilerden alakasız şeyler kesip birbirine yapıştırıp picasso-vari kolajlar yapmaya, alakasız objeleri birleştirip bir şeylere benzetmeye çalışmaya, yemekleri şekilli servis etmeye falan filan...

Bir tane de bugün yaptım. Utanmadan bir de birlikte foto bile çekildim şaheserimLe! : )
Saçlar: ayakkabı
Toka: çanta aksesuarı
Göz: Starbucks tarçınlı drajeler
Burun: Tampon
Dudak: makyaj çantam




Makyaj çantamı da yeni aldım. İçine fazla bir şey sığmıyor; ama gün içinde makyajımı tazelemeye kalktığımda sadece göz kalemi ve ruj sürdüğüm için bana yeter boyutta. Kadıköy'de sokaktan aldım 10TL'ye. Nine West'ten aldığım "iyi" makyaj çantası bunun yanında pek bir sevimsiz kaldı, pabucu dama atıldı o yüzden.




Veee son bir senedir ihtiyaç için aldığım son derece klasik modellerden sonra, sonunda bir ayakkabıya aşık oldum. Üstelik hiç ummadığım bir yerde: Topshop! Adliye yollarında bile dayanamayıp giydiğim için pek afilli topuğu şimdiden aşınmaya başladı; ama bu ona olan aşkımı azaltmıyor.




Yaşasın alışveriş yapmak! Yaşasın Andy Warhol! : )

26 Nisan 2009

ev partisi dediğin böyLe oLmaLı! : )

zevk günü!


Hayatın amacı para kazanmak, ev, araba almak, ideal koca bulup evlenmek değildir; pek keyifli seyahatler yapmak, nefis manzaralı yerlerde yemekler yemek, en güzel sohbetler eşliğinde kadehlerinizi tokuşturmak, çekici bulduğunuz adamlarla aşk yaşamak, lezzetli çikolatalar yemek, nefis kahveler şaraplar içmek, harika filmler izleyip kitaplar okumaktır.

Bu mantığım yüzünden hala "çocukça ve amaçsız" olmakla suçlansam da, inatla sizi en azından bir pazar günü "zevk düşkünü" olmaya davet ediyorum. En basitinden, en pratiğinden bir zevk anı için ihtiyacınız olan şeyler: Çilek, çikolata, (bütçenize göre) kahve/şampanya, arkanıza koymalık pofuduk yastıklar, rahat bir yatak, arka fonda lounge müzikler...

yaşasın hedonizm!! : )

25 Nisan 2009

TakıL ağıma canım, tadına bakacağım! : )

Haftasonunu ayık geçirmek adetim olmadığından özenli cicili bicili post.larımı ihmal etmiş bulunmaktayım, onun yerine iki tane bambaşka tarzda ikisi de birbirinden efsane iki parçayı paylaşıyorum sizinle:

1.si Pet Shop Boys'un efsane dönüşü ve sıkılmadan bir haftadır repeat moodunda dinleyip durduğum şarkıları: LOVE ETC


Pet Shop Boys - Love Etc. [New]
Yükleyen wonderful-life1989

2.si de Duman'ın en gıcır albümünden BALIK! Takıl ağıma canım, tadına bakacağım kısmı felaket dile dolanıyor. Dinlemek için tam buraya bir tık!

24 Nisan 2009

duvar kağıtları geri döndü!



Eskiden duvar kağıdı arabesk bir şeydi. Çok kalitesiz olurlardı, soyulup dökülürlerdi, zaten desen seçenekleri oldukça zevksizdi. Artık duvar kağıtları hem boyadan ekonomik, hem de mekana ruh katıyor. İstenen her renk ve desende duvar kağıdı bulmak mümkün.

Fiyatları hakkında henüz bir bilgim olmamakla birlikte, en orjinal ve eğlenceli duvar kağıtları Studio Nommo'da. Üstelik eğer var olan duvar kağıtlarından hiç biri ilginizi çekmezse beğendiğiniz bir deseni veya fotoğrafı da duvar kağıdı haline getiriyorlarmış.








Summer Son (Giorgio Moroder Radio Mix) - Texas

Dolapta bahar temizlği

Hepimizin dolabında giymediğimiz ama iyi para harcadığımız için atmaya kıyamadığımız elbiseler, artık rengi solmuş ama anısı olduğu için saklamaya devam ettiğimiz t-shirtlar, bir gün içine sığabilme ümidiyle aldığımız 2 beden küçük pantolonlar mutlaka vardır. Bu yüzden de kıyafet dolu bir dolaba rağmen, çoğu üzerimize olmayan veya tarzıma aykırı kıyafetler olduğu için "Giyecek hiç bir şeyim yokkk!" diye yakınmaya aynen devam ederiz. Deli gibi alışveriş yapmaya da tabii ki...


Baharın gelişinin şerefine dolabımda sıkı bir temizlik yapmaya karar verdim. Amacım sadece giydiğim ve kendime yakıştırdığım kıyafetlerden oluşan ferah bir dolaba kavuşmak.


Hani bu post.tan ilham alıp, siz de aynı temizliğe girişirseniz diye "kat yapma" konusundaki derin (!) bilgilerimi de paylaşmak istedim.


Pek çoğumuz, -hatta Zara'da aldığım eğitimden önce ben de bu gruba dahildim- kıyafeti elimizde tutup yalapşap kollarını içe bükü ikiye katlayıveririz. Böyle katlanmış kıyafetlerde oluşan bir dolabın düzenli durması mümkün değildir.


Örnek olarak yün olduğu için ütülenmeyen o yüzden de katlaması çok muntazam olmayan bir hırka seçtim. En zoru ile göstermek için. Yoksa ütülenebilir penyelerin katı çok daha kolay ve düzgün olacaktır.


1. adım: Düz bir zemine yayın.



2. adım: Kollarını içe katlayın. Kenar ile paralel katladığınızdan emin olun.


3. adım: Katınız bittiği zaman A4 genişliğinde olmalıdır. Buna göre iki kolu da içe katlayın.


4. adım: Yaka kısmından tutup çabukça ikiye kıvırın ki içeri kıvırdığınız kolların şekli bozulmasın.
Ve ta-da: En şıkından bir kat!




İtiraf şeklinde odamın dün geceki halini de göstereyim. Tüm kıyafetlerimi yere yığmış, hangileri gidecek, hangileri kalacak ayıklaması yaptığım anlardan bir görüntü. Salı pazarına taş çıkarır dağınıklıkta. Epey aşama kaydetmiş olsam da henüz bitmedi.





23 Nisan 2009

dilekçe örneği #1


Hakkında icra takibi başlatılmış herkesin paniğe kapılıp, avukata koşması veya bir bilene danışması adettendir. Aslında paniği gerektirecek hiçbir sebep yoktur. Çünkü elinizde hiçbir belge olmadan dahi gidip “X kişisinin bana borcu” var diyerek icra takibi başlatmanız mümkündür ve karşı taraf itiraz etmediği sürece de bu borç kesinleşmiş sayılır.

Hakkınızda icra takibi başlatıldığında yetkili olan mercii borçlunun yani sizin ikametgahındaki icra müdürlüğü olacaktır. Tutup da başka bir yerde başlatmışlarsa, 7 gün içinde “yetki itirazı” yaparak icra takibini düşürebilirsiniz. Alacaklının kıçını kaldırıp, zahmete girip yeniden takibi başlatması gerekir.

Yetkinin dışında borca itirazınız varsa, bunu da açıkça belirtmeniz gerekir. Sadece yetkiye itiraz ederseniz, borcu kabul etmiş sayılırsınız.

Herhangi bir durumda kullanabilmeniz için örnek dilekçe:
1. maddedeki yetkiye itiraz, 2. maddedeki borca itiraz.


BÜYÜKÇEKMECE 2. İCRA MÜDÜRLÜĞÜ’NE

İcra Dosya No: 2009 / 14828
İtiraz Eden Borçlu: E. Sezen
Alacaklı Karşı Taraf: Türk Telekomünikasyon A.Ş
Vekili: Av. Zeki Edebali
Şehit Ertuğrul Kabataş Cad. Canıtez İş Merkezi No:1 K:4 D:14-15
Mecidiyeköy 34360 Şişli / İstanbul
Tebliğ Tarihi: 10.04.2009 (Muhtara tebliğ)
Konu: İcra dairesinin yetkisine ve borç ile fer’ilerine itiraz

Açıklamalar:
1) İkametgahım, tebligatın yapılmış olduğu Kozyatağı 19 Mayıs Mahallesi Muhtarlığı’nda kayıtlı bulunduğundan, genel yetki kuralı gereğince ilgili icra takibinde yetkili olan mercii Kadıköy İcra Müdürlüğü olacaktır.
2) Türk Telekom A.Ş’ye 133,55 TL’lik borcum bulunmamaktadır.
İlgili adresteki konutumda bağlı bulunan tek numara 0216 373 …….’dir ve bu numaraya ilişkin kullanım bedelleri tarafımdan düzenli olarak ödenmektedir. Borçlusu olduğum iddia edilen numara hiçbir zaman konutuma bağlanmamış ve hiçbir şekilde kullanılmamıştır.

Hukuki Nedenler: HUMK, İİK ve ilgili yasal mevzuat

Sonuç ve Talep: Belirtilen sebeplerle başlatılmış olan icra takibinin sonlandırılması talebimden ibarettir.


Terminatör, çevresindeki herkesi teker teker kontrol eder ve bu benim hedefim olabilir mi diye değerlendirir. 30lu yaşlarda evlenmeyi düşünen insanların durumu da böyledir. Her gördüğüne “Bu benim hedefim olabilir mi?” diye bakar.

– melih arat-



23 Nisan tatiLi için güneşlenme içerikLi pLanLarımız vardı.

Dün İTÜ'lülerin Maroon'da düzenlediği "Bizi bu güzel havalar mahvetti." konseptli partiye katılacak, güzel havalarda mahvolmaktan kaynaklı alkol tüketimi yapıp, sabahında da erkenden "Ada sahillerinde bekliyorummm" diye mırıldana mırıldana yola koyulacaktık. Hava bizi kandırdı ve gayet soğuklarını saldı üzerimize. "Bizi bu güzel havalar mahvetti." partisinde dışarıdaki buz gibi havaya inat içtik ve dans ettik; ama diğer plan yaLan oLdu.

Karafırın'dan mini muffin, orta şekerlisinden Türk kahvesi ve faL fasLıyla ev keyfi günü iLan ediLdi : ) Bu üçlü kombinasyona da bayıLdım!

20 Nisan 2009

19 Nisan 2009

sprite ile voodoo bebek hazzı

Voodoo bebek efsanesinin gerçek olmasını hep istemişimdir ben! : ))

Şimdi büyüyle filan işi olmayan modern insanlar olan bizleri :p Sprite düşünmüş ve çok eğlenceli bir şey yapmış: Sevgilinizin veya ex-sevgilinizin veya ulaşılmazınız olan adamın fotoğrafını yüklüyorsunuz, sonra işkencelerinizi seçiyorsunuz: yalama, yakma, tecavüz, süründürme, iğne batırma gibi seçenekler var! Sonra oturup keyifle izliyorsunuz.

İçiniz rahatlamazsa facebooktan umuma açmanız, o da yetmezse bizzat "o" şahsa maillemeniz mümkün videoyu...

Nihahahahah! : )
Sıkıldık iyilikten, yaşasın kötülük!



http://www.acimasizgercekler.com/display.aspx?kod=TXJ0XCD8P1NRC2ZXC0MB

erkekler 1'e ayrıLır!


Son zamanlarda okuduğum en eğlenceli “köpük roman.” Her zaman girdiği ortamlardaki en güzel kız olmaya alışmış Darcy ve o kadar güzel olmayan ama zekasıyla ön plana çıkan en yakın arkadaşı Rachel baş kahramanlarımız.

Darcy beyaz atlı prensin yeni çağ versiyonu Dex ile evlenmeye hazırlanırken, bir yandan da onun yakın arkadaşı Marcus ile gizli bir ilişki yaşıyor. Hatta Marcus’tan hamile kalıyor. Bunu en yakın arkadaşı Rachel’a itiraf etmeye gittiğinde, Dex’in de Rachel ile gizli bir ilişkisi olduğunu öğreniyor.




Daradaradooommm! : ) Kalanını anlatmayayım, kitaptan pek sevdiğim, altını çiziktirdiğim cümlelere geçeyim:
- Pakistan ya da Peru gibi ülkeleri haritada bulamayabilir, kesirleri yüzdeye çeviremeyebilirdim; ama güzelliğim beni Jaguarlar, büyük evler ve ince porselen tabağımın solunda üç adet çatalın dizili olduğu akşam yemekleriyle dolu bir dünyaya kavuşturacaktı. Tek yapmam gereken annem gibi iyi bir evlilik yapmaktı.

- Bir ayrılık yaşandığında ki bu lisede son derece umumi bir olaydır, kızlar da oğlanlar da benzer şekilde “Kim ayrıldı?” diye sorardı. Herkes kimin terk eden ve kimin terk edilen taraf olduğunu bilmek isterdi çünkü bu sayede doğru kişiyi suçlayabilir ve doğru kişiye merhamet duyabilirlerdi.

- Bir Ralph Lauren afişinden fırlamıştı sanki; bir yelkenlinin güvertesinde, gözlerini kısarak günışığına bakan ya da arka planda yanan ateşin ışığında satranç tahtasına doğru düşünceli bir şekilde eğilmiş poster çocuğuydu o. Pasaklı olamayacağından, kafayı bulup sızmayacağından, annesinin yanında küfretmeyeceğinden, kapsamlı traş sonrası ürünleri kullandığından emindim. Opera sevdiğini, Times’daki tüm bulmacaları çözebildiğini, akşam yemeğinden sonra en kalitelisinden Porto şarabı sipariş ettiğini biliyordum. Bunların hepsini tek bakışta görmüştüm. Onun benim için ideal olduğunu, annemin hayatının Manhattan versiyonunu yaratmak için ihtiyacım olan sofistike Doğu Kıyısı adamı olduğunu biliyordum.

- Gerçek anlamda aldatıp aldatmadığınızı gösteren eşik testi bana göre oldukça açıktır: Partneriniz olayın bir videosunu görse onu aldattığınızı düşünür müydü? Buna alternatif test de şudur: Partnerinizin aynı durumda çekilmiş bir videosunu görseydiniz onun sizi aldattığını düşünür müydünüz?

- Çoğu kadın öyle değildir, en azından öyle duygular beslediğini itiraf etmez. İyi bir adam bulurlar ve hepsi o kadar. Arayışlarının sona ermiş olmasından dolayı rahatlamış görünürler. Mutludurlar, bağlıdırlar ve bu duruma uzun vadede kendilerini tam anlamıyla verirler. Sanırım bu bakımdan ben daha çok erkekler gibiyim. Asla başka bir ilk öpücük yaşamayacak olmanın, bir daha aşık olamayacak olmanın ne büyük kayıp olduğunu düşünüyorum.

- Kızlarda mavi gözlerin daha güzel olduğunu ve kahverengi gözlerle ilgili şarkıların bu yüzden, yani diğerlerinin kendilerini daha hissetmesini sağlamak için daha fazla olduğunu herkes bilir.

- Genç kızlığımdan o yana tüm kimliğim zayıf, güzel, eğlenceli ve umursamaz olmak üzerine kuruluydu ve bebek bunların hepsi için bir tehditti.

- Annem benim göz alıcı bir işim olmasına ve iyi para kazanmama bayılıyordu, ama evlenmem, bebek doğurmam ve tatilden ibaret olan bir hayat kurmam gerektiğini düşündüğünü de açıkça söylemişti.

- Bu işler böyle yürür. İlişkiyi bitirmek isteyen taraf her zaman canının istediğini yapabilir.

- Ve inan bana tüm bunlar birkaç içkiyle sarılmayacak yaralar değil.
- Yeni bir başlangıç yapmam lazımdı; sahneyi ve etrafımdaki insanları değiştirmem gerekiyordu.

- Dünyanın her yerinde yaşayabilecek durumda olan Madonna ile Gwyneth Paltrow yorgun ve yaşlı New York ve Los Angeles’ta değil Londra’da yaşamayı tercih etmişti. O ikisiyle bazı önemli ortak noktalarımız vardı: Stil ve güzellik

- Gucci çanta veya bir çift Manolo Blahnik alarak yaşanamayacak türden tarif edilmez bir mutluluktu.

- Birine sahip olmanın insana güven duygusu verdiğini ve bunun yanı sıra kendini gösterme baskısını ortadan kaldırdığını almadım birden. Bu düşünce ironik şekilde, partiye canlılık katan kişi olmama ve erkeklerin beğenisi toplamama izin verecek bir çeşit özgür ruhun içimde filizlenmesine neden oldu.

- Sen sadece eylemlerini kontrol edebilirsin. Diğer insanların tepkilerini değil.

- Tüm çifte randevuların (double date) başarı ölçütü kadınların ne kadar iyi anlaştığıdır.

- Dex tam anlamıyla olumlu işretlenmiş kutucuklar anlamına geliyordu, iyi bir nişanlı özgeçmişine sahipti: Düzgün erkek, çıkık elmacık kemikleri, özenli görüntü ve dolgun banka hesabı. Ve o ilişkinin nasıl bir felaketle sonuçlandığına bakın!

- Kendimi göz alıcı Jimmy Choolarla dolu geçmişimde hiç hissetmediğim kadar tamamlanmış hissetmeme neden oldu aşk.

- Aşk ve dostluk. Bunlar bizi biz yapan ve değiştirebilecek şeyler. Eğer izin verirsek…





Kitap Bilgileri:
İsim: Erkekler 1’e ayrılır // Something blue
Yazar: Emily Giffin
Yayınevi: APRIL Yayıncılık
382 sayfa

en ucuz yoLdan yurtdışı!


Başlangıç notu: Zayıfla! Huzur bul! Sigarayı bırak! Sportif ol! Kendini doğaya ver! Yeni ortamlara dal! İmajını değiştir! Sanat yap! Güzelleş! yazımdan sonra burada yeni bir etiket oluşturmaya karar verdim: make-me-over! Bende olumlu değişimlere neden olmuş, denenmiş, sevilmiş veya deneyenden 1. ağızdan duyulmuş püfffleri paylaşacağım. Böylece hem de ben de kendimde yapmak istediğim gelişimler konusunda gaza geleceğim.

"Yeni ortamlara dal"manın seyahat ayağı benim uzmanlık alanım. Pılıyı pırtıyı toplayıp İngiltere'de okumaya kalkmış, daha sonra work& travel ayağına Amerika'ya gidip California ile sınırlı kalmayıp Las Vegas'a Grand Canyon'a ve hatta Amerika ile sınırlı kalmayıp Meksika'ya uzanmış, sonra da interrail bileti ile Avrupa'nın çoğunu gezmiş olarak en ekonomik & en eğlenceli seyahat konusunda epey deneyimliyim. Seyahat günlüklerimi düzenleyip buraya ekliyorum, gezgin ruhlulara faydalı olur onlar da; ama epey yavaş oluyor. Geçmişi bir yana bırakalım, bu yaz için olan planıma ve harika keşfime gelelim. : )

Programın adı: Summer University.
AEGEE diye süper bir dernek var, sadece yaz üniversitesiyle sınırlı değiller, hepimizin bildiği Erasmus'tan, yurt içinde de bir çok etkinliğin altında onların imzası var. Apolitik, tamamen genç ve harika şeyler yaratan bir dernek kendileri. Avrupa'nın her yanında ve Türkiye'nin pek çok şehrinde "lokal" dedikleri şubeleri var.

(Tanıtımları yeterince iyi değil bence, yoksa bu kadar harika bir topluluktan bu kadar habersiz kalamazdık.) Dernek hakkında bilgi şimdilik veremeyeceğim; çünkü ben de sadece tanıtım toplantısına katıldım henüz, pek bir bilgim olduğu söylenemez.

Gelelim Summer University'e....
Bunlar genellikle iki hafta süren programlar. Adının üniversite olduğuna bakmayın, öyle ciddi ders yok bu üniversitelerde. Hepsinin konsepti farklı. Dil kursu olan da var, dans öğreten de var, scuba üzerine düzenlenmiş olan da var... Akla gelebilecek her ülkede yaz üniversitesi var ve işin en tatlı tarafı bunların iki haftalık kahvaltı dahil ücretleri 140-180 euro arası değişiyor.

Ben İspanya'dan Portekiz'e yolculuk ederek gerçekleşecek bir SU'ya başvurdum. Adı: WTF, yani Wine, Travel, Fun. Ona kabul edilmeme ihtimali için ikinci seçenek olarak da Atina'da "Greek me, Love me" adlı SU'yu belirledim. Bunda da Aristoteles'in bir zamanlar ders verdiği alanda Yunanca eğitimi almak vaad ediliyor.

Hepsi birbirinden güzel, işin en zor kısmı seçim yapmak o yüzden.

AEGEE'nin istanbul lokalinin sitesinden yaz okulu nedir açıklamasını okumak isteyenleri bu taraftan , yaz okullarının tam listesine ve detaylarına göz atmak isteyenleri bu taraftan AEGEE'nin esas sayfasına alalım.

18 Nisan 2009

pUCCi pLUS


Neredeyse her gün önünden geçmeme rağmen, bir kez olsun içine girmediğim mekanlardandı burası. Hatta kapandı, "Tüh ben bir gidemeden kapandı" diye hayıflandım, neyse ki Pucci Plus ismiyle geri döndü.

Bugün Gümüşsuyu İTÜ erkek yurdundaki ziyaretimizin sonunda açlıktan ölüyorduk ve Taksim'e çıkmayı bekleyemeyeceğimizi fark ettik. Direk Pucci'ye daldık. Dışarıdan görüntüsü ne kadar cafe havasında olsa da, içi otel restoranı havasında (bkz: aşağıdaki ikinci resim). Garsonlar hoşgeldiniz karşılamasından sonra hemen soruyor: "Suşi mi İtalyan mı?" diye. İki mutfağı farklı katlara bölmüşler, ikisinin ışıklandırmasından dekorasyonuna kadar her şey farklı. Tek ortak yönleri: Harika manzara!

"Tabii ki İtalyan" dedik arkadaşımla aynı anda. Bir dönem bir RnB fırtınası esti, bütün club.larda perşembeleri RnB night ilan edildi, hepimiz kıçımızdan düşen eşofmanlarımızla, kocaman fake altın kolyelerimiz ve kep şapkalarımızla zenci soyundanmış gibi doldurduk oraları. Onun modası geçti, hepimiz Uzakdoğuluyuz şimdi. Nuddle yerken çatal servis edilirse, "Çubuk yok mu?" diye soruyoruz. Bir dönem evimde misafir ettiğim dünya tatlısı Uzakdoğulu bir adam sayesinde sarhoşken bile fındık vodkamın içindeki fındıkları iki çubukla Çin usulü alabilecek kadar iyi seviyede chopstick kullanabilmeme rağmen saçma geliyor bu bana. Suşi modasını da anlayamıyorum, bizim leziz boğaz balıklarını bile çok nadiren tüketen insanların suşi peşinde koşması bana çok manasız geliyor. "Şurada şunu ye, sen de kesin suşici olacaksın!" diyen varsa tavsiyelere açığım tabii ki.

Bütün bu anti- uzakdoğu mutfağı tavrıma rağmen (nuddle hariç, o leziz ötesi bir şey, italyanların pabucunu dama attı) Pucci'de Suşi kısmının dekorasyonunu daha çok beğendim. İtalyan bana uyduruk otel restoranlarındaymışım hissi verdi.

Manzara şahane. Fiyatlar çok uygun denemez; ama uçuk da değil. Housecafe, Kırıntı ayarında.

Servis ise muhteşemdi. Ne yiyeceğimize bir saat boyunca karar veremedik, başımıza dikilip de karar verdiniz mi diye bir kez olsun sormadılar, hatta karar verme aşamamızda bir porsiyon bruschetta servis ettiler. Yemeklerimizi yedikten sonra, kalkmak için hesabı istedik, o sırada bize türk kahvesi ikram ettiler; bayıldım. Böyle İtalyan mutfakları filan Avrupai olmak adına türk kahvesini değil ikram etmek, menülerine bile koymuyorlarken..

Kahvemizi içtik, hesabımızı ödedik; ama muhabbetimiz sardı, bir türlü kalkamadık oturduğumuz yerden. Sık sık "Başka bir arzunuz var mı?" diye sorup bizi kovalasalar yeriydi, çünkü içerisi doluydu ve bizim işimiz bitmiş masa işgalimiz bitmemişti. Tam tersine gayet sıcak bir tavırla "Yeni çay demledik, sıcacık leziz, birer fincan verelim mi?" diye sordular. Sevdik kendilerini.



ma lips like suga! : )


Bu ülke sınırlarında tahtını sallayabilecek bir lipstick bulamadım henüz. Victoria's Secret'in mentollü lipstickinden bahsediyorum tabii ki! : ) Böyle naneli şeker ferahlığı ve kokusu veren; ama tadı kesinlikle naneli olmayan gayet çilek tadında bir lipstick almıştım. Şekerli tad ile yanma ferahlık hissi bir arada. Sarhoş adamlar beni öpünce ayıldığından "ms. lipstick" kadar dünya tatlısı bir isim edinmeme neden olmuştu.


Biraz bu sebeple biraz da "tam güneşlenme şarkısı yaa bu" hissi yaratmasıyla son zamanlardaki favori şarkım bu:
(Lady Gaga üzgünüm Just Dance'in pabucu dama!)

Da double dee double di
My lips like sugar
This candy got you sprung
So call me your sugar
You love you some
I’m sweet like
Da double dee double di
I’m sweet like
Da double dee double di
I’m sweet like
Da double dee double di
"Sugar"


16 Nisan 2009

Yeniden Başla!


Zayıfla! Huzur bul! Sigarayı bırak! Sportif ol! Kendini doğaya ver! Yeni ortamlara dal! İmajını değiştir! Sanat yap! Güzelleş!

Resim Mudo'nun çok eğlenceli bir reklamından...
Yukarıdaki metin de TimeOut İstanbul'un "İstanbul'da bu hafta!" başlıklı haftalık haberci maiLinden... Şöyle de devam ediyor:

"Koyverdiğiniz göbeğinizi toplamanın, kararttığınız dünyanızı aydınlatmanın vakti geldi. Altın değerinde bir yenilenme rehberi eksiksiz olarak karşınızda. Forma girmenin, toksinlerden kurtulmanın, huzur bulmanın, yeni bir sayfa açmanın, sigarayı bırakmanın, zihninizi boşaltmanın, imaj değiştirmenin, güzelleşmenin, bilmediğiniz sanat dünyalarıyla tanışmanın, sağlıklı uykuya kavuşmanın bedava, ucuz, pahalı, kolay, zor; her yolu burada. Bu sayfaların çıkışını alıp duvarınıza yapıştırmanızda hiçbir sakınca yok..."

Kulağa şahane geLiyor! Bahar değişim için harika bir fısat zaten...

Benim gibi yarın okula / işe giderken bir bayiiden TimeOut kapıp, yapılacakları işaretlemeye mi başlarsınız yoksa uzun zamandır ertelediğiniz "to-do-list"lerinizi bir daha önünüze alıp gözden mi geçirirsiniz biLemem.

Zayıflayın! Huzur bulun! Sigarayı bırakın! Sportif olun! Kendinizi doğaya verin! Yeni ortamlara dalın! İmajınızı değiştirin! Sanat yapın! Güzelleşin! Nasıl isterseniz öyle yapın bunları...

Dip Not: Tabii ki dergiyi alıp, okuyup, deneyip, sevdiklerimle yeniden burada olacağım. : ))

Pinterest'im

Instagram'ım