lovelyblogs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lovelyblogs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2011

oh, hello friend!* =)


Ben hiçbir zaman reader'ını günlük gazete okur gibi okuyanlardan, takipte olduğu blogları düzenli aralıklarla kontrol edenlerden biri olamadım. Merak da etmiyor değilim, mesela siz buraya her gün uğrayıp yeni bir şey var mı diye bakıyor musunuz, yoksa arada bir yolunuz düştüğünde kaçırdıklarınızın hepsine birden mi göz atıyorsunuz?

Ben daha çok 'bir dönem fena halde sarma' şeklinde takip ediyorum blogları. Bir blog ilgimi çekiyor, en yeni yazısından başlayıp tek bir tanesini bile atlamadan ilk yazısına kadar okuyorum. Blog sahibinin yazma istikrarına ve ne kadar süredir yazdığına bağlı olarak değişiyor bu okuma sürem. Genellikle bir haftamı alıyor, çok dolu dolu ve eski bir blogsa bir aya kadar uzuyor. Sonra o blogu tamamen unutuveriyorum.


Bu hafta kilitlenmiş halde, her boş zamanımda tıkladığım blog: oh, hello friend: you are loved.
İçeriğindeki reklam biraz fazla olsa da, oldukça keyifli ve ilham verici bir blog.
Kendi çektiği güzel fotoğraflar kadar, sağda solda gördüğü bütün güzel görselleri ve DIY (do-it-yourself) projelerini de paylaşıyor danni. Oldukça sempatik bir kocası var, birlikte bit pazarlarını geziyorlar, diğer bloggerlara misafirliğe gidiyorlar, nefis fotoğraflar çekiyorlar. Bunun dışında 'handsome' isimli serisinde meşhur bloggerların kocaları ile söyleşiler yapıyor, içlerinden bazıları gerçekten pek keyifli.


Henüz tamamını okumayı bitirmedim, ama daha şimdiden pek çok ilham aldım, bundan sonra kilitleneceğim yepyeni güzel bloglar keşfettim ve oldukça güzel zaman geçirdim. Hansel ile Gratel'in şekerden evine girmiş hissi veren bloglardan. Mutlaka bir göz atın derim ben.




 Bir de Mehmet Tez'in bugünkü yazısını mutlaka okumalısınız, sabah neşem oldu. "Konser salonlarında ve barlarda sigara serbest olacak. Kaçak yapılara ruhsat vermekten daha az tehlikeli, sağlığa ve çevreye daha az zararlı."(...) "Şarkılarda, “karanlıklar”, “yalnızlık”, “sensizlik” gibi sözcüklerin kullanımını azaltmaya yönelik sosyal proje ve kampanyalar desteklenecek. Aşkı ve ayrılığı anlatmak için yeni sözcükler bulunması desteklenecek." (...) " Taksim'den evlere ücretsiz servis başlayacak. Vapur, metro ve metrobüs sabaha kadar devam edecek.":))


Bu yazıdaki görsellerin tamamı oh,hello friend'den alınmıştır.

31 Ocak 2011

Over-dose ilham: Design*Sponge

Kendimi bildim bileli, kendimi bir yere ait hissetmek konusunda problemlerim vardı. Ailemle yaşarken 'nasıl olsa üniversiteyi kazanıp gideceğim' vardı aklımda. Üniversitenin ilk iki senesinde yaşadığım Cihangir'deki muhteşem eve zaten geçici bir süreliğine yerleşmiştim. Sonra taşındığım Fındıklı'daki ev lokasyon olarak muhteşem olsa da fazla küçük ve yüksek zemin olduğu için 'daha iyisi bulunana kadar bir durak' görevi gördü. Ardından bir süre Anadolu Yakası'nda yaşadım ve daha oraya taşınırken bile içten içe ilk fırsatta yeniden Avrupa Yakası'na döneceğimi biliyorum.

Bu bahsettiğim evlerin hiçbirinde iki seneden daha az yaşamadım. Düşününce yerleşmek ve benimsemek için oldukça yeterli bir süre. Yine de bu evlerin tamamını "yatak-duş" ile sınırlı ve pansiyon havasında kullandım. Mutfağa hiç girmedim, eşyalarımı hiç tam olarak yerleştirmedim, evde uyumak, ders çalışmak ve duş almak dışında neredeyse hiç zaman geçirmedim...

İlk defa şimdi yaşadığım evde aidiyet hissediyorum. Koşa koşa eve gidiyorum, evde çok keyifli vakit geçiriyorum, köşe bucak temiz olmasını sağlıyorum... Böyle hissetmemi sağlayan pek çok farklı faktör var. Bu evin tamamen benim ihtiyaçlarıma ve yaşam düzenime göre sıfırdan yaratılmış olması, evdeki duvar renginden çatala kadar her şeyin benim seçimim olması, öğrencilikten çalışma hayatına geçmenin dinlenmeyi zorunlu kılıyor olması, mevsimlerden kış olması, evcil hayatı daha da keyifli kılan Aşk...

Öyle ya da böyle dekorasyona merak saldım. Ev eşyası satan mağazalara, internet sitelerine, dekorasyon dergilerine ve tasarım web sitelerine. Gidip Hermes'ten mobilya almıyorum tabii, mobilyalarımın çoğu IKEA veya siparişle marangoza yaptırma. Ama bu dergiler, mağazalar, bloglar, web siteleri inanılmaz fikir veriyor. "Aa bunu ben de yaparım." diyorum, veya elimde fotoğrafla "Ben bunu istiyorum" diye döşemecileri geziyorum, annemle babama "Şöyle şöyle bir şey istiyorum nasıl olur?" diye akıl danışıyorum, akla hayale gelmeyecek kadar ucuz fiyatlara benzerlerini buluyorum. Nasıl keyifli bir işmiş!





 


Özellikle de Design*Sponge bu konuda bir ilah! Türkiye'deki çoğu dekorasyon dergisinin oradan kopya çektiğini de fark ettim. Başına oturdum mu saatlerce kalkamıyorum! Muhteşem evler, muhteşem fikirlerle dolu! Şiddetle tavsiye ediyorum...






Fotoğrafların tamamı Design*Sponge'tan!
Evinize aşık değilseniz, bazı değişiklikler yapmak istiyorsanız bu siteye göz atmadan adım atmayın. O kadar iyi.

18 Ekim 2009

LaCheen'i takipte misiniz?



Daha önce "Kız blogu= moda blogu akımına tepki" diye bir yazı yazmıştım. Dişiysen sadece kıyafetler hakkında yazabilirsin ve yazmalısın gibi bir durumun varlığından yakınmıştım.

Gayet sıradan bir jean ile t-shirtu üzerine geçirip, herhangi bir styling söz konusu olmadan iki fotoğraf çekilip de kendini "moda blogu" ilan edenlere uyuzum. Hele o bloglardaki her post.a "bayıldımmmmm", "harikasııınnnn" diye yorum yazanlara daha da uyuzum. Yani ortada enteresan bir şey yok, sen ona bayılacak kadar giyinme özürlüysen kalkıp da yazdığın blog ile nasıl kendini trendsetter saymaya başlıyorsun ki?
Gerçekten yaratıcı kombinasyonlar yapan, kendisi oturup bir şeyler yaratan, profesyonel çekilmiş fotolarla gözümüzü gönlümüzü açan, pasajlardan ucuza nefis parçalar bulup onları paylaşan blogcular var, şimdi onları bir kenara ayıralım; onları ben de takip ediyorum keyifle.



Bu keyifle takip ettiğim bloglara bir de Laçin Tenel'in blogu eklendi. Tesadüfen girdim bir sayfaya, "aa buna da bakayım, aa şu ne ciciymiş, ohaa hatuna bak neler yaratıyor, utandım kendi yeteneksizliğimden" derken, kendimi iyice kaptırdım ve 2008'deki en eski post.tan en yeniye doğru hepsini okudum.


Kendisi eli dikiş tutanından bir mimar. Üniversite faslını bitirmiş, hatta evlenmiş; ama bu tanımlamadan sonra aklınızda oluşan imgeden de oldukça uzak. Bebek gibi bir surat, kısa sarı saçlar, sempatik bir ifade, pembe Converse sever güzel ve sempatik bir insan kendisi. Evine yukarıda resimde gördüğünüz "hobi odası"nı kondurmuş, kesiyor, biçiyor, dikiyor bir sürü bir sürü kıyafet yaratıyor.

Dürüst olmak gerekirse yarattığı her şeyi beğenmedim. Bu bir zevk meselesi, dantelden nefret eden birinin dantelden oluşan bir bluzu beğenmesi mümkün değildir. Ama bu o bluzun güzel olmadığı anlamına gelmez. Yaptığı / yarattığı her şeye beğeneyim beğenmeyeyim hayran oldum. Emeği, üreticiliği, sabrı ve üşenmeyişi yüzünden...

Benim en beğendiğim Laçin Tenel tasarımları şunlar oldu:



Eliniz azıcık dikiş tutuyorsa ilham almak için veya hali hazırda onun ürettiklerinden satın almak için siteyi ziyaret edebilirsiniz. Kesinlikle düğme dikmeye bile üşenen, üzerine denemeden hiç bir şey almayan ben bile sitede çook keyifli saatler geçirdim, üstelik de bir kenara çoğu Kadıköy'de olmak üzere alışveriş mabedi adresi not ettim.

Ondan ilham alarak yapmayı deneyeceğim şeyler ise şunlar:


1) Soya soslu tavuk kanadı


2) Ponpon Çiçekler


Yukarıdaki fotoğrafların tamamı da - en üstteki karikatür hariç- Laçin Tenel'in sitesinden alınmıştır. Doğrudan o siteye yönlenmek için tam buraya bir tık yapmanız yeter.


Share/Bookmark

12 Haziran 2009

İstanbul'da olan biten her şeyi biLmek mi istiyorsunuz?

Benim gibi dergi okumayı sevenlerdenseniz, dergilerin pabucunu dama attıran havadis maiLi sitelerine üye olmanızı şiddetle tavsiye ederim. Mutlaka her gün keyifle okuduğunuz bloglar vardır; ama blog yazarlarının sağı solu belli olmaz. Siz ne okumak istersiniz, onlar ne yazarlar şans işi biraz.

İstanbul'da yaşıyorsanız ve benim gibi şehirdeki her şeyden haberdar olmak istiyorsanız, şunların üçüne üye oldunuz mu, hiç bir şeyi kaçırmazsınız:


1) Basılı haliyle İstanbul'a ilk taşındığım yıl göz bebeğim olan, ders kitabı muamelesi yapıp altını çize çize notlar ala ala okuduğum TimeOut İstanbul'un haftalık "Time Out'la İstanbul'da bu hafta" başlığı ile gönderdiği mailleri seviyorum. Kısa kısa bir sürü konu var, ilgilendiğiniz olursa da sitedeki daha kapsamlı haline yönlenebiliyorsunuz.


2) Mia Posta'nın Mia'sı kendini "bir şehir gezgini ve hayat deneyimcisi" olarak tanımlıyor. Mia herkesin yaptığı şeyleri yapmaktan çok kendi kalp atışlarını hızlandıran şeyleri; gezip gördüğü, yiyip beğendiği, giyip yakıştırdıklarını paylaşmayı sevdiğini ifade ediyor.

Okumadığımda eksik kalmıyorum, ama sabah kahvesinin yanında gerçekten çok iyi gidiyor.




3) Bugün keşfettiğim, bir arkadaşımın da yazar olduğu "Pukka Living"ten ise fena umutluyum. Site tasarımı, açıklamaları çok orjinal, çok başarılı. Şimdiki çizgisi popüler olanı duyurmaktan ziyade, bilinmeyeni keşfettirmek; umarım da hep böyle kalır.

Siteden kendilerini ifade ederken kullandıkları cümlelerden bir kaçını yazıyorum ki orjinalliği anlaşılabilsin: "İstanbul ve dünyadan böyle samimi adresler ve yenilikler, kültürel ve sanatsal olaylarla ilgili sürekli bilgi veren bir tür ‘zeitgeist digest’ yani. Pukka’nın tüm yazıları şehirli ve biraz yaramaz bir kızın dilinden ortaya çıkıyor. Espiri, haber ve pop kültürün kesişimi gibi bir şey. Wallpaper’ın kurucusu, şimdiki Monocle’ın sahibi Tyler Brulé de en son İstanbul’u yaşanacak şehirler listesine soktu. Belki de biz göremiyoruz bu şehirdeki güzellikleri ve enerjiyi, kafamıza geçirdiğimiz kesekağıtlarından dolayı."

25 Ocak 2009

this is GOOP



Eskiden seyahat etmek zor bir şeymiş, her konuda seçenekler bugünküne göre çok daha azmış, nerdeyse herkes aynı şeyleri yapar, aynı müzikleri dinler ve aynı yemekleri yermiş. Seçenekler gittikçe sınırsızlaşırken ve biz birilerinin bize yol göstermesine ihtiyaç duyarken "lifestyle" konseptLi dergiler, web siteleri ve bloglar da patlama yaptı.

Bunların yeni ve güzel bir örneği de Gwyneth Paltrow'un "Goop"u... Keşfetmek için buradan buyrun...


Pinterest'im

Instagram'ım