parti ve düğün fikirleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
parti ve düğün fikirleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2014

Köşkte yemek, sahilde piknik, merhaba yeni yaş!


Aslında doğum günü kutlamalarıma oldukça önceden başlamıştım. Benim doğum günümde Berlin'de olacak Marthacım ile cin tonikleri devirerek, güzel anılarımız anmış, şimdiden geleceğe uzanan her zamanki gibi upuzun bir sohbet eşliğinde erkenci bir kutlama yapmıştık.

Asıl doğum günümde ise, ilk kutlamayı ofiste yaptık. Mumlarımı üfleyip, leziz bir pasta kestikten sonra, haftasonu ofiste bırakmaya kıyamayacağım kadar renkli ve mutlu edici buketim kucağımda ofisten çıktım. Doğum gününün cumaya gelmesi harika bir şeymiş!


Akşam Mr. Feelgood organizasyonu ile istikametimiz Moda'daki Saklı Köşk oldu. Bu köşk, gerçekten adı gibi saklı. Moda'nın bütün o curcunasından uzakta, giderken "yanlış sokağa mı girdik?" diye düşündürecek sessiz ve boş bir sokağın üstünde. Köşkün, oldukça ferah ve keyifli bir de bahçesi var. Bahçenin aydınlatması da çok güzel. Ne yediğinizi görmenizi engelleyecek, ne de gözlerinizi alacak, tam kıvamında yumuşak bir aydınlatma...


Masaya oturduğumuz gibi, oldukça şık bir biçimde servis edilen süzme yoğurt, balzamik ve zeytinyağından oluşan aperatifimiz geldi. Onu atıştırırken, menüye göz attık. Tercihimiz kırmızı mercimek favası, Çerkez tavuğu, mücver ve deniz mahsullü içli köfteden yana oldu.




Yediğimiz her şey gerçekten lezzetliydi; ama özellikle deniz mahsullü içli köfteye bayıldık. Çok şaşırtıcı, çok radikal; ama damağı hiç rahatsız etmeyen, daha fazlasını isteten bir lezzet. Buraya yolunuz düşerse mutlaka tadın derim. Ayrıca bütün dünyadan biralardan oluşan oldukça zengin bir bira menüsü var, bira meraklısıysanız bu bahçede keyifle uzun saatler geçirebilirsiniz.


Ertesi gün sabah, yani yeni yaşımın ilk gününde, koşa koşa vize merkezine gittim. Bir günde vize çıktığını hiç duymamıştım, o yüzden eksik evrak gibi bir sıkıntı var diye endişeyle fırlamıştım yataktan. Altı aylık vizeye kavuşmuş olarak, yeni yaşıma şanslı bir başlangıç yaptım.

Doğum günü kutlaması için bu sene bir restoran veya bar konsepti istememiştim. Zaten aylardır oradan oraya koşturuyordum, keyif çatmaya fırsat bulamıyordum. Kendi doğum günümde de süslü ve gergin bir ortam istemiyordum. Bu yüzden kafaya koymuştum, doğum günü pikniği organize edecektim. Davet ettiğim pek çok kişinin havaya ilişkin soru işaretlerini, beni piknikten caydırma çalışmalarını görmemezlikten geldim. Kimse gelmese de ben süslü bir piknik ortamında keyif çatarak kutlayacaktım yeni yaşımı.

Yogitamın yardımı ile son alışverişleri tamamladıktan sonra, Caddebostan Sahil'de Yogitam ve Mr. Feelgood ile birlikte hayalimdeki pikniği kurmaya başladık.






Köpeğini gezdirenlerin, sahilde koşanların şaşkın bakışları altında, kafamızda neşeli taçlar ile altın rengi balonlarla süslediğimiz ağaçlar altında, neşeli aksesuarlarla çok keyifli bir piknik ortamı yarattık. Bütün gün boyunca içtik, yayıldık, sohbet ettik. Hatta hava karardı, biz pikniği bitirmedik, herkes gittikten sonra, süper tatlı bir çift ile geceye kadar o pikniği sürdürdük.








Ayşem bellini ve plastik kadehlerle,  Tuğçem süper tatlı bir peçete ve Bozcaada ganimetleri ile, piknik ortamına daha da renk kattı.




Süpersonik hediyelerimi ayrıca paylaşacağım. Yeni yaşıma girerken yanımda olan ve çok güzel dileklerini ileten herkese çooooooooooooook ama çooooooooook teşekkür ederim.

Hep keyifle ve her an hayattan zevk alarak kalalım!

04 Ekim 2014

Coffeetopia, Hünkar, Bir Gün, Cahide Harikalar Diyarı, Pek Yakında.

Ekim ayının benim açımdan pek çok anlamı var. Bir kere bayıldığım yaz mevsiminin sonu, tenimin bronzluğunun son günleri, hem rahat hem şık olan espadrillerimle vedalaşma zamanı, günlerin kısalmaya başlaması, güneş gözlüklü ve bronz havalı insanların azalması derken biraz hüzünlenirim. Daha romantik ve evcil bir ruh haline geçerim.

Diğer yandan doğum günüm ekim ayında olduğu için, hayatımda bir yaşı daha kapatırken, bir dururum, geride bıraktığım bir yıla şöyle bir bakarım. Bu yıl neler yaptım, nelerde iyi, nelerde kötüydüm kendimle hesaplaşırım. 

Yirmisekizinci yılımı geride bırakmaya birkaç gün kalmışken, son derece huzurluyum. Bu yıl hayatımda radikal bir değişiklik olmadı. Ama harika projelerde çalışma imkanı yakaladım, aynı zamanda hem yurtiçinde hem yurtdışında bol bol seyahat ettim, harika insanlarla tanıştım, sevdiğim arkadaşlarımla pek çok şey paylaştım, dibe vuran ve zirveye çıkan anları ile güzel bir ilişki yaşadım, çok kitap okudum, hayatıma fotoğraf çekmek gibi çok taze bir hobi ekledim, bu bloga çok daha düzenli biçimde yazılar yazdım, güzel paralar kazandım, daha da güzel harcadım. 

Ayrıca bu sene ekim ayına, yaklaşan bayram tatilinin heyacanıyla başlamış olmamız da ayı güzelleştirdi. Hepimiz hızlı günler geçirdik, kış başlamadan biraz dinlenmeyi ve tatili hak etik, o yüzden süper isabetli oldu.


Bugünlerde ajandam, ekim ayını rehavetinin aksine oldukça kalabalık. Pek çok davetkar etkinlik, varlığı bile mutlu eden uçak biletleri, dilekçelerin teslim tarihleri, hayata geçirilmek üzere not alınmış fikirler üst üste alt alta dizilmiş bana el sallıyorlar. Bu sene, kış rehavetine kapılmama engel olacak pek çok harika süprizle karşılaşacakmışım gibi bir his var içimde, ki bu umutlu ve heyecanlı his bile yeter!

Zihnimin kıvrımlarında pek çok alakasız düşünce muzipçe gezinirken, tutarlı bir yazı çıkarmam çok zor. O yüzden kısa kısa son zamamlardaki keşiflerimle huzurlarınızdayım:

• Ayşe Kulin'in kitabı Bir Gün. Çocuklukları birlikte geçmiş iki kadın yıllar sonra bir araya geliyor. Biri eğitimli bir ailede iyi şartlarda büyümüş, pek çok imkan önüne sunulmuş, sırf kocası onuncu yıl dönümlerinde romantik bir hediye yerine, fonksiyonel bir mutfak robotu aldı diye ortalığı yıkmış bir Türk kadını. Diğeri üç anne ile köyle büyümüş, aşık olup kaçtığı adam üzerine kuma getirmiş bir Kürt kadını. Bu iki kadın karşılaştıklarında ilişkilerinden politikaya, ülkedeki eğitim probleminden Türk -Kürt meselelerine kadar her şeyi konuşuyorlar. Bundan on sene kadar yazılmış olmasına rağmen, hala çok güncel konular içeriyor, hangi bakış açısına veya hayat standardına sahip olursanız olun, diğer taraftan bakma imkanı sunuyor. Yapaylaştığını ve zorlamaya kaçtığını düşündüğüm kısımları olsa da, okunması gereken romanlardan.


• Starbucks'ın şehre ilk açıldığı zamanlarda o beyaz karton bardaklarla ortalıkta takılmak ne kadar coolsa, şimdi de o kadar demode. Artık butik kahve dükkanlarımız var. Minikler, sempatikler, leziz kahveler yapıyorlar. Tek sorun çok hızlı ünleniyor olmaları. Bizim evin civarındaki kahvecide kimsecikler yokken pijamalarımla gidip leziz kahvemi içip, ikram ettikleri çikolataları yuvalayarak şiş gözlerimle DD raporu yazmamın üstünden yalnızca birkaç ay geçti. Artık masaları sokağa taştı, her saat şıkır şıkır insanlarla tıka basa dolu. Neyse ki, İstanbul sonsuz seçenekler sunuyor, her zaman herkes tarafından keşfedilmemiş bir yer bulmak mümkün.

Eminönü'ndeki Coffeetopia'yı tesadüfen keşfettik. Mısır Çarşısı'nda ezilme tehlikesi geçirdikten sonra bu minicik dükkan, loş ortamı ve lezzetli kahvesi ile bizi kendimize getirdi. Eminönü curcunasından kaçmak, dinlenmek istediğiniz zamanlar için aklınızda bulunsun.

Coffeetopia, meşhur piyangocu Nimet Abla'nın çaprazında, Arpacılar Caddesi 8 numarada bulunuyor.



• Bekarlığa veda için hala en harika istikamet Cahide. Her gittiğimde çok eğleniyorum. Seksi vücutlu çıplak erkekleri, Lady Gaga konseri veren travestileri ve itfaiyeci kostümlü striptizcileri ile chuchamın bekarlığa vedası tam anlamıyla bir "bekarlığa veda" oldu.



Ayrıca bir detayı vermeden geçemeyeceğim, kına yerine, bize geçici dövmeler yapması fikrine bayıldım. Elimde çirkin bir kırmızı yuvarlak yerine, göğsümde simli bir "wild heart"ı gururla taşıdım.



• Aramıza çok yakında bir Derin bebek katılıyor. Ona merhaba demek için düzenlenen babyshower'ın hediye listesi geldiğinde, hiçbirinin ne olduğunu bilmediğim için biraz strese girmiş olsam da, iş parti kısmına gelince harikalaştı. Sultanahmet'te Burckin Hotel'in terasındaydık.


Şaşırtıcı güzellikte bir manzarası var, oradayken tarihi yarım adaya daha önce hiç tepeden bakmadığımı fark ettim. Çok kalabalık olmayan davetleriniz veya sadece kitabınızı alıp bir kadeh şarap içerek şehirden uzaklaşmak istediğiniz zamanlar için aklınızda bulunsun.

Çıtır annemiz de misafirlere verilecek hediyelerin hepsini kendi elleri ile hazırlamıştı, hepsi çok şık ve uyumluydu. Biraz el becerisi, biraz fikir ve bolca Eminönü gezintisi ile partilerinize katılanlara şık jestler yapabilirsiniz:


• Hünkar'ın Hünkar Beğendisi. Hünkar, Nişantaşı'ndaki hepsi birbirine benzeyen restoranlardan farklı bir çizgide. Onlar ile kıyaslayınca garsonları, yemekleri, servis biçimi ile daha geleneksel bir havada. Saatlerce oturup sohbet edilecek bir yerden ziyade, esnaf lokantası gibi karın doyurup, kalkılacak bir restoran.

Osmanlı mutfağındaki en favori yemeğim olan Hünkar Beğendi ise burada gerçekten bir harika.


• Pek Yakında. Bayram tatilinde kendinize bir güzellik yapın ve gidip Cem Yılmaz'ın son filmi Pek Yakında'yı izleyin. O filmle, bu filmle kıyaslamayın, gişe rekorlarının derdine düşmeyin, gidin ve keyfini çıkarın. Kadro harika, çok ince espriler var. Bütün karakterler birbirinden iyiydi; ama özellikle Çağlar Çorumlu'ya bayıldık.




İyi bayramlar!

21 Eylül 2014

İstanbul'da bu sonbahar, Fransız romantizmini tamamlamak için istikamet Melia Pattiserie

Dışarıda şakır şakır yağmur yağıyor, arka tarafında güzel tablolar asılı olan upuzun bir masanın etrafında oturuyoruz. Ortam güzel, insanlar güzel, konuşmak istediğimiz çok şey var; ama ı-ıh! Çünkü hepimizin gözü masada. İnanılmaz şık tatlılar, önümüzde dizi dizi duruyor.



Onları yemeğe başladığımız zaman anlıyoruz ki, sadece şık değil bir o kadar da lezzetliler. Arkasında büyük bir özen ve çaba var.

Bu tatlıların yaratıcısı Çiçek Gencer. Bilgi Üniversitesi'nde işletme eğitimini tamamladıktan sonra, tutkusunun peşinden önce aşçılık okulu Le Cordon Blue'ya gidiyor, ardından da pastalara yöneliyor ve İstinye'de atölyesini kuruyor: Melia Patisserie.



Yaptığı tatlıları "katkısız, doğal ve çok lezzetli" olarak tanımlıyor. "Temiz" kelimesinin bir özellik olarak anılmasını dahi istemiyor, çünkü onun için zaten aksi söz konusu bile değil. Tatlılarda kullanılan tart hamuru, badem kreması gibi her şey kendi üretimleri, kullandıkları meyveler mevsime göre değişiyor.


Limonlu tart, üzerindeki minik kalpleri ve cazip sarısı ile bir davet masasının yıldızı olmaya baştan aday bir tasarıma sahip.

Daha mütevazi görünen armutlu fındıklı, yabanmersinli fıstıklı ve incirli tartlar ise, tartında bulunan acı badem kreması ile üzerindeki meyvenin verdiği ferahlık hissi ile gerçekten çok farklı ve leziz. 


Charlotte ise havalı görünümüne rağmen, tad olarak şaşırtıcı derecede hafif. 


Üstelik Melia'da, Charlotte'un annesi kıvamında doğum günü pastaları da var. Şeker hamuru ise hiçbir ürüne kesinlikle sokulmuyor. Hem şık, hem sağlıklı, hem lezzetli bir doğum günü pastası için bu harika bir seçenek olabilir.


Ama asıl eclair (ekler) benim kalbimi çaldı. Bizim bildiğimiz eklere hiç benzemiyor. Böyle çıtır çıtır bir hamuru var. Mutlaka ama mutlaka tadılması gereken bir lezzet.

"Peki ya, mesela atölyede o gün üretilen ve kalanlar ne oluyor?" diye soruyoruz. Çiçek Gencer, gülümseyerek cevap veriyor, "Eve getiriyorum ve hepsini yiyoruz."  O anda kendisiyle ev arkadaşı olmak istiyorum! :)

Düğün, davet, doğum günü, baby shower veya herhangi bir etkinlikte misafirlerinizi şaşırtmak isterseniz Melia gerçekten bunun için doğru adres olabilir. Eminim ki herkes "Bu nereden?" diye soracaktır. Üstelik de bütün bu şıklıklarına rağmen, fiyatlar oldukça uygun, 7-9 TL arasında değişiyormuş. Böyle bir etkinliğiniz yoksa da üzülmeyin, gidin kendinize bir kişilik tatlınızı seçin, gözünüzü kapatın, romantizm diyince akla gelen şehir Paris sokaklarında olduğunuzu hayal edin.

Facebook sayfası için tık, yakında açılacak web sitesi için tık.



Dip Not: Lezzetli tatlıların yanında, harika insanlarla tanışmama da vesile olan bu güzel etkinliğin organizasyonunda emeği geçen herkese buradan bir kere daha teşekkür ederim. Birlikte pastaları yuvarladığımız Cem Karakuş, Deniz, Hande, Gezenti Anne, Pınar ve Özge'ye de sevgiler...

Ayrıca o akşam tanıştığım enerjisi ile hepimizi büyüleyen Bengü Bilik'ten öğrendiğim bir şeyi de sizinle paylaşmak istiyorum. "Nasılsın/ız?" diye soran herkese "Ben her gün çok iyiyim." demeyi deneyin. Harika bir enerji yaratıyor.

Her gün iyi kalın!

14 Eylül 2014

LaBottega Kitchen & Cooking Chats, pratik mojito, teknolojik photoboot

"Saat kaçta nerede olayım?"
" Perili Köşk'ün oradaki LaBottega'da. Saat 19:00 - 20:00 gibi."

Benim bildiğim LaBottega, mobilyacı. Gitmem gereken şey ise bir parti. Aklımda ikisini o an bağdaştıramasam da, bu diyalog yapılırken aynı zamanda bir iş yetiştirmeye çalıştığımdan, daha fazla sorgulamıyorum. "Oraya gidince ararım artık." diye düşünüyorum.

Gidince aramama filan gerek kalmıyor. LaBottega, dışarıdan o kadar güzel görünüyor ki! "Sahilden düz devam et, dışarıdan en cazip görünen yere gir" dese de aynı yere gelirmişim. Çünkü kapanmış mağazaların arasında, yerden tepeye kadar cam vitrinin arkasında onlarca insan var. Kimisi oturuyor, kimisi ayakta, kimisi kapının önünde...


LaBottega, aslında bir mobilya ve mutfak butiği. Bilirsiniz, mobilya showroomları genellikle soğuk ve stabil bir ruh hali yaratır insanda. LaBottega ise her çarşamba Kitchen & Cooking Chats etkinliği düzenliyormuş. Yani o mobilyaların yalnız teşhirde değil, kullanımda nasıl göründüğünü keyifle deneyimleme şansı sunuyorlar. Her hafta yapılan bu etkinliğe bu hafta Cem Karakuş'un eli değince, şenliği artmış.

O güzelim ışıklandırmaların altında, ocakta makarnalar pişerken, keyifle içkisini yudumlayan, sohbet eden çok tatlı bir kitleyi izlerken, bu şehirden ne güzel fikirlerin çıktığını düşünüyordum.


Ayrıca, ev partilerinde inanılmaz işe yarayacağından oldukça ilgimi çeken iki şey daha keşfetmiş oldum.

Mojito almak için kurulmuş bar gibi yere bir gittim. Elime bir shaker tutuşturuldu. "Kendi mojitomu kendim mi yapacağım?" diye sordum. Çünkü kendim yaparsam yeteri kadar güzel olmayacağından endişeleniyordum. Soruma cevap olarak, shakerın içine koymam için bir kapak Bacardi uzatıldı. "Hadi bakalım" diyerek kolları sıvadım. Kolları sıvamaya gerek yokmuş, Funkin diye bir karışım her şeyi yapıyormuş. Doğal olan bu karışım ile alkolü ve buzu karıştırıp, üstünü de nane ve limonla süsleyince, mojito hazır oluyor. Başka kokteyller de var, ama bence mojito çok iyiydi.



İkinci keşfim de Kutumubu oldu. Bu photoboot'un gerçekten teknolojik versiyonu. Elinizde bir kumanda var, fotoğraf çekilirken beklemek zorunda kalmıyorsunuz, kumandaya basıyorsunuz, çekiyor. Genellikle bu tip etkinliklerde iki sorunla karşılaşılır: 1) Hangi fotoğrafı bastıracağınızı seçemezsiniz. 2) Daha da kötüsü, o fotoğrafların size yollanacağı söylenir; ama bir türlü gelmezler. Buna çözüm olarak da hemen bir tablet bekliyor sizi. Fotoğraflarınızı seçip, kendi mail adresinize anında yollayabiliyorsunuz.



Tek akşamda bu kadar keşife vesile olan Cem'e ve hepsine ev sahipliği yapan LaBottega'ya selam, hepinize pek güzel bir hafta olsun!

Keşifle ve keyifle kalın!

20 Kasım 2011

Hey tanrım bana üç tane, üç de yetmez beş tane, beş de yetmez yedi tane. Ver ver ver ver ver allahım ver!

 Benim üniversiteye başladığım yıllarda üç koca hayalim vardı. Kocadan ziyade, düğünlereydi merakım. Üniversite okurken şöyle doğulu, geleneklerine göreneklerine sıkı sıkıya bağlı bir adamla evlenecektim. Davullu zurnalı, çeyizli, kına geceli, atlı eşekli, altın bileklikli bir düğün olacaktı. En gelenekselinden... Sonra üniversite bittikten sonra yurtdışına yüksek lisansa giderken, bu adam izin veremeyecekti, ben de ne münasebet diyecektim, boşanacaktık. Ben yüksek lisansımı yaparken de Hristiyan bir adamla aşk yaşamaya başlayıp, bir kilise düğünü yapıverecektim. Sonra tabii Türkiye'ye dönmek isteyecektim, o işlerini ayarlayamayacaktı filan, yine boşanacaktım. En son da böyle uçlarda gezinmeyen, kafa dengi bir adamla, gelinlik bile giymeden, şöyle şık bir tayyörle sadece nikah yapacaktım.

Şimdi bakınca çok komik geliyor tabii.

Evlenmek erkek açısından hayat kolaylaştırıcı bir şey aslında, çünkü eskisi gibi evin bütün geçimini erkekler sağlamıyor, kadınlar da çalışıyor, kadınlar da para kazanıyor. Gelgelelim diğer yandan kadınların çalışmalarına rağmen, evi derli toplu tutmak ve yemek pişirmek gibi sorumlulukları devam ediyor. Bu yüzden de erkeklerin evlilikten kaçıp, kadınların evliliğe daha meraklı olmasını kesinlikle anlayamıyorum.  Tastamam 25 yaşıma geldim, "evlenmek" benim gözümde hala altından kalkılamayacak kadar büyük bir sorumluluk.

Kesin olan bir şey varsa, o da genç evlenmenin yeniden trend olduğu.
Anne babalarımızdan sonraki kuşakta, "evlenmeden birlikte yaşama" akımı başlamıştı. Kadınlar "çocuk da yaparım kariyer de" diyordu, kariyerleri belli bir noktaya gelmeden evlenmek ve çocuk yapmak planları içine girmiyorlardı. Sanırım sonra o kadınların kariyerleri belli bir çizgiye ulaştığında, yaşıtları olan adamlar da artık onlardan 10 yaş genç kadınlarla ilgi gösterdikleri için, bu akım rafa kalktı.

Farkındasınızdır, gayet güzel para kazanan, gayet rahat hayatlar yaşayan adamlar bile artık "bekar çapkın" anılmak için yırtınmıyor, erkenden nikah masasına oturuveriyor.

Bu aralar davetiyeler ve facebook'taki ilişki durumu güncellemeleri ardıardına geliyor. Yakın arkadaşlarımın neredeyse hepsi hala bekarlıklarını korurken, ilk defa yakın bir arkadaşım bunu bozuyor ve bugün akşam evleniyor.(Oturmuş bu satırları yazarken bile benim giyecek bir kıyafet bulamamış olmam ayrı bir konu.)



Kızımızı kocasına bekarlığa veda partisizyollayacak değildik ya; organizasyon için kolları sıvadık. Bir sürü aksilik, karasızlık, fikir değişikliğinden sonra cuma akşamı Nahide Rüya Adası'nın yolunu tuttuk. Bekarlığa veda partisi yapmayı düşünüyorsanız, burayı şiddetle tavsiye ederim.




Kapıda şişelerden votka hüpleten oyuncak tavşanlardan sonra, şatafatlı gerçek drag queen'ler sizi karşılıyor. Elinize bir mum tutuştuyorlar. Sağda Zeki Müren'in solda Amy Winehouse'un resmi, hangisini anmak isterseniz, onun önüne mumunuzu yakıp koyuyorsunuz. Sonra masanızın yolunu tutuyorsunuz.







Masanızın meleği kadehlerinizi doldurup, masanızı mezelerle donatmaya başlarken, serum gibi tutturulmuş bir rakı şişesi ile dolaşan rahibe kılığında, inanılmaz güzel bir drag queen de keyfiniz yerinde mi onu soruyor.

Hatta bizim rahibemiz "Kız ayol evlenilir mi, evlenmek günah!" diye vaaz bile verdi. :)














Pinterest'im

Instagram'ım