31 Ocak 2011

Over-dose ilham: Design*Sponge

Kendimi bildim bileli, kendimi bir yere ait hissetmek konusunda problemlerim vardı. Ailemle yaşarken 'nasıl olsa üniversiteyi kazanıp gideceğim' vardı aklımda. Üniversitenin ilk iki senesinde yaşadığım Cihangir'deki muhteşem eve zaten geçici bir süreliğine yerleşmiştim. Sonra taşındığım Fındıklı'daki ev lokasyon olarak muhteşem olsa da fazla küçük ve yüksek zemin olduğu için 'daha iyisi bulunana kadar bir durak' görevi gördü. Ardından bir süre Anadolu Yakası'nda yaşadım ve daha oraya taşınırken bile içten içe ilk fırsatta yeniden Avrupa Yakası'na döneceğimi biliyorum.

Bu bahsettiğim evlerin hiçbirinde iki seneden daha az yaşamadım. Düşününce yerleşmek ve benimsemek için oldukça yeterli bir süre. Yine de bu evlerin tamamını "yatak-duş" ile sınırlı ve pansiyon havasında kullandım. Mutfağa hiç girmedim, eşyalarımı hiç tam olarak yerleştirmedim, evde uyumak, ders çalışmak ve duş almak dışında neredeyse hiç zaman geçirmedim...

İlk defa şimdi yaşadığım evde aidiyet hissediyorum. Koşa koşa eve gidiyorum, evde çok keyifli vakit geçiriyorum, köşe bucak temiz olmasını sağlıyorum... Böyle hissetmemi sağlayan pek çok farklı faktör var. Bu evin tamamen benim ihtiyaçlarıma ve yaşam düzenime göre sıfırdan yaratılmış olması, evdeki duvar renginden çatala kadar her şeyin benim seçimim olması, öğrencilikten çalışma hayatına geçmenin dinlenmeyi zorunlu kılıyor olması, mevsimlerden kış olması, evcil hayatı daha da keyifli kılan Aşk...

Öyle ya da böyle dekorasyona merak saldım. Ev eşyası satan mağazalara, internet sitelerine, dekorasyon dergilerine ve tasarım web sitelerine. Gidip Hermes'ten mobilya almıyorum tabii, mobilyalarımın çoğu IKEA veya siparişle marangoza yaptırma. Ama bu dergiler, mağazalar, bloglar, web siteleri inanılmaz fikir veriyor. "Aa bunu ben de yaparım." diyorum, veya elimde fotoğrafla "Ben bunu istiyorum" diye döşemecileri geziyorum, annemle babama "Şöyle şöyle bir şey istiyorum nasıl olur?" diye akıl danışıyorum, akla hayale gelmeyecek kadar ucuz fiyatlara benzerlerini buluyorum. Nasıl keyifli bir işmiş!





 


Özellikle de Design*Sponge bu konuda bir ilah! Türkiye'deki çoğu dekorasyon dergisinin oradan kopya çektiğini de fark ettim. Başına oturdum mu saatlerce kalkamıyorum! Muhteşem evler, muhteşem fikirlerle dolu! Şiddetle tavsiye ediyorum...






Fotoğrafların tamamı Design*Sponge'tan!
Evinize aşık değilseniz, bazı değişiklikler yapmak istiyorsanız bu siteye göz atmadan adım atmayın. O kadar iyi.

28 Ocak 2011

A) Bale B) Tiyatro C) Sinema D)Margarita

Eskiden her davete katılır, her plana dahil olurdum."Amaaan nolcak, hoşuma gitmese de altı üstü bir-iki saat" der geçerdim.  Boş zamanlarım azalınca inanılmaz kıymetlendi! Bir iki saat "altı üstü" denemeyecek kadar uzun bir zaman dilimi oldu hayatımda. Artık bana gerçekten keyif vermeyen hiçbir şey yapmaz oldum. Mesela geçen hafta bir açılış partisine gittik. Mekanın sahipleriden birinin başka bir işletmesinde çılgınlar gibi eğlenmişliğimiz var, o yüzden burası da çok tutacak, çok güzel olacak biliyorum. Gelgelelim açılış partisinde duramadım bile. İçerisi elimde içki tutamayacağım kadar kalabalıktı. İçerisi yüzünde mimik olmadan, sadece ses çıkartarak tamamen yapmacık bir şekilde kahkaha atan kadınlarla doluydu. Üzerime içki döküldükten ve arkamda dans eden kız üstüme çıktıktan sonra (ki bütün bunlar 10 dakika içinde oldu) ben gittim. Eskiden olsa "Amaan evde oturmaktan iyi işte" derdim. Artık öyle değil, gerçekten keyif veren bir şey yoksa dinlenmeyi tercih ediyorum.

Siz de artık farklı bir şeyler yapmak, keşfetmek isteyenlerdenseniz son zamanlarda gittiğim, izlediğim, beğendiğim birkaç etkinliği şiddetle tavsiye ediyorum:

A) Otello / Devlet Opera ve Balesi:



İkimiz de Avrupa yakasında yaşıyor, Avrupa yakasında çalışıyor, trafiksiz bir şekilde iş-ev arasında mekik dokuyabiliyor olsak da, haftaiçi bir gün iş çıkışı üşenmedik Aşk ile bale izlemek için karşıya geçtik. İş çıkışı ne yaptığımı soran arkadaşlarıma karşıya geçiyorum bale izlemek için, dediğimde. "Yok artık!" benzeri tepkiler aldım. Koştur koştur geç kalmamak için Süreyya Operası'na giderken etkinliğe tektük insanın katılacağından o kadar emindik ki önceden bilet almaya bile gerek görmemiştik. Bir gittik kapıda upuzun bir kuyruk! Neyse bilet bulduk ve Otello'yu izledik. Hep tiyatro formatında izlemeye alıştığımız Otello, İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından bu sefer bale olarak düzenlenmiş.


Baleyi izlemekten keyif aldığım aldığım kadar, hafta içi bir gün kocaman salonun dolu olmasından da keyif aldım. Etkinlik takvimi için buraya tık!



Bir de utanarak itiraf etmeliyim ki Süreyya Operası'nın yüzlerce kez önünden geçmiş olmama rağmen daha önce içine hiç girmemiştim. Bayıldım! O yüzden Otello'yu özellikle burada izlemenizi tavsiye ederim. Haydarpaşa Garı gibi çeşitli projeleri hayata geçirebilmek için kazayla (!) yanmadan önce bir görmüş olun burayı da en azından.

B) Bazı Sesler / Tiyatro 0.2

 "Var olan düzendeki bağımlılıklarımızla bir yüzleşme. Düzenin raylarını yerine oturtmaya çalıştığımız dünyamız. Hayatımızın yönlendiği gerçekler. Atlar. Alkol. Seks. Politika. Şiddet. Aile. Bazı Sesler kendi sesini unutmaya başladığın ve yabancılaştığın dünyana yüksek sesle sesleniyor. Dengeni bozan ve yön duygunu tekrar bulmanı cesurca isteyen bir yolculuğa çıkartıyor."

Dot sayesinde tanıştığımız dekorsuz, oyuncu ile izleyici arasında mesafelerin kalktığı ve bariz bir sahnenin olmadığı tarzda oyunlar oynadığını biliyordum Tiyatro 0.2'nin; ama ne yalan söyleyeyim bu kadar iyisini beklemiyordum!
Şizofren bir kardeş, ailenin sorumluluklarını yüklenmiş bir abi, şizofren kardeşin akıl hastanesinden arkadaşı olan çok ilginç bir evsiz, hepsinden daha zengin ama şiddet problemleri olan bir adam, hamile bir kadın... 

Muhteşem bir oyunculuk, harika müzikler...

Şiddet var, romantizm var, sevgi var, nefret var, espri var, küfür var... Oyun resmen suratınıza, kalbinize çarpıyor. İzlediğim en iyi oyunlardan biri. Şiddetle tavsiye ediyorum. İzlemezseniz gerçekten bir şey kaçırmış olursunuz.

Oyun tarihleri ve rezervasyon bilgisi için tık tık!
Bir de oyuna giderken yanınıza bir paket sigara almayı unutmayın, oyun arasında bütün izleyiciler koşa koşa dışarı çıkıp bir sigara içti. Ne demek istediğimi izlediğinizde anlarsınız ;)


 


C) Ne bunlar böyle fazla entel dantel tavsiyeler, gelemem ben böyle şeylere diyorsanız da; şimdi gösterimde olan Love & Other Drugs'ı tavsiye edebilirim. 

Sanatsal olmayan, köpük, keyifli bir film. Biraz Viagra belgeseli, biraz parkinson bilinci, biraz aşk, biraz dram, biraz kahkaha. Güzel vakit geçirtiyor. En azından baş rolde kız çok güzel, adam çok yakışıklı. Bol bol gülüyor, bol bol duygulanıyorsunuz.

4) Sinema filan da kesmez beni bu soğukta en azından ısınmalık alkol lazım diyorsanız da Akaretler'deki  der die das yollarını tutup bir margarita yuvarlayın derim ben. Son zamanlarda içtiklerimin en en en iyisi! 


Ne zaman buranın önünden geçsem tam karşısına "wer wie was" isimli bir mekan açma isteği kaplıyor içimi :))


18 Ocak 2011

Sıkıntı eğlence istiyor, tatil istiyor!







Sıkıntı öldürüyor. Çok geçici, anlık, maksum, makul olabiliyor sıkıntı, ama öldürüyor. Sıkıntı eğlence istiyor, tatil istiyor çünkü.

Murat Uyurkulak, Tol












Boşluğun yaraladığı hafızamız, anımsamayı da unutmayı da bilmiyor.

Ayşegül Devecioğlu - Kış Uykusu 







Çaresiz bir şekilde hayatımızdan daha çok keyif almaya çabalarız ama keyif veya mutluluk veren her şey ya pahalı ya da zararlıdır.

Magritte Schreiner - Hayal Kırıklıkları Kitabı










Başkaldırmak için bir şeyi benimsemek, ciddiye almak, ona bağlanmak, o bağlılığın yükünü duymak gerekmez mi?

Bilge Karasu - Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı











Hayat bir panayırdır, biraz hüzünlü, biraz neşeli, biraz tehlikeli, biraz cömert, biraz tesadüfi, biraz kırık.

Jaques A. Bertrand -Terazinin Hüznü





İnsan mutluluğu ender rastlanan bir olgudur. Mutlu çağlar değil, yalnızca mutlu anlar vardır.

John Berger -  Ve yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü



Hepimiz ölüme bir hayat borçluyuz.

Salman Rushdie - Geceyarısı Çocukları







Metis Yayınları geçen seneki muhteşem esprili İllallah Ajandası'ndan sonra, bu sene de her sayfasında Metis Yayınları'ndan çıkan romanlardan güzel cümlerlerin bulunduğu çok şık bir defter yapmış. Yukarıdaki cümleler benim bu aralar notlarla doldurduğum sayfalardaki cümlelerden en sevdiklerim...

Foto 2: Retro inside by Goaddicted
Foto 3: Fly by Brvno
Foto 6: Here goes the bubble by mi4
Foto 7: This modern love ii by mi4

Pinterest'im

Instagram'ım