15 Mart 2010

Kadın - erkek ilişkileri tüyoları #1

Biliyorum Okan Bayülgen izleyip blogunda, twitlerinde Okan Bayülgen'den bahsetmek artık suyu çıkan bir şey oldu. Program başladığı anda Ekşisözlük'te entry'lerin sayısında yaklaşık 10 artış oluyor.

Gelgelelim ben televizyon konusunda biraz cinsim. Evimdeki televizyonun başına -kesinlikle abartmıyorum- senede en fazla 3 kere otururum. Bilgisayarımın ekranı da çok küçük olmadığı için dizilerimi, filmlerimi bilgisayardan izliyorum. Zaten evde de çok fazla zaman geçirdiğim söylenemez.

Ancak misafirliğe gittiğimde izlenen bir şey varsa da uyum sağlar oturup izlerim. Arada sırada bu şekilde bazı programları keşfedip, izlemediğime pişman olduğum bile olmuştur. Cumartesi ve pazar gecesi Okan Bayülgen'i izleyip, gecenin bir yarısı yatakta en az How i met your mother izlerkenki gibi kikir kikir güldükten sonra takipçisi olmaya karar verdim. (Evet, ancak! Evet, günaydın bana!)

Bu bir yana, dün izlerken bir şeyi fark ettim, kadını yemeğe davet eden adamın, kadına "Nereye gidelim?" diye sorması hakkikaten yanlış bir şey ya. Kocaman bir eksi. "Bir ara bir şeyler yapalım mı?" sorusu da aynı şekilde. "Tamam yapalım" der kadın da, ama hiç bir şey yapılmaz sonunda.

Kadın- erkek arasındaki flörtik ilişkiler bakımından doğru olduğu kadar, arkadaşça ilişkiler bakımından da geçerli bu kural. Oturdum düşündüm, bazı arkadaşlarımla onları gerçekten çok seviyor olmama rağmen bir türlü görüşemezken, bazı arkadaşlarımla tıkır tıkır görüşüyoruz. Neden?

Çünkü "Buluşalım, çok özledim.", "Bir yemek yiyelim." gibi belirsiz davetler çok havada kalmaya müsait. Onun yerine "İlhan Erşahin konserine gidelim mi?", "Alice gösterime giriyor hadi izleyelim.", "Süper bir yer keşfettim çikolatalı suflesi leziz.", "Tam senlik bir oyun ilanı gördüm. Bu cuma boş musun?" gibi teklifler sonucunda hep buluşuluyor, hep de çok keyifli zaman geçiriliyor.

Bir kadını bir yere çağırıyorsanız, ona "Nereye gidelim?" diye sormayın. Onun fikrini almaya çalışıp kibarlık yaptığınızı sanıyor olabilirsiniz. Ama organizasyonu yapma sıkıntısını ona devretmiş oluyorsunuz. Kibarlık yapmak istiyorsanız, "X'e gidelim, ne dersin?" diyin. Onun aklında daha iyi bir yer varsa, o da kendi aklındakini söyler zaten.

Oturun araştırın, sorun, bilen bir arkadaşınız yoksa bile Google mucizesi var. "Bir ara bir şeyler yapalım" demekle bir yere varılmıyor, güzel bir film, güzel bir restoran, güzel bir konser bulun.

Sonra da bana teşekkür niyetine bir kutu çikolata yollayabilirsiniz :O


13 Mart 2010

Birkaç günlüğüne tatil ve keyif moodu

Sabiha Gökçen'e en son tadilat halindeyken ve o tadilattaki hali bayram kalabalığı ile birleşmişken gitmiştim ve bol bol homurdanmıştım. "Kaybolma ihtimali sıfır olan, her şeyi elimle koymuş gibi bulabildiğim sakin havalanının da Atatürk'ten bir farkı kalmayacak. Kalabalık ve karışık olacak" diye öngörmüştüm. Yanıldığıma o kadar sevindim ki!

Gerçekten çok güzel olmuş. Ferah, aydınlık ve her yeri bulması da oldukça kolay. Ayrıca asıl beğendiğim iki nokta oldu: Tuvalet takıntılı bir insan olarak, tuvaletlerini çok beğendim. Zevkli ve şık olmuş. Artık her yerde karşımıza çıkan uyduruk beyaz kapılar yerine ahşap görünümlü bir materyal kullanmışlar. İkinci bayıldığım şeyse Gloria Jeans'in check-in'den sonra, güvenlikten geçtikten sonraki kısımda olması. Kapılar açılıncaya kadar kahve keyfi yapmak mümkün.

Bu seyahatim keyfiyetten ziyade, oldukça ciddi hastalanarak bizi korkutmuş anneannemle (evet yukarıdaki fotoğraf anneannemin evel zaman içinde fabrikatör eşi, afet halleri :) ) zaman geçirmek içindi. Anneannemi beklediğimden çok daha sağlıklı, sadece biraz ilgi ister şekilde bulunca, benim için de onun dizinin dibinde geçirilecek ve boool boool keyif yapma fırsatlı günlere dönüştü.
Eski albümlere bakmak, çene çalmak, bakım fasılları, güzel yemekler, moda dergileri ve köpük romanlar... Bu ruh halimi özlemişim. Acele yok, yetiştirilmesi gereken işler yok, keyif bol.

Sex and the city'nin yazarının son romanını ("Beşinci Cadde 1 Numara") da silip süpürdüm. Edebi bir değer biçmeye tabii ki kalkmak bile hata olur; ama eğlenceli bir roman. 500 küsür sayfa su gibi akıp gidiyor.
Sex and the city'de aşkın peşinde koşan bekar kadınların aksine, bu romanda çoğu evli, paranın ve saygınlığın peşinden koşan karakterler başrolde. Para ve saygınlığa sahip olmanın en somut göstergesi de Beşinci Cadde 1 numaradaki apartmanda bir daire sahibi olmak. Bu yüzden de oldukça farklı karakterleri kendi etrafında topluyor apartman. Filmler, kitaplar, cinayetler, bloglar, dedikodular...
Şehir tabii ki Candace Bushnell'in bütün romanlarında olduğu gibi New York. Tasarım elbiseler, seks ve eğlenceli tespitler de bol kepçeden. Tam güneşlenirken okumalık bir roman aslında.




Bir de Pegasus Magazine'i okurken dikkatimi çekti, bir saç rengi insanı ne kadar değiştirebiliyor:


Bu arada Project House'ta hayatının en ilginç periyotlarından birini yaşayan YoungGuns adaylarını da bu keyfe rağmen kıskanmıyor değilim. Neler oluyor acaba orada?

10 Mart 2010

Cumartesi kafamdayım!




Aman be!

Son günlerde ne kadar mesaj kaygılı bir bloga dönüşmüşüm yahu ben böyle.
Yazmışım da yazmışım, gömülmüşüm derin meselelere. Blogun adına "Bir doz" koymuşken bu kadar da çelişilmez ki! Sevgilim bile şikayetçi benden zaten "garipleştim" diye.

Kütüphaneden Sex and the city'nin yazarı Candace Bushnell'in "Beşinci Cadde" kitabını aldım. Son derece eğlenceli bir chick lit! Bugün eve dönerken resmen trafik olsun da biraz daha çok okuyabileyim diye düşünürken yakaladım kendimi.

Neyse ki yarın yolculuk zamanı, Havaş'ta, tek başıma havalanında bekleme periyodunda, uçakta bol bol okurum. Keyifli metinler + gitme bağımlılığım sebebiyle girmiş olduğum yoksunluk krizini azıcık da olsa geçirebilecek kısa bir yolculuk + bol kebap beni kendime getirir. Saçımı da boyatırsam, bir de ben dönene kadar şu kış geri geldi havaları da biz zahmet artık defolup giderse değmeyin keyfime! :)



Young Guns hakkında pek çok soru cevapladım şimdiye kadar; ama nasıl olduysa neredeyse hiç fotoğraf paylaşmamışım. Şahane bir ofisimiz var, fotoğraflardan görebileceğiniz gibi bazen çok eğleniyoruz, bazen çok ciddi çalışıyoruz.



Hadi bir de harika havadis vereyim: YoungGuns olarak, girdiğimiz konkurlardan ilkini aldık ve 2010 yılında Cumartesi Şarapları'nın dijital ajansı olduk. Eğlenceli işler çıkartıp sizi de keyiflendireceğiz. Çok kısa bir zaman sonra her gün cumartesi kafasında olacaksınız. Hazır mısınız?

(Ara not: Yapılacak etkinliklerden herkesten önce haberdar olmak isteyen bloggerlar benimle iletişime geçebilirler :) )













Ajansımızdaki neredeyse her an Onur Büyükçağlar tarafından fotoğraflanmaktadır, bu yazıdaki bütün fotoğraflar da onun arşivinden aşırılmıştır. Kendisine çok teşekkürler :)

Pinterest'im

Instagram'ım