söyleşelim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
söyleşelim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Aralık 2013

bir kutuda neşe, sağlık, sevgi, başarı, huzur

Yılbaşı demek benim için süs demek, renkli ışıklar demek, planlar yapmak demek ve tabii hediye demek. 

Hediye zor iş... Bir kere doğru hediyeyi seçmek için kafa patlatmak gerekiyor, hadi düşündünüz taşındınız bir fikriniz var, onu satan bir yer bulmak gerekiyor. Hediye size veriliyorsa da, işiniz zor. Hiç işinize yaramayacak veya zevkinize uymayan bir şey çıksa da paketten, çok mutlu olmuş gibi yapmanız lazım malum.

Biz ofiste yılbaşı çekilişi yaptık bir ay kadar önce. 
Kuralı da koyduk, kimse kimseye söylemeyecek hediye alacağı kişiyi... Bir aydır herkes çılgın bir yoğunlukta çalışsa da, stratejiler geliştirmekten geri kalmıyor. "Bence Sezen X'e alıyordur" gibi. Nerede iki kişi başbaşa kalsa, diğerini sıkıştırmaya başlıyor: "Sana kim çıktı?" 

Büyük olaylar çözülüyor, mütaalalar, dava dilekçeleri hazırlanıyor, ama ofisin gündeminden hediye mevzuusu bir aydır düşmüyor. 

Tabii ofise gelen her kargo ve her paket bir ipucu olduğu için, başka zaman kimsenin diğerine gelen paketi merak etmesi gibi bir durum söz konusu değilken, bu aralar her paketin üstü inceleniyor, sallanıyor, içinde ne var anlamaya çalışılıyor.

İşte tam da bu günlerde benim elime ofis çekilişi ile bağımsız bir paket geçti: İlk yılbaşı hediyem! Atölye Radika'dan...


Paketin içinden çıkan her şey çok zevkli ve güzel parçalardı; ama asıl üstündeki kartı okuduğumda daha da anlamlandı; çünkü hepsinin bir misyonu vardı. 2014'ü neşeli, sağlıklı, sevgi dolu, başarılı ve huzurlu geçirmemi sağlayacaklardı. Çok ince ve esprili bir detaydı bu. 


Bu yılbaşı paketinin yaratıcıları Alev ve Seda'ya, hem onlar, hem de Atölye Radika hakkında merak ettiğim her şeyi sordum. Hala yılbaşı hediyesi alamadığınız birileri varsa veya 2014'te düğün dernek planları içindeyseniz, bu söyleşi sizin için gerçekten çok faydalı olabilir :)

Biliyorum, bir ürün tasarımcısı, bir grafik tasarımcı iki arkadaşsınız. Peki ya Atölye Radika'nın hikayesi nedir? Kurumsal hayattan bir gün sıkılıp kafanız atıp da bir iş kuralım fikri mi gelişti, yoksa en başından beri aklınızda olan bir plandı da yavaş yavaş mı şekillendi?

Yaklaşık 3 senedir tanışıyoruz; özel bir şirkette aynı ekipte çalışıyorduk. İşimiz yaratıcılık ve tasarım ile ilgili olduğu için, sohbetler de bu yönde gelişiyordu. Tasarımı ile öne çıkan her ürün veya projeyi paylaşmak ve detaylarını tartışmaktan zevk alıyorduk. Kurumsal iş hayatından sıkıldığımız için değil, fakat kendimizi denemek üzere hobi olarak başladık araştırmaya ve üretmeye. Araştırdıkça yakaladığımız güzel detayları, kendi fikirlerimiz ile birleştiriyorduk. Böylece, Atölye Radika yavaş yavaş oluşmaya başlamıştı. Aile ve arkadaş çevremizde nişan, nikah ve doğum gibi kutlamalara tasarımlarımız ile eşlik ediyorduk. Hediye tasarımlarımız beğenildikçe ve konuya artan ilgimizi farkedince, bu hobimize bir koleksiyon ve kimlik oluşturarak devam etmek istedik.


Atölye Radika tamamen ikinizin eseri mi yoksa, gizli kahramanlar da var mı bu işin arkasında?

Atölye Radika, tasarım ve kimliği ile oluşurken eşlerimiz, ailelerimiz ve dostlarımızın fikirlerinden beslendi; tamamen ikimizin eseri fakat yalnız değiliz demek daha doğru! :)

Peki ikinizin arasında bir iş bölümünüz var mı? Tasarlayan, malzemeyi, fikri bulan, fotoğraflarını çeken gibi?

Uzmanlıklarımız farklı olduğu için bazen iş bölümü yapıyoruz; ama ikimizin zamanı ve enerjisine bağlı olarak bu iş bölümü de değişebiliyor. Her gün konuşarak, paylaşarak ve tartışarak iletişim kurmak iş bölümünün keskin çizgilerini kaldırıyor.

Önemli not: Bir balık burcu ve bir ikizler burcu, iyi iletişim kurarsa iş bölümü doğal ve yaratıcı bir süreçtir. :)


Ürünleriniz el yapımı kadar özenli, ama makineden çıkmış kadar muntazam. El yapımı mı Atölye Radika'da gördüğümüz her şey?

Detaylarda ve işçilikte özenli olmak ilk kuralımız; hafif yamuk, biraz bozuk, azıcık eksik gibi kaçamaklar yapmıyoruz, bu konuda takıntılıyız bile denebilir. :) Her şey el yapımı değil veya bizim elimiz ile yapılma değil, öyle olması da oldukça zor. Kişiye özel ve yüksek adetli siparişler ile çalışırken yetişmek zor, fakat el yapımı veya hissi veren doğal malzemeler seçerek çalışmayı tercih ediyoruz. Plastikten uzak duruyoruz; kağıt, cam ve tekstil kullanmayı çok seviyoruz. Yeni bir ürün grubumuz var: Defter. Yeni yıl ile beraber, yeni aksesuarlar (defter, minder, askı, çerçeve, vb.) tasarlamak ve Atölye Radika'nın el yapımı koleksiyonlarını oluşturmak istiyoruz.

Web sitenizde çeşit çeşit ürün var. Talipliler onlar arasından seçip sipariş mi veriyor? Yoksa ellerinde beğendikleri bir şeyin fotoğrafı ile kapınıza dayansa, sipariş üzerine üretim de yapıyor musunuz? Mesela ben evleniyorum diyelim, çok miktarda ürüne ihtiyacım var. Sizinle yaklaşık ne kadar zaman önceden iletişime geçmem gerekiyor? 

Kişiye özel tasarım yaptığımız için, hazırda "bitmiş ürün" bulunduramıyoruz. Daha önce çalıştığımız siparişlerin fotoğraflarını örnek olması için paylaşıyoruz; bazen örneklerin aynısı sipariş ediliyor, bazen ise malzeme renkleri ve içerik kişiye özel tercih edilebiliyor. İletişim için, teslimden en az 10 gün önce diyoruz, ama 500 adet ve üzeri siparişler veya karar vermekte zorlanan kişiler için bu süre daha uzun olmalı elbette. 

Nadir de olsa, farklı ve daha önce çalışmadığımız bir hediye isteği gelebiliyor. Örnek bir fotoğraf veya sözlü tarif ile gelen istekler, oldukça heyecan verici bir süreç. Atölye Radika'nın tasarım diline ve kalitesine uygun ürünler teslim etmek istediğimiz için, yeni tasarımı oluşturma sürecinde yeni şeyler öğrenme fırsatı bulmuş oluyoruz.



Bir de fikir olsun diye mesela bebek, nikah şekerleri için fiyat aralığınız nedir?

Nikah ve doğum hediyelerinde fiyat aralığımız 3,00TL-6,00TL arasında değişiyor. Daha önce çalışmadığımız bir hediye için ise, malzemeler için fiyat araştırması yaparak yeni bir fiyat teklifi sunuyoruz.

Çok klişe bir soru olarak, ilham kaynaklarınız? :)

Öncelikle hayaller ve isteklerden ilham alıyoruz; sonra ise, ortaya çıkan ürünler ve kullandığımız malzemelerin potansiyeli ile kendimizi geliştiriyoruz. Örneğin; bir nişan veya doğum için kutlama yapıyorsunuz ve ufak ama özel bir hediye ile mutuluğunuzu paylaşmak istiyorsunuz. Bu hediye sizin tarzınızı ve kutlama sebebinizi yansıtmalı, daha önce gördüklerinize göre fark yaratmalı ve tebessüm sebebi olmalı diye hayal ediyorsunuz. Bu süreçte doğru malzeme ile renklere karar verebilmek, ve sonundaki tatmin ile tebessüme varabilmek, bize ilham veren önemli detayları oluşturuyor. Malzeme gezileri, ürün/detay araştırmaları ve arkadaş tavsiyeleri ile yeni şeyler öğrendikçe hevesimiz ve ilham kaynaklarımız artıyor.


Sormadan edemeyeceğim bir şey, Radika bildiğim kadarıyla Egelilerin pişirmeyi pek sevdikleri bir ot. İstanbul'da da pek bilinmez, Egeli misiniz? Ve neden "Radika"?

Karahindiba çiçeği olarak da bilinen radika, çocukluğumuzun hafif bir esintide bile uçuşan tüylü çiçeğiydi. Bu tüylerin, hem hatıraları canlandıran hem de narinliği ve güzelliği temsil eden detaylar olduğunu düşünüyoruz. Detaylara ve hatıralara verdiğimiz önemi yansıtması için atölyemize Radika ismini verdik. Egeli değiliz, araştırmayı seviyoruz.

Egelilerin bu çiçeğin yapraklarını kullanarak yaptığı mezeyi de duyduk. 

Not: Üflerken dilek tutmayı unutmayın! ;)

Ürünlerin hepsi çocuklarınız gibidir eminim, ama özellikle sevdikleriniz vardır. İkinize ayrı ayrı en sevdiklerinizi sorsam...

Dantel şerit ile süsleyerek hazırladığımız lavantalı şişeler: Pembe olmadan romantik, demode olmadan nostaljik ve sıkıcı olmadan sakin bir havası var.


Maillerinizdeki uslüp ve dil harikaydı! Çok okur yazar olduğunuzu düşünüyorum, yanılıyor muyum? Konseptten biraz çıkalım, Mushaboom8cilere 2014 'te mutlaka okumalarını tavsiye ettiğiniz birkaç kitap tavsiyesi isteyelim sizden.

Teşekkür ederiz!  Belki eskiden çok okur ve daha çok yazardık diyelim. Son aylarda dikkatimizi ve ilgimizi çeken kitaplardan tavsiye edebileceklerimiz şöyle:

Acaba Nasıl (Bilmeniz Gereken 500 Şey) / Derek Fagerstorm & Lauren Smith, NTV Yayınları
Gündelik hayata dair pratik ve ferekli/gereksiz her türlü bilgi harika illüstrasyonlar ile anlatılmış. Çok işe yarıyor ve çok eğlenceli bir kitap. Topuz yapalım, Nar soyalım, Kadın bluzlarını tanıyalım, Ağız içinde kiraz sapı düğümleyelim…

Gebelere Balon (Hamilelik Hurafeleri) / Bihter Dinçel & Elif Ezgi Uzmansel, Yitik Ülke Yayınları
Aynı dönemde hamile kalmış iki arkadaşın birbirlerine yazdığı detaylı ve samimi yazılardan oluşan bir kitap. Ve evet, birimiz 8 aydır hamile ;)

Atölye radika'nın gelecek hayalleri nedir? Bir dükkan, work-shop atölyeleri gibi bir şeyler bekliyor mu bizi? 
Henüz oldukça yeni ve gelişen bir süreçteyiz, ama hayalsiz olur mu? İlerde bir dükkan ve geniş bir atölyede toplantılar/kurslar olsun, bizim olsun.

Web siteleri için tık, Facebook için tık, Pinterest için tık

04 Temmuz 2010

Ağustosta: Acilen Evlenmem Lazım!


Briget Jones ile popülerleşip Sex and the City ile doruklara ulaşan chick-lit'lerin Türkiye'deki başarılı öncüsü olan Ekin Atalar'ın Selindrellası'nı okuduktan sonra, size şurada ve şurada bu romandan bahsetmiştim. Sonuna da "Ekin Atalar, ola ki buraya yolun düşerse, hazır sevgili blog okurları da sağ koldaki anketten bu olayı destekliyorken, seninle bir söyleşi yapmayı gerçekten de çok isterim!" diye bir dip not düşmüştüm.
Ne mi oldu? Hem bu blogda "her pazartesi bir söyleşi" Ekin Atalar ile başlamış oldu, hem de çok yakında Selindrella'nın devamına kavuşacağımızı öğrenmiş oldum.

Son derece klişe bir soru ile başlayalım: Yazıya ne zaman, nasıl bulaştınız? Dramatik yazarlık okumanızın bir sonucu mu, yoksa buna sebep olan çok daha öncelere dayanan bir ilgi mi?
Dramatik yazarlık okumamla ilgisi yok esasen. Duygularını pek iyi ifade edemeyen biriyim ben, bu konuda ciddi arızalarım var. Ben çok rahatsız hissederken kendimi, insanlar rahat olduğumu zanneder, çok mutlu olduğum bir anda, neyin var iyi misin diye sorarlar, bir de açıklamalar yaparım sürekli konuşurken. Bunu dedim ama aslında şunu demek istiyorum, yanlış anlamadın değil mi diye sorarım genelde. Yanlış anlaşılmaktan korkuyorum, yazmamın nedenlerinden biri bu. Açık ve net olabiliyorum yazarken.
Yazdığınız ilk kitap çok daha ağır sayılabilecek konulara dayanırken, üstelik bunda da Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri'nde başarılı olarak nitelendirilmişken, "chick-lit" yazma fikri nasıl doğdu?
Bu soruyu daha önce de sordular. “Ağır edebiyat”ve “Chick-lit”birbirinden çok farklı değil mi, neden bu türe geçiş yaptınız diye. Sanki Nabokov’un tahtına oynuyordum da, birden yönümü değiştirip Marian Keyes’e diktim gözümü. Yok öyle bir şey. Ticari bir kaygıdan ötürü de yazmadım Selindrella’yı, okumak istediğim şeyi yazdım. Hala da öyle yapıyorum. Ben yazarken ve okurken eğleniyorsam okuyanlar da eğlenir. Ben hüzünleniyorsam, onlar da hüzünlenir. Önemli olan bu. Bir de sınırlamaları sevmiyorum. Yeniliklere ve sürprizlere açık olmak lazım. Chick-lit olmayan bir roman da yazdım mesela Selindrella’dan önce, belki o da yayınlanacak yakında.
Bildiğim kadarıyla aynı zamanda senaristsiniz de. Dışarıdan bakınca roman ve senaryo çok ayrı disiplinler gibi görünüyor yanılıyor muyum?
Aslında aynı disiplinin farklı kolları diyebiliriz. Bir dizi senaryosundan bahsediyorsak, mutlaka işin içinde bir ekip oluyor. Toplantılar yapılıyor, sinopsis çıkıyor, ardından tretman, son olarak diyalogların yazılmasıyla birlikte tam bir senaryoya dönüşüyor. Çok da özgür olunamıyor tabii. Belli bir akış var ve o akışın dışına çıkmıyoruz pek. Farklı kaygılar da giriyor işin içine. Yapımcının, kanalın ve zaman zaman seyircilerin farklı istekleri olabiliyor. Ona göre revizyonlar yapıyoruz. Roman bu anlamda çok farklı. Daha özgürsün her şeyden önce. Yapıyı, aksları, karakterlerin öykülerini istediğin gibi şekillendirebiliyorsun çünkü tek başınasın.
Bir de Selindrella muhteşem bir isim, romanın içeriğine de cuk oturuyor. Onun bir oluşma hikayesi var mı, yoksa üzerinde çalışılarak oluşturulmuş bir isim mi?
Tamamen Sindrella’dan çıktı. Selin’in Külkedisi’nden dönüşme hikayesi yani. Öyle uzun uzun düşünmedim.

Chik-lit'ler genellikle mutlu sonlarla biter, bizi hayallerdeki ilişkilerin var olabileceğine ikna ederler. Sizin yazdığınız Selindrella da öyle. Peki Ekin Atalar olarak ne düşünüyorsunuz ilişkiler hakkında? Var mıdır bu romanlardaki mutlu sonlar, yoksa kandırılmayı mı seviyoruz?
Körpe zihinleri ilişkiler hakkındaki fikirlerimle zehirlemeyeyim şimdi ben. Ama şunu söyleyeyim, aşk nasıl bir şey biliyorum.
Eşcinsellere her iki kitabınızda da dokunuyorsunuz. Tesadüf mü, yakın çevrenizde bulunanlardan tanıdıklık mı, yoksa özel bir merak mı?
Dokundurmuyorum aslında. Bütün karakterler heteroseksüel, araya iki tane de gay koyayım da çeşni olsun diye düşünmedim.
Peki Ekin Atalar nasıl yaşar? Gardrobu muhteşem parçalarla dolu, şehrin en güzel mekanlarından çıkmayanlardan mıdır, yoksa Selin gibi daha ironik, bazen zavallı, ama o anlarda bile komik olanlardan mı?
Tabii ki muhteşem bir gardırobum var. Her gün önünde dikiliyorum, bugün hangi özel yapım Chanel elbisemi giysem, hangi Hermes çantamı taksam, hangi Louboutin ayakkabılarımı giysem diye düşünüyorum. Sonra en cafcaflı elbisemi giyiyorum, alıyorum Hermeslerimden birini, beş karış topuklu Louboutinlerimi giyiyorum, çıkıyorum İstinye Park yollarına. Yemekti, kahveydi, alışverişti derken akşam oluyor. Eh, akşamları da arkadaşlarla mutlaka Reina’ya gidiyoruz, çılgınlar gibi eğleniyoruz. Kışları Londra’da yazları Cannes’da takılıyoruz filan. O sırada uyanıyorum hep.
Birisi çıkıp da size bomboş bir gün armağan etse ne yaparsınız?
Sıkılırım.
Şehirde herkesin gizli keşif noktaları vardır. Yemek yemek için, alışveriş yapmak için, kahve içmek için. Sizinkilerden birini bizimle paylaşır mısınız?
Gizli mi bilmiyorum ama, Galatasaray’daki MOR’un sıkı takipçilerinden biriyim. Neredeyse haftada birkaç gün önünden geçiyorum, mutlaka durup vitrine bakıyorum. İnanılmaz güzel ve orjinal takılar yapıyorlar.
Ağustosta çıkacak olan yeni kitap hakkında ipucu istesem? Selindrella'nın devamı mı, yoksa yepyeni bir proje mi?
Selindrella’nın devamı olacak. Adı da “Acilen Evlenmem Lazım.”Selin eski sevgilisinin evlenmek üzere olduğunu öğreniyor ve ondan önce evlenebilmek için kolları sıvıyor. Bu kadarını söyleyeyim şimdilik.
Yaz sebebiyle yolculuklara çıkacak olan "chick"lere yollarda ve güneşlenirken okumaları için birkaç kitap tavsiyesinde bulunur musunuz?
Kitap tavsiye etmek biraz sıkıntılı bir şey aslında. Böyle sorunca insanın aklına pek bir şey gelmiyor. Yine de güneşlenirken, Candace Bushnell’in Carrie Günlükleri ve Marian Keyes’in The Brightest Star in the Sky’ı okunabilir. Sophie Kinsella sevenler için de Yirmiler Kızı iyi bir tercih olabilir. Tatile arabayla çıkacak olanlara, (otoyollardaki kaza oranı düşünüldüğünde) Philippe Aries’ın Batılının Ölüm Karşısında Tavırları’nı da tavsiye ederim ben, her şeye hazırlıklı olmakta fayda var.

Pinterest'im

Instagram'ım