20 Aralık 2014

Bit pazarı, havalimanında daktilo krizi, Düsseldorfer Weihnachtsmarkt, efsane tatlılar ve hosçakal Almanya!

Ben Almanya'da gidip döndüğümden, hatta yanımda getirdiğim ganimetlerin büyük bir kısmını mideye indirip, geri kalanını arkadaşlarıma yeni yıl coşkusu aşılamak için dağıttığımdan beri birkaç hafta geçti. Noel pazarlarını büyük bir şevkle tek tek yazdım, umarım fotoğrafları beğenmiş, yeni yıl için heyecanlanmaya başlamışsınızdır. :)

Şimdi üzerimde pofidik sabahlığım, ardı ardına kadehleri değil, french press dolusu kahveleri devirdiğim ve biricik eşlikçimin Taşıma Hukuku kitapları olduğu bu cumartesi gecesinde, saatlerdir bit kadar yazılı mevzuat ve kanunlar üzerinde çalışmaktan fena halde baydım ve yaptığım Almanya seyahatinde henüz bahsetmeye fırsat bulamadığım her şeyden bahsedip, biraz kafa dağıtmaya karar verdim.


Bambaşka bir yere giderken tamamen tesadüfen fark ettiğimiz Kamen'deki Trödelmarkt'a -ıvır zıvır pazarı olarak tercüme edilebilir- kelimenin tam anlamı ile bayıldık. Roma'daki aşkımız Porta Portese  kadar kocaman olmasa da, satılan kıyafetlerin hiçbir cazibesi olmasa da, ev eşyası konusunda tam bir cennetti bu pazar. Bizde Çukurcuma'da ve Teşvikiye'nin arka sokaklarında 'antika' adı altında bol sıfırlı fiyatlarla satılan ürünler, burada 5-50 euro aralığında yeni sahiplerini bekliyordu.

Özellikle porselen bebeklere bayıldım ben.





Bir tane gıcır gıcır daktilo beğendim, adamın uçuk bir fiyat söyleyeceğinden emin bir şekilde, fiyatını sordum. Aldığım cevaba inanamadım ve 'fünfzehn' ile 'fünfzig'i karıştırmadığımdan emin olana kadar adama defalarca aynı soruyu sordum; sonuç olarak o daktilo, kutusu ile birlikte 15 euro'ya benim oldu.
Pazardan ayrıca kocaman bir Noel baba, bir sürü aksesuar aldık.


Dönerken, daktiloyu başına bir iş gelmesin diye bagaja veremediğimden, kutusu ile birlikte yanıma aldım. Almanya'da sınır güvenliğinden geçerken, sırt çantam sorunsuz geçmesine rağmen, daktilom yan tarafa alındı. Güvenlik, daktilo çantasının x-raydeki görüntüsüne şaşkınlıkla bakıp "Bu nedir?" diye sordu. "Daktilo" dedim. İçini açtı, bayıldı. Nereden aldığımı, ne kadar ödediğimi sordu. O sırada yine aynı pazardan aldığımız kocaman Noel Baba geçti x-rayden. Adam gülmeye başladı. "Ne kadar garip eşyalar taşıyorsunuz. Bu adam kim?" diye sordu. Ardından da  "Noel babayı alabilirsiniz, daktilo benimle kalıyor." diye tutturdu. Meğerse içi net olarak görünemediğinden, kimyasal bir şeyler sıkıp, bir test yapmaları gerekiyormuş. Bir anda havalimanındaki en popüler şeye dönüşüveren daktilom, şu anda sadece çalışma masamda dekorun bir parçası olarak duruyor, üstümde saten sabahlığım ile başına oturup mektuplar yazacağım boş saatlerimi sabırsızlıkla bekliyorum :)

Noel Baba'ya gelince, o da anneannemin sevgilisi oldu. Yıllardır aradığı mutluluğu onda buldu, yanından ayırmıyor bu günlerde :)


Ayrıca Vestfalya Eyaleti'ndeki yılbaşı pazarlarını yazıp, Düsseldorf'tan bahsetmemek olmaz, malum Düsseldorf bu eyaletin başkenti. Ayrıca sanayi fuarlarının, modanın merkezlerinden biri ve zengin bir şehir. Alışveriş caddesinin adı boşuna Königsallee -Krallar Caddesi- değil. Ve bu caddedeki mağazaların vitrinleri bakmaya doyulamayacak şekilde tasarlanmış.








Düsseldorf'taki Noel Pazarı, meyhane ve birahaneleri ile ünlü Altstadt'ta kurulu. Şehir zenginliğini Noel Pazarı ile de belli ediyor. Minicik dönme dolaplar yerine, gerçekten havalı bir dönme dolap kurulmuş, ayrıca Glühwein kupaları diğer bütün pazarlarınkinden farklı bir tasarıma sahip.







Düsseldorf'ta çektiklerimin arasından en sevdiğim fotoğraf ise kesinlikle şu oldu:


Almanya'dayken doyamadığım şeylerden biri de tatlı yemek. Gerçekten pasta konusunda Almanlar bir harika. Bergkamen'deki Kathi's'de yediklerimin tadı hala damağımda.


Almanya'dan dönüşümde en mutlu ettiğim insan kardeşim oldu, formasına da Angry Bird beresine de bayıldı. Ofisteki arkadaşlarımın masasına birer yılbaşı süsü, kart ve çikolata bıraktım. Mr. Feelgood'a iç ısıtmalık shot bardak setli Jagermeister'ını verdim. Kendi ganimetlerimi ise yerleştir yerleştir bitiremedim. :)






Ve minik çam ağacımı kurdum, getirdiğim çikolatalar ile de süsledim. Henüz altında hiçbir hediye yok, umarım ki yılbaşı hediyesi alışverişimi de önümüzdeki haftasonu tamamlamış olacağım!




Bu harika günler için Arkan ailesine kocaman teşekkürler bir kere daha.
Ben şimdi işe dönüyorum, şu anda çalışmanız gerekmiyorsa, benim için de keyif çatarak kalın!

16 Aralık 2014

Vestfalya Eyaleti'nde Yılbaşı Pazarları -4: Die Kölner Weihnactsmärkte

Her gün ayrı bir Weihnachtsmarkt'ın yolunu tuttuğumuz tatilde, sona yaklaşırken istikametimiz Köln.


Ren Nehri'nin tam ikiye böldüğü bu şehirin, eyaletin sanat ve eğlence merkezi olduğunu biliyoruz. Ve daha arabayı park edip, otoparktan çıktığımız anda bu farkı hissedebiliyoruz. Tam o sırada bir filarmoni konseri boşalıyor. Günlerden pazar olmasına rağmen, herkes jilet gibi. Tarzları oldukça sade ve gösterişsiz, ama kabanları ile ceketleri çok kaliteli.

İçlerinde tek bir frapan giyimli, orta yaş üstü kadın var, kendisine bayılıyorum.


Hava o kadar soğuk ki, gözlerimiz hemen Glühwein yuvarlayabileceğimiz bir yer arıyor. Şömine görünümlü sobaları ile yoldaki pek çok mekan, çok aramamıza gerek bırakmıyor.





İçimizi sıcak şarap ile ısıttıktan sonra, Weihnachtsmarktlardan ilkinin yolunu tutuyoruz. İlki diyorum, çünkü Köln'de sokakların şıkır şıkır olmasının yanı sıra birden fazla Noel pazarı kurulmuş. Hatta bunlar arasında ring tur yapan arabalar bile var. Biz ilk önce "Heimat Der Heinzel"e giriyoruz.


Burası gezdiklerimin içinde en kalabalığı, en organize olanı, en şıkı ve en hızlı yeni yıl ruh haline sokanı. Eğer ki kalabalık benim gözümü korkutmaz derseniz, doğrudan Köln'e gelin, burada gezin.


Weinachtsmarkt'ların olmazsa olmazları bratwurst denilen küçücük ekmek içinde servis edilen, hardallanması makbul olan sosis ile kırmızı şaraptan yapılan Glühwein. Ama burada başka popüler lezzetler de var.



Bunlardan ilki sarımsaklı sıcacık ekmeğin üzerine dilediğiniz malzemeleri koydurduğunuz Knofibrot. İnanılmaz lezzetli; ama sonrasında buram buram kokacağınız için birlikte gezeceğiniz herkese yemeleri konusunda baskı yapmayı unutmayın.

İkincisi de beyaz şaraptan hazırlanan, Weisser Glögg. Sıcak beyaz şarap diyebiliriz buna, ki bence kırmızısından daha lezzetli ve daha hızlı ısıtıyor.



Burada saatlerce gezebilir, şeker veya baharat kaplamalı bademler, çubukta etler yiyebilir, bardaklarca kırmızı veya beyaz şarap içebilirsiniz.











Yine de bana sorarsanız bütün zamanınızı burada harcamayın, Dom'un (Köln Katedrali) hemen avlusunda kurulan pazarı sakın kaçırmayın. Pazara yaklaştığım anda, birkaç dakika yolun ortasında durup hayranlıkla uzaktan izledim, adım atamadım. Çünkü katedralin gri -siyah yapısı, gotik mimarisi ve melankoli ile ürkütücülük karışımı tarzı ile, hemen önündeki pazarın ışıltısı, neşesi, renkleri inanılmaz bir tezat yaratıyor. Büyülüyor.

Orada gördüğüm görüntüye hazırlıklı değildim ve ne yazık ki tamamını çekebileceğim bir lens yanımda yoktu. O yüzden paylaşacağım görsellerin hiçbiri orada hissettiklerimi tam olarak yansıtamayacak malesef.






Buradaki pazarda, o tezatın tadını çıkartabilirsiniz; ama kalabalıktan bir şey yiyip içmek veya tezgahlarda sıkışmadan bir şeye bakmak imkansız. Benim elimdeki sıcak şarabın büyük bir kısmını montum içti. O yüzden "Heimat Der Heinzel"de karnınızı doyurup, Glühwein'ın tadını çıkarıp buraya gelmenizi tavsiye ederim.

En sevdiğim de bu standın adı oldu: "Tatlı Eczane" : )


Yeni yıl için heyecanlanarak kalın! :) 

Pinterest'im

Instagram'ım