sırbistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sırbistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2015

Benim gözümden Belgrad sokakları

Önümde sekiz tane uçak bileti var şu anda. "Bir şeyden mi kaçıyorum?" yoksa "Bir şey mi arıyorum?" diye soruyorum bu aralar kendime.

Hayatım boyunca her zaman seyahat etmekten çok keyif aldım. Üstelik benim için seyahat istikameti bile çok olmayan bir detaydı, "bilmediğim bir yer olsun." yeterdi. Ancak bu aralar gerçekten kendi rekoruma koşuyorum. Bir ayda üç ülkenin sokaklarını arşınladım.

Yazılarım -ki gerçekten hızlı yazarım- bile seyahatlerimin hızına yetişemiyor bu aralar. Sürekli olarak valiz topluyorum, kameramı boşaltıyorum, önceki seyahatin valizlerini boşaltmayı erteliyorum ve yeniden yollara düşüyorum.

Belki de çok sorgulamamak akışına bırakmak lazım. Çünkü bu aralar gitmek bana çok iyi geliyor. Ve insan her zaman keyif aldığı bir şeylerin peşinden koşmalı. Artık keyif almaz olana dek...

Seyahatlerimle ilgili bir meselem de fotoğraflar. Her şeyin ama her şeyin fotoğrafını çekiyorum ve onlarla ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yok. Basıp albüm mü yapmalıyım, foto kitap siparişleri mi vermeliyim, online olarak arşivleyip kaldırmalı mıyım, en sevdiklerimi basıp duvarlarıma mı asmalıyım bir türlü karar veremiyorum. 

Aslında, bu blogun geçmiş tarihli yazılarına ufak bir yolculuk yapınca bunun olumlu etkisi çok bariz. Yazılarımdaki görseller büyüdü, çoğaldı. Diğer yandan, yazdığım yazıların kategorilerinin dışında kalan, sokaklarda yürürken ilgimi çeken şeylerin fotoğraflarını nerede kullanacağımı bilemez haldeyim. Ve gerçekten sayıca çoklar...

Hala Photoshop filan kullanmayı bilmiyorum. Seyahat tutkum biraz yatıştığında yapılacaklar listemde bu da var. Ama şimdilik Belgrad sokaklarında gezerken gözüme takılan, ilgimi çeken şeyler karşınızda. Mekanlara ve tarihi yerlere ilişkin olanları zaten paylaştım. Bunlar sokaklardaki spontane şeyler, buyurun benim gözümden Belgrad'ı gezin:





12 Mayıs 2015

Belgrad'da nerede yesek, nerede içsek? Blaznavac, Smokvica, Skandarlija, Club Brankow, Toma ve Insomnia

Belgrad adı geçen her ortamda "Ah cafeler restoranlar, nasıl özgün, nasıl güzel ve nasıl ucuzdu." diyip durdum, ama bu kadar Belgrad yazısı yazdım hala bu mekanlardan bahsetmedim.

Şimdi sıra onlara geldi. Little Bey ile Koffein'den daha önce bahsettiğim için tekrar etmeyeceğim; ama onları da listenize eklemeyi unutmayın derim.


Life is better in Blaznavac

Gündüz turistik gezimizi yaptıktan sonra, bizim ekip akşama enerji toplamak için evde inzivaya çekildiğinde, hep birlikte akşam yemeğine gitmek için bir saat içinde eve döneceğime defalarca söz vererek Gallery 1250'nin yolunu tutmuştum.

Gallery 1250'den alışverişimi yaptıktan sonra hızlı adımlarla eve dönerken, karşıma lunapark gibi bir yer çıktı. Kapısında "Life is better in Blaznavac" yazıyordu. Elbette ki karşı koyamayıp içeri girdim.


Blaznavac, Aslanlar, zürafalar, arabalar, dansa davetkar mottolar içeren tabelalar ile oldukça absürd ve eğlenceli bir mekan.



Menüsünden, masada duran toz şekere kadar her detay ile ayrı ayrı ilgilenmişler. Çok renkli, çok keyifli ve çok mutlu bir yer. Belgrad'a gelmişken Blaznavac'ta soluklanmayı ihmal etmeyin.

Smokvica

Yine önünden geçerken gözümüze kestirip, buraya mutlaka uğramalıyız dediğimiz ve çok mutlu ayrıldığımız mekanlardan biri. Akşamları lokaller tarafından çok rağbet gördüğü için masa bulup bulamayacağınız şansınıza bağlı.


Oldukça geniş bir yelpazede yemek seçenekleri sunuyorlar. Dana carpaccio'dan, humus üzeri falafele, Thai usulü tavuktan tacosa yok yok. Üstelik tattığmız her şey gerçekten çok lezzetliydi.



Kokteyllerin sunumu kadar, tadı da harika ve mekanın atmosferi çok keyifli. Bir akşam yemeği için yolunuzu düşürmeniz gereken bir adres.



Belgrad'ın Asmalımescit'i Skandarlija 

Skandarlija, sağlı sollu dizilmiş restoran, pub ve tavernalarla dolu bir sokak.  İnsanların birbirinin üstüne çıktığı dans edilen mekanlar da var, canlı müzik eşliğinde rakija içilenler de, mum ışığında romantik akşam yemeği yenilenler de... Yani ruh haliniz ne olursa olsun, bu sokakta keyfinize göre bir şeyler bulmanız pekala mümkün. O yüzden bir akşamınızı buraya ayırmalısınız.

Yolda "Sezen" diye birisinin seslendiğini duyup, arkamı döndüğümde çocukluk arkadaşımı karşımda bulabildiğim bir sokak Skandarlija.


Bizim buradaki favorimiz Guli oldu. Loş ve sakin ortamı ile bize rahat rahat sohbet edecek bir atmosfer sunarken, son zamanlarla yediğimiz en iyi peperoni pizza ve lıkır lıkır akan birası ile midemizi de şenlendirdi. Pizza o kadar güzeldi ki, fotoğraf çekmeyi bile unutmuşum!

Geceyi sabaha dansla bağlamak için Brankow

Belgrad'a gelmişken bir gecemizi cluba ayırmazsak olmazdı, araştırdık, okuduk, en klas görünen Brankow'da karar kıldık. Önceden arayarak rezervasyonumuzu yaptırdık, gittiğimizde bir şişe votkamızı açtırdık. Gelsin elma suları, gitsin enerji içecekleri derken geceyi sonlandırdık. Bunun maliyeti kişi başı 65 TL oldu, ki Belgrad'ın ne kadar ucuz olduğunu anlamanız için yeterli olur sanırım.


Müzikler bir noktada çok kötüleşti; ama o noktaya kadar oldukça iyiydi. Bol bol dans ettik.Yalnız boy ortalaması gerçekten inanılmaz uzun. Dans ederken, diğer inanların bel hizasına gelmeyi kabullenerek gidin.



Sabah kahvaltısı için Toma:


Toma, onlarca çeşit hamur işi ve sandiviç sunan bir fırın. Ben Saraybosna'dan dönüp Belgrad'a gittiğim için börekler konusunda beklentim çok yükselmişti, buradaki börekleri beğenmedim. Ama seçenek o kadar fazla ki, illa ki karnınızı doyuracağınız bir şeyler bulabilirsiniz.


Welcome to the world of Insomnia 


Burası özellikle araştırıp gitmenizi tavsiye ettiğim bir mekan değil, bizim evimize çok yakın olduğu için geceyi kapatmak için ideal yerdi.  Bütün kokteyller 10 TL civarında. Neredeyse, seçmeye üşenip, "Yorma bizi. Hepsinden yap getir birer tane." diyecek kadar kırolaşacaktık. :)) Amaretto Sour'a ve oturup dev ekrandan tenis maçı izlemelerine bayıldım.


Zamanımız kısıtlı olduğu için bütün mekanları gezmemize imkan yoktu. Ama yine de genel izlenimi edinmiş olduk. Mekanların hepsinin dekorasyonu çok keyifli ve hepsi oldukça ucuz. Dışarıda yiyip içmeyi sevenlerdenseniz, Belgrad'ı sevmemenize imkan yok. Özellikle ara sokakları pas geçmeyin derim ben, her sokakta oldukça davetkar mekanlar sizi bekliyor.

Keşfederek kalın!

10 Mayıs 2015

Turistik Belgrad: Kalemegdan, Savaş Müzesi, Nikola Tesla Müzesi, 2 numaralı tramvay

Daha önce New York yazılarımda bahsettiğim gibi ben artık seyahatlerimde pek müze gezmiyorum, daha çok şehrin olağan yaşamına sızmaya çalışıyorum, restoranlar ile butiklerin peşinde oradan oraya savruluyorum. Hayatımın bu güne kadar olan bölümünde bana ömrüm boyunca yetecek kadar "kırık çanak çömlek (!)" gördüğümü düşünüyorum ve artık modern sanat galerileri ile sıra dışı müzeler beni antropolojik olanlardan çok daha fazla ilgilendiriyor.

Tabii ki bu tercih meselesi, kimisi de, bir şehirdeki bütün müzeleri gezmeden kendisini o şehre gitmiş hissetmiyor. Ben ise artık yüzlerce müze gezdikten sonra, sokaktaki insanları izlemenin, o şehrin marketlerine girmenin, lokal lezzetlerini tatmanın benim ufkumu daha çok genişlettiğine ve bana daha çok keyif verdiğine karar verdim. Bu nedenle, mesela küçük bir çocuğum yeğenim filan olmadıkça bir wax müzesinin kapısından içeri girmek yerine -ah bir de kapısında saatlerce sıra bekleyenler oluyor ya inanamıyorum- , en yakın yerde oturup bir kahve içmeyi bin kere tercih edebilirim.

Diğer yandan, seyahat ettiğim şehir küçük bir şehir ise, üç günlük hızlı turlarımda zaman artarsa, bu tip turistik must-see'lere "hayatta gitmem"  gibi bir inadım da yok.


Belgrad aslında yüz ölçümü olarak çok küçük bir şehir olmamakla birlikte, 'yeni şehir' olarak tabir edilen kısım bizim Batı Ataşehir gibi sadece binadan ve betondan ibaret olduğundan, turist olarak gittiğinizde ilginizi çekebilecek olan bölüm, çok rahat yürüyerek keşfedebileceğiniz bir alanı kaplıyor. Bu nedenle, üç günlük bir Belgrad kaçamağı yaparsanız ve çok tembellik etmezseniz, bu süre içinde restoranlar, cafeler, alışverişler, gece hayatının yanı sıra turistik etkinliklere de pekala zaman ayırabilirsiniz.


Merkeziliği nedeniyle ilk yolunuzun düşeceği yer muhtemelen Knez Mihailova'yı dümdüz takip ettiğinizde varacağınız Kalemegdan Parkı olacak. Ki bence mutlaka gidin, heykellerle süslenmiş koskocaman yemyeşil bir park burası.




Parkın sonuna kadar yürürseniz de size tepeden harika bir manzara vaad ediyor. Ancak o tepe gerçekten çok ve buz gibi esiyor. Ülkemize "Balkanlardan gelen soğuk hava dalgalarının" ne olduğunu, biz o manzarayı izleyeceğiz diye deneyimlemiş olduk.


Burada Belgrad Kalesi'ni ücretsiz olarak gezebilir, yoldaki seyyar satıcılardan askeri şapkalar gibi aksesuarlar satın alabilirsiniz. Benim aldığım şapka, üstümdeki kaşe mont ile çok uyumlu oldu, büyük bir zevkle militan pozlar verip, kendi kendime çok eğlendim :))






Burada bir de Saavaş Müzesi (gerçek adı Military Museum) var. Biz hava soğuk olduğu için biraz ısınmak amacıyla içeri girdik. Ama şunu söyleyebilirim ki, gezmezeseniz de hiçbir şey kaçırmazsınız. İçeride bolca silah mevcut; ama hiçbirinde doğru düzgün ne olduğunu anlatan İngilizce açıklama yok. O yüzden içeriden çok bilgilenmiş olarak çıkmıyorsunuz. Ben içeride şapkam ile pozlar verdim, bir de Sırpların tarihinin savaşmaktan ibaret olduğunu anladım, o kadar.





Bu nedenlerle, eğer kısıtlı zamanınız varsa, parkın ve kalenin tadını çıkarın, Military Museum'u pas geçebilirsiniz derim ben.

Belgrad'da asıl atlamamanız gereken bir müze varsa o da kesinlikle Nikola Tesla Müzesi.  Gerçekten Belgrad'da en etkilendiğim anları ben bu müzede yaşadım.

Belgrad ile alakasız ama Nikola Tesla'ya örtülü güzellemeler içeren harika bir film tavsiyesi de vereyim bu vesileyle. İzlemediyseniz Only Lovers Left Alive listenizde bulunsun.


Nikola Tesla Müzesi, şehrin biraz dışında yer alıyor. Gitmek için dünya kadar yol yürüdükten sonra, müzenin içine girip ne kadar küçük olduğunu gördüğümde biraz hayal kırıklığı yaşadığımı belirtmeliyim. Ancak çıktığımda tam tersine müzenin gerçekten inanılmaz olduğunu düşünüyordum.

Müzeye girdiğiniz zaman öncelikle size kısa bir Nikola Tesla belgeseli izletiyorlar. Şahsen ben sandığımdan çok daha fazla şeyi onun bulmuş olduğunu bu belgeseli izlerken öğrendim. Belgeseli izledikten sonra, gerçekten Nikola Tesla tarafından yapılmış aletlerin çalışmasını izleme şansını yakalıyorsunuz. Bazıları artık bozulmuş olduğu için çalışmıyor; ama bazıları insanın aklını başından alıyor.

Örneğin kablosuz elektrik gerçekten mümkün mü, ben çok emin değildim. Fikri çok hoşuma gidiyor, Nikola Tesla'ya bu bakımdan inanılmaz saygı duyuyor; ama mümkün olup olmadığını sorguluyordum. Bu müzede, ziyaretçilerin eline hiç bir yere bağlı olmayan kablosuz bir florasan ampul tutuşturuyorlar ve Tesla'nın meşhur kıvılcımlar saçan icadını çalıştırıyorlar. Biraz korkutucu bir an olduğunu itiraf etmeliyim, çünkü aletten dışarı kıvılcımlar çıkıyor. Ve inanılmaz olan şey şu ki, elinizde tuttuğunuz kablosuz florasan ampuller yanıyor! Gerçekten sırf kablosuz elektriğin mümkün olduğunu deneyimlemek için bile bu müzeye  gitmelisiniz!


Tesla'nın külleri de bu müzede duruyor, kendisi ile selfie yapmasam olmazdı :)))

Belgrad'da ayrıca gezebileceğiniz diğer turistik yerler Çiçek Evi olarak da anılan, özellikle Tito'nun doğum günü olan 25 Mayıs tarihinde ziyaretçi akınına uğrayan Tito's Mausoleum, 19. yüzyılda inşaa edilen National Theater ve Sırbistan'ın en eski müzesi olan Serbian National Museum.


Bir de 2 numaralı tramvay var. Şehrin bütün görülmesi gereken yerlerinin etrafında bir tur atıyor. Binmek için durağı bulmanız yeterli, bileti tramvayın içinden satın alabiliyorsunuz.

Biz şehirde iki gün yürüdükten sonra bu tramvaya bindiğimizde, şehrin bütün planlaması aklımızda yerli yerine oturdu, parçalar birleşti. Ancak tramvayın çok eski ve çok yavaş olduğunu söylemeliyim. Hatta bizimki yarı yolda bozuldu ve inerek turumuzu yarıda bırakmamız gerekti :)

Keyifli bir pazar olsun hepimize.


Pinterest'im

Instagram'ım