27 Ağustos 2014

Herkesin hayatına taze kan lazım. Yeni insanlar, yeni hayatlar, yeni bakış açıları...

Bence insanların, yaşları büyüdükçe hayatlarının sıkıcılaşması ve monotonlaşmasının en temel sebebi, kendilerini dışa kapamaları. Başka bir deyişle, "Benim yeteri kadar arkadaşım var"lar, "Ay yeni bir insana kendimi anlatmakla uğramam."lar, "Çalışıyorum zaten, kalan zamanımı da bildiğim insanlarla geçireyim. Aksiyona gerek yok"lar...

Yanlış anlaşılma olmasın, yıllardır bir şeyler paylaştığımız, birlikte bir sürü yaşanmışlığımız olan arkadaşlarımızı bırakalım, sürekli yeni insanlarla tanışalım, hiç aynı kişilerle takılmayalım demiyorum. O arkadaşların yeri zaten her zaman ayrı, sabit.

Sadece, her zaman o çekirdek arkadaş kitlesi ile sınırlı kalındığında, insanın ufku da sınırlanıyor. Zaten tanıyorsunuz birbirinizi, biliyorsunuz ne yapıyor, nelerle uğraşıyor. Bu yüzden sohbet bir yerde dönüp dolaşıp dedikoduya, siyasete veya iş hayatına geliyor. Ve orada kalıyor.

Neyse ki daha 30lu yaşlar sınırlarında geziyoruz, işler değişiyor, sevgililer değişiyor, evlilik teklifleri geliyor, taşınanlar oluyor, özgürce seyahat maceraları anlatılıyor. Sohbet gündemleri üniversitedeki kadar olmasa da, hala renkli. Ama bildiğim -ve tahmin ettiğim- kadarıyla bir sonraki aşama, "Çoluk çocuk nasıl? Eee, daha daha nasılsın?", "Geçen gün bir çatal bıçak seti aldım, gümüş", "Benimki yine unuttu evlilik yıldönümümüzü"den ibaret olacak.

O yüzden bence, herkesin hayatına taze kan lazım. Yeni insanlar, yeni hayatlar, yeni bakış açıları...

Bunun için de, illa ki kalkıp da yeni bir şehre gitmek gerekmediğini geçtiğimiz iki günde çok net kavradım.



Bilenler biliyor, hatta merak edip "Buluştunuz mu?" diye soranlar da oluyor. 

Bir Mushaboom Kulup mü kursak diye ortaya attığım fikir sonucunda, pazartesi günü minik bir blog toplanması yaptık. Alışılagelmiş blogger toplantılarından farklı olarak -her ne kadar mevcudumuzda bloggerlar olsa da-, bu buluşma, Mushaboom'un buluşmasıydı.



Çeşitli yorumlarından ve maillerinden tanıdığım bir sürü fıstık gibi hatun ile Sultan Kahve'de buluşup Türk kahvelerimizi yuvarladık. Ve gerçekten benim için çok keyifli bir akşamdı.

Herkesin fikirleri, enerjisi, keyfi yerindeydi ve ben onlardan pek çok konuda ilham aldım.

Handan'ın organizasyon pratikliği ve süprizleri sağolsun, çıkışımızda bize döner getiren Frango'nun soslu dönerlerini yiyerek, pazartesi akşamını kapattık.

Eee peki noldu beyin fırtınası Mushaboom Kulup nasıl bir şey oldu, diye sorarsanız, dürüst olmak gerekirse, beyin fırtınası yapmak yerine daha çok sohbet ettik. Mushaboom Kulup'ün de herkesin etkinlik önerebileceği, herkesin kollektif katılımın şart olmayacağı, herkesin ilgi alanına göre canının istediğine katılabileceği, nasıl bir şey olacağını zaman ve akışın içinde hepbirlikte göreceğimiz bir şey olmasına karar verdik.

Bir sonraki etkinlik olarak da 28 Eylül'de Balat turu yapalım dedik. Niyetli olanlar şimdiden ajandalarına notlarını düşüp, güzel keşifler için çalışmaya başlasınlar!

Çıkan fikirlere dayanarak söylüyorum, bundan sonra operadan raftinge, salsa gecelerinden leziz yemekli buluşmalara kadar her telden bir sürü teklif gelebilir.



Salı günü de, her zaman çok nazik ve ince mailler atan Nevcan Hanım'ın davetiyle "Istanbul Unveiled" seyahat filminin tanıtım toplantısı için Hard Rock Cafe'nin yolunu tuttum.

Davetiyede film gösterimi yazdığı ve filmin dili İngilizce olduğu için Martha'yı da aldım yanıma. Gelgelelim, Martha benim yüzümden çok azını anlayabildiği Türkçe bir tanıtımın ortasına düşmüş oldu. :)

Filmin tanıtımını Şerif Yener yaptı. Kendisi 1989 yılından beri rehberlik yapıyormuş ve İstanbul Rehberler Odası başkanıymış. Sunumunda, İstanbul'a yılda 10 milyondan fazla turist geldiği, ancak kalış ortalamalarının yalnızca 2,5 gün olduğunu belirtti.

2,5 gün ve İstanbul biliyorsunuz hepimizin sözlüğünde yalnızca Sultanahmet + Taksim meydanına tekabül ediyor. Yani İstanbul, pek çok turist için bunlardan ibaret. Bu yüzden "İstanbul Unveiled"i çekmişler.



Filmi daha sonra eve gelince izledim. İstanbul'un bilinmeyen kısımlarını öne çıkaran bir film olduğunu söyleyemem, çünkü çekimlerde ağırlıklı olarak Aya Sofya, Kapalı Çarşı gibi olmazsa olmaz turistik mekanlar var. Diğer yandan, filmde çok keyifli kısa söyleşiler var. Burhan Öçal'dan imama, Tülin Şahin'den hamam tellakına kadar. On yıldır İstanbul'da yaşayan benim için filmde asıl ilgi çekici olan buydu. 

Tanıtım toplantısından sonra Hard Rock Cafe'nin terasına çıktık, ki dürüst olayım, ben Hard Rock'ın bir terası olduğunu bile bilmiyordum! Çıktığımız anda, "Yaşasın, bir terasımız daha oldu." dedik. Efes özel seri 10'dan birer şişe söyleyip sigaralarımızı yaktık.




Orada takılırken, ilk tanıştığım kişi, bizim gibi tanıtım toplantısından sonra soluğu terasta alan Cem Karakuş oldu. Sonradan inceledim blogunu, incelerken İstanbul'da yapılacaklar listeme üç mekan ekledim, ama özellikle blogtaki fotoğraf kalitesine bittim. Blogu okurken sürekli canım bir şeyler yiyip içmek istedi.





Bir de Marcus Aurelius'un bir cümlesini oradan kopyaladım: Eğer bir dış etken sizi üzerse, duyduğunuz acı o şeyin kendisinden değil, sizin ona verdiğiniz değerden geliyordur, onu da her an ortadan kaldırma gücünüz vardır.” 

Daha sonra herkes elini ayağını çektikten, ancak biz biralara doyamadıktan sonra, hemen yanımızda oturan Cristina ile sohbete başladık. Kendisi Satış ve Pazarlama Müdürü'ymüş. Portekizli. İstanbul'a tam da gezi olaylarının başladığı gün taşınmasının hikayesini dinledik. Ardından Necdet geldi, o da Operasyon Müdürüymüş. Anjelique'in daha Meşrutiyet Caddesi'nde olduğu günler, eski İstanbul geceleri derken çok keyifli bir sohbete daldık. 

Ben elektronik müziğin ortasına doğan kuşaktan bir önceki kuşağa denk geliyorum. Benim üniversite yıllarım, biraz Etiler'de Türkçe pop, önce Redroom, sonra Mojito'da Rnb geceleri ama her zaman, temel direk ve vazgeçilmez olarak Taksim'de rock cover grupları ile geçti. Rock kuşağının sonuyum yani. 

Her ne kadar artık evde oturduğumda daha çok indie ve indie electronic dinlesem de, bütün üniversite maceralarımın arka fonunda rock vardı. O yüzden perşembe günleri Hard Rock Cafe'de canlı müzik yapıldığını öğrenmek, gerçekten hoşuma gitti. En kısa zamanda, terasından sonra bir de canlı müzik faslını deneyimlemeye karar verdim.

Özetle ben, bu haftaya yeni mekanlar, çok tatlı yeni insanlar, bir film derken baya bereketli başlamış oldum! 

Yenileri reddetmeden, keyifle kalın!

7 yorum:

S dedi ki...

Sevgili Sezen,

Dursunbey gibi saçma bir yerde olmam sebebiyle bu toplaşmaya gelememiş olmama üzülüyorum. Keyifli geçmesine çok sevindim, azıcık da kıskandım :)

Ve sana, bir perşembe, Hard Rock'taki canlı müziği dinlemeye birlikte gitmeyi teklif ediyorum.

Son kez olmasını umut ederek,
Dursunbey'den Sevgiler
(o kadar kötü bir yerdeyim evet)
Sevgican :)

Adsız dedi ki...

Toplantıya gelebilmeyi çok isterdim , İzmir de de bir toplantı düşünmez misin :) pınar

E.Sezen Türker dedi ki...

Sevgicanım,

Valla olur, şahane olur! Sen İstanbul'da olacağın bir perşembede bana haber uçur yeter :) Bir de sayende Türkiye'yi öğreniyorum, Dursunbey'i Google'ladım, son olsun, hadi gel! Öpücükler...

Pınar,

Neden olmasın?! Ama İzmir'i pek bildiğimi söyleyemem, yer önerisinin senden gelmesi lazım :)

Gamze Esra Ersöz dedi ki...

Güzel bir organizasyon olmuş.Handan Hanım duyuruyu yaptığında katılmak istediğimi bildirmiştim amma sanırım kişi limiti vardı, olmadı :(
Keyifli günler :)

Handan dedi ki...

gamze merhaba; yok ben ameliyat olacağımdan iç yazışmalar sezen in mailinden yapıldı. ben o kısma dahil olamadım. balat için takipte ol. bir de ben iyileşeyim bir org. yapacağım; yiyip içip güzelleşeceğiz. selamlar

Adsız dedi ki...

Sen Izmir'e gelmeden haber ver yeter :)

Handan dedi ki...

kendimi saklamaya çalıştım ama olmamış;) çıkmışım yine az biraz

Pinterest'im

Instagram'ım