29 Temmuz 2011

Pahalı bir meditasyon yöntemi: alışveriş!*

Alışveriş her geçen gün ihtiyaçtan değil, zevkten yapılan bir eylem haline geliyor. Hiçbir şeye ihtiyacımız yok, ama sürekli bir şeyler satın alıyoruz. Kazanmak için beyin patlatıp, vücüdumuzu yorduğumuz paracıklarımızla vedalaşmaktan bu kadar keyif alıyor olmamızda büyük bir ironi olsa da, işe yaradığı inkar edilemez.

Bayılarak aldığım pop-art yastığın koltuğun üzerinde duruşu, üzerimde güzel durduğunu düşündüğüm bir elbiseyi ilk giyişim, yeni çarşafların üzerine ilk uzanışım, elimde torbalarla apartmanın merdivenlerinden çıkışım beni gerçekten mutlu ediyor. Hele bir de ortalıkta indirim varsa ve iyi bir fiyata iyi bir parça kaparsam kendimi çok büyük bir iş başarmış gibi hissediyorum.




Bu aralar alışverişe niyetliyseniz, ya da benim gibi sürekli çaktırmadan bir şeyler alıp duranlardansanız, ev eşyaları için Bahariye'deki Mudo Outlet'e mutlaka yolunuzu düşürün. Çok fazla çeşit yok, fiyatlar çok uygun, sık sık uğranılası adreslerden. Esse'den Aşk süper zevkli şeyler alıyor, pötikare kahvaltı çatal bıçaklar oradan. En çok çeşidi Cevahir'deki Esse'de bulabilirsiniz. İndirimleri efsane oluyor.

Benim için yazların göz bebeği platform topuklu espadriller. Hem çok rahat oluyor hem de çok şık duruyorlar ayakta. Ancak yürüyebildiğiniz yükseklikte olanları tercih edin, ördek ördek yürüyenlerde korkunç duruyorlar, bazen önümde yürüyen kadınların videosunu çekmemek için zor tutuyorum kendimi. :) Platform topuk espadrile ihtiyacınız varsa Deriden'e indirimdeyken mutlaka uğrayın, harika parçalar var. Ortaköy'e gitmişken takıcılara da bir göz atmamak olmaz. Kışlık bir şeylere ihtiyacınız varsa Mango Outlet'e bir bakın, montlar gerçekten çok uygun fiyatlı, ama yazlıklarda iş yok.

Bir de sonunda dolabımda tadilat bekleyen kıyafetlerin de bir kısmını toparlayıp terziye götürdüm. Giymediğim kıyafetlerin boyları veya genişlikleriyle biraz oynayınca daha çok içime sindiler. Üşenmeyin, yapın! Vee tabii tatil için minik bir alışveriş yaptım. Yanık tende en favori rengim olan kıpkırmızı bikini Koton'dan, güneşlenme krem takımı Watsons'tan.

Bir de Beşiktaş'ta harika elbiseler satan bir butik keşfettim. Üzerimdekileri kim beğense oraya yolluyorum, onlar da harika elbiselerle geçiyorlar sonra karşıma. Bu butikten daha sonra daha detaylı olarak bahsedeceğim.

Online alışveriş, alışveriş tutkusunun ayrı bir boyutu. Daha özgün ve daha ekonomik bir alışveriş imkanı sağlıyor ve insana hiçbir limiti yokmuş gibi hissettiriyor-du ki bir genelge buna limit koydu. Epey yazıldı çizildi konuşuldu, ama hala haberdar olmayan alışveriş-severlere duyurmuş olayım: Eskiden kozmetik ürünleri, sporcu gıdaları, gıda takviyelerini yurtdışından sipariş ettiğinizde 150 Euro'nun altında olduğu sürece vargiden muaftınız. Şimdi buna senede 5 kerelik bir sınır getirildi. Senede 5 kere 150 Euro'yu aşmamak şartıyla hala yurtdışından bu ürünlerden sipariş verebilirsiniz. Ama bir sene içinde altıncı siparişinizi verdiniz mi, vergi ödemek durumundasınız. Ben 150 euroluk kozmetikle rahat bir seneyi devirebilirim, ama bu uygulamanın şimdilik CD, kitap ve DVD'ler için de geçerli olması can sıkıcı. Yeni bir genelde ile bunların kapsam dışında bırakılması bekleniyor, ama hala o genelge yayınlanmadı.

Online olarak son zamanlarda en çok beğendiğim şey ahşap MacBook case oldu. Silva Ltd.'den... Sadece 180 dolarcık... Hele de dolar kuru bu kadar zirvede gezerken...
Size iyi alışverişler, ben tatile gidiyorum ;) Öptümmmm

* Başlık, Ekşisözlük, real angel 'dan.

24 Temmuz 2011

Hava güzel kafam güzel ben güzelim her şey güzel...

Rock'n Coke'un üzerinden bir hafta geçti, bu hafta sun.day.sky haftası aslında; ama geçtiğimiz hafta hiçbir şeye yetişememe sendromunda olduğumdan ancak sıra geldi.

Daha önceleri "gece dışarı çıkmak" benim için çok daha geniş kapsamlıydı. Sohbet ederek yemek yemek gecenin sadece başlangıcı olabilirdi, illa ki kafa güzel olana kadar içilmeli ve oldukça geç saatlere kadar dans edilmeliydi. Mojito, Roxy filan gece çıkılınca illa ki gidilen yerlerdendi. Daha sonra -isterseniz doymak olarak kendimizi kandıralım, ama işin aslı yaşın ilerlemesi ve iş hayatının yorması- sadece sohbet edip yemek yenerek geçen günler başlıca bir dışarı çıkmak aktivitesi haline geldi. Konser yoksa, dans da yok gibi bir durum var artık. Konserlere gidince daha çok eğleniyoruz, o yüzden de sıkı birer konser takipçisiyiz.

Konserlerde de şöyle bir sıkıntı var: Konser alanına gidiyoruz, birer içki alıyoruz, konser mooduna girene kadar 1 saaat geçiyor, konserin sadece son yarım saatinden gerçekten tad alınıyor. Rock'n Coke'u sevme nedenim tam olarak bu. Gidiyorsun, bütün gün yavaştan yavaştan konser havasına giriyorsun ve akşamki performansların tamamının gerçekten tadını çıkartıyorsun.

Dada'da leziz bir serpme kahvaltı ile güne başladık ve sonra AKM'nin önünden servise binip Hazerfan Havaalanı'nın yolunu tuttuk. Herkes nedense Hazerfan'ı daha çok beğeniyor; ama bir önceki, 2009'daki Rock'n Coke'un yapıldığı alanı daha çok sevmiştim. Yapay mapay ama çimdi her taraf, rahat rahat oturabiliyordu insan. Hazerfan'da ya sabah erkenden gidip minder kapmak ya da popoya batan çalıçırpıya ve toprak lekelerine katlanmak şart.


Athena'dan çok umutluydum, son albümlerine bayılıyorum çünkü; ama performansları büyük bir hayal kırıklığıydı benim için. Ses sistemi mi çok kötüydü, sıcak yüzünden halleri mi yoktu bilmiyorum; ama çok düşük bir ses ile bitti konser. Paola Nutini beklediğimden çok çok daha iyiydi, Travis harikaydı, Moby (ertesi gün pazartesi olması sebebiyle erken tüysek de) efsane başladı.

Athena - Tersine (click)
Paolo Nutini - Candy (click)
Travis - Love will come through (click)
Moby - Porcelain (click)


Rock'n Coke'tan bahsetmeyen bloggerı dövüyorlar, gibi bir durum var ortada, konser hakkında bir dolu ayrıntıyı defalarca okumuşsunuzdur zaten, tekrar etmeyeye gerek yok, ben asıl "Like Me"den bahsetmek istiyorum. Festival alanına girerken, festival bilekliği dışında bir de kırmızı saat gibi bir bileklik daha veriyorlardı, hemen girişteki makinelerde facebook, e-mail ve telefon gibi bilgilerinizi vererek bu bilekliği aktive edebiliyordunuz. Bu arada inanılmaz bir de database oluşturuyorlar tabii. Sonra festival alanının çeşitli noktalarında bu bilekliğinizi okutarak sosyal paylaşımlarda bulunabiliyordunuz. Ve metinler inanılmaz esprili ve güzel yazılmıştı, sulama görevlisi benim favorim:





Yazıyı okuyup festival gazına gelenlere de müjde; bu akşam da sun.day.sky'da Gevende var.
Keyifli pazarlar! =)

20 Temmuz 2011

Bir yığından, bir düşünceler kalabalığından farkın yok. Bu şekilde nereye varacağını sanıyorsun?


Bu aralar oldukça huyusuzum. "Çocuk da yaparım kariyer de" şarkıları gençliğimde beynime yeterli zehri bırakmış galiba, aynı anda birden fazla hayatı yaşamaya çalışıyorum. Hem hukuk kariyerim yükselen bir çizgi izlesin, hem bütün konser ve etkinliklerde boy göstereyim , hem de çok hamarat bir kadın olamasam da Mushaboom temiz kalsın, kıyafetlerim dolabımda düzenli dursun, arada seyahatlere çıkayım, sık sık blog yazayım, bu sırada paçozlaşmadan gayet bakımlı görünmeyi sürdürebileyim istiyorum. Bir hafta bunu başardım mı, ertesi hafta her fırsatta, her yerde yorgunluktan uyuklamaya başlıyorum. Veya bunlardan biri eksik kaldı mı kendi kendime sinirleniyorum, suratım düşüyor.

"Her şeye birden yetişemezsin!"i de benimsemek istemiyorum. Çok başarılı ama çok bakımsız veya çok sosyal ve hoş ama oldukça sönük bir kariyer sahibi olmanın fikri bile korkutuyor beni. Sonuç mu? Kendi kendimi hayal kırıklığına uğratıp cadoloz bir kadın oluyorum.

Ne yapabilirim diye kafa patlattım durdum, sonuçta hiçbir şey yapmadan geçirilen zamanları azaltmanın -yok etmek değil, azaltmak: tembellik güzeldir!- işime yarayabileceğine karar verdim. Bu da daha iyi zaman planlaması ve haliyle daha iyi ajanda tutma alışkanlığı gerektiriyordu. Tam bu sırada karşıma Geninne'in blogu çıktı. Harika resimler yapan, Meksika'da kocasının yaptığı evlerde yaşayan bir kadın... Ve onun ajandalarının sayfalarına aşık oldum:










"Her şeyi başarabiliriz ama aynı anda değil." diyen Farketing'in de önceliklendirme önerisi işime yarayacak sanıyorum. "Önceliklendir ve ne kadar çekici olursa olsun, önceliğin dışındakilerle uğraşma."




Yeni bir defter, daha iyi bir planlama ve önceliklendirme teorisi ile yarın başlıyorum.
Bütün bunlar umurumda değil diyorsanız da harika bir şarkı bırakıyorum size: Jenny Lewis - Bad Man's World

Pinterest'im

Instagram'ım