18 Ocak 2015

Bedava ve Harika İstanbul -2: İşte Benim Zeki Müren, Non Paris, Beyoğlu Ara Sokaklar

Merhaba güneşli pazar!

Öncelikle "Kendime yeni bir ben lazım: Kendini gözlemle, mutfağa gir, arın!" yazısına gösterdiğiniz ilgi ile takip listesi için attığınız mailler için gerçekten çoook çoook teşekkür ederim. "İyi ki yazıyorsun, bana ilham veriyorsun, ne zaman motivasyona ihtiyaç duysam blogunu açmam yeterli oluyor" gibi cümleler, duyabileceğim en ama en güzel şeylerdi. Hem çok mutlu oldum, hem de daha fazlasını yapmak için gaza geldim. 

Özellikle son dört senede hayatımda çok fazla değişiklik oldu. Ancak şimdi durup geriye baktığım zaman net biçimde görüyorum ki, bunların hepsi kendiliğinden, doğal bir akış içinde, benim herhangi bir irade sergilememe gerek olmadan gerçekleşmişti. Şimdi ise, plan yaparak ve kendi kendimi motive ederek, hayatımda bir şeyleri değiştirmeye çalışıyorum. 

Güzel tarafından bakarsak, düşündüğüm kadar zor değilmiş. Mesela bu hafta içi eve geldiğimde, saat ne kadar geç olursa olsun, kahve ve sigara eşliğinde, bilgisayar başına geçmek yerine, bol su içme molaları ile evimi temizledim. Sonuç harika oldu, Mr. Feelgood "Bu evi bu kadar toplu hiç görmemiştim." derken, yogitam kendisine oturacak ve kahve bardağını koyacak yer açma çabasına girmesine gerek kalmadığı için duygulandı, bu sabah kahvaltı için bana gelen babam şoka girerek "İyi misin kızım? Canını sıkan bir şey mi oldu?" diye sordu. : ) 

Diğer yandan gecenin bir vakti elektrik süpürgesi çalıştırdığım için muhtemelen komşularımdan bolca küfür yedim ve bu blogu biraz ihmal ettim. Ama inanıyorum, hepsini bir düzene yakında oturtmayı başaracağım. 




Daha önce yazdığım bir yazıda, "Kabul ediyorum ki bazı güzel şeyleri deneyimleyebilmek için para şart. Ancak bu bütün güzel şeylerin de pahalı olduğu anlamına gelmiyor. İstanbul'da bedava ve güzel şeyler de var." demiştim. Bu güzel pazar günü için de birkaç öneri ile devamı geliyor.

Non Paris - Laleper Aytek 

Paris'i aklımda yıllarca çok romatik, çok inanılmaz, çok masalsı olarak kurgulamıştım. Avrupa'ya bu kadar seyahat etmeme rağmen, Paris'i benim için çok özel bir adam ile gezmeye karar vermiş, yolum ne zaman o yöne düşse, kenarından köşesinden dolanıp gitmeyi reddetmiştim. Geçen sene iş sebebiyle kendimi bu şehirde bulduğumda ise büyük bir şaşkınlık yaşamıştım. Paris, aklımda canlandırdığımdan çok başkaydı. En beğeneceğimi düşündüğüm kısımlarından nefret etmiş, arkalardaki, aralardaki pek çok kısmına bayılmıştım. 

O zaman fark etmiştim, nedense Paris'e ilişkin aynı imgeler üzerinde çalışılıp, eksik bir Paris anlatılıyordu bize. Bu yüzden de, Fransız Kültür Merkezi'ndeki bu fotoğraf sergisi beni beni adıyla tavladı. 



Laleper Aytekin, 2012 yılında ikinci kere hiç sevmediği bu şehre gittiğinde, arkadaşı Zeynep Avcı ona hem şehri sevdirmeye başlamış, hem de çektiği fotoğraflara ilişkin yaptığı "Sen non Paris çekiyorsun." yorumu ile serginin de adını koyuvermiş. Bu fotoğraflar, Paris dediğinizde aklınıza gelen hiçbir imgeyi içermiyor, kimisi hiçbir yere veya ülkeye ait değilken, kimisi detayları ile buram buram Paris kokuyor.





Benim son zamanlarda en zevk alarak gezdiğim fotoğraf sergisi oldu. 31 Ocak 2015'e kadar, Taksim'deki Fransız Kültür Merkezi'nin içindeki sergi alanında ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz. 




Ayrıca, Laleper Aytek'in Virginia Woolf göndermeli bir "Kendine Ait Fotoğraf" isimli kitabı varmış, onu da pek merak ettim; ama satışta değil. Elinde olan var ise, ben talibim, aklınızda olsun. 

İşte Benim Zeki Müren - Yapı Kredi Kültür Merkezi 

Aralık ayı boyunca, metroda, havalimanında, oyalanmak için girdiğim kitapçılarda pek çok derginin kapağında Zeki Müren ile burun buruna geldiğimde, "Ne oluyor yahu? Neden bir anda Zeki Müren her yerde?" diye sormuş ve bu sergiden haberdar olmuştum. 



Ancak, bantmag'in aralık sayısında, Murat Meriç'in, serginin küratörü Derya Bengi ile yaptığı söyleşiyi okuyuncaya kadar da sergi hiç ilgimi çekmemişti.

Derya Bengi, bu söyleşide Zeki Müren'in Mick Jagger ile 1977 yazında bir gece Bodrum'da birlikte yiyip içtiği gibi pek çok keyifli bilgi aktarıyor ve "Ortalama bir rockçının sahip olması gereken cesareti ve kafa açıklığını 50'lerden beri gösteren biri vardı zaten, Türkiye'ye rock ruhu Zeki Müren'le girmişti. Rock tarihini Erkin Koray ile değil, Zeki Müren ile başlatsak iyi ederiz." diyordu.





Aynı söyleşideki "Yeni kuşaklar, sadece 80'lerde yaşayan kitsch bir ihtiyar papağan olarak hatırlıyor onu, hayatının son dönemiyle. Sanki 50'li, 60'lı yılları hiç yaşamamış ve o yıllara damgasını çok derin vurmamış gibi değerlendirildiğini düşünüyorum. Biz biraz geriye döndük, en başından o yolculuğu bilenlere hatırlatmak, bilmeyenlere de birazcık tarih nosyonu sunmak istedik." cümlesi ile de o yeni kuşaklardan biri olduğumu ve tarih nosyonuna ihtiyaç duyduğumu kavradım.








Ve dün yogitam ile bu sergiye gittik, kıyafetler, mektuplar, notlar ve fotoğraflar arasında gerçekten gülerek, şaşırarak, keşfederek çok keyifli zaman geçirdik. Aklınızda bulunsun, bu sergi için de son tarih 31 Ocak 2015.

O dönemlerde herkesin Zeki Müren ile ilgili bir anısı olduğu iddiası üzerine bu sabah babama sordum. "Zeki Müren ile herhangi bir anın var mı?" diye. İlkokul yıllarında aynı mahallede oturuyorlarmış, çok net hatırladığı iki şey vardı. Her sabah evden çıkış ve eve geliş saatleri belliymiş, bütün mahallenin kadınları büyük bir coşku ile her gün bu saatlerde kendisini "Zekii zekiii zekii" diye bağıra çağıra uğurlar ve karşılarmış. O da hep inanılmaz kibar ve nezaketle cevap verirmiş. Bir de mahalle efsanesi gibi, yaptığı yardımlar günlerce anlatılırmış. Geçen gün kapıcı bilmem kim beyi çağırmış, şunu vermiş; gece yolda berduş bir sarhoşa şöyle yardım yapmış filan.

Keyifli zaman geçirmek ve Türkiye'nin bundan elli yıl önce şimdikinden ne kadar fazla hoşgörülü olduğu ile yüzleşmek için bence kaçırılmaması gereken bir sergi.



Ve kendinizi Beyoğlu arka sokaklarına bırakın. Sokak sanatı konusunda, her geçen gün zenginleştiğimizi, renklendiğimizi görmek, arka sokaklardaki ironileri takip etmek gerçekten çok keyifli.








Keyifle kalın!

3 yorum:

Adsız dedi ki...

konuyla alakasiz önceki yazilarinizdan bir sorum var ...sizin niye domuz etiyle aranizda bir Problem yok , nasil rahat yiyebiliyorsunuz anlatirsaniz sevinirim ...
Aysun von köln

E.Sezen Türker dedi ki...

Merhaba Aysun,

Valla domuz etiyle aramda bir sorun var, bence çok kokuyor, yiyemiyorum. Ama sosis ve salamda o kokuyu almıyorum ve bence inanılmaz lezzetli. :)

John Collins dedi ki...

Merhaba
Bu Kendrick Finans olduğunu. Eğer maddi sıkıntılar dışarı sıralamak için bir kredi gerekiyor mu? Evet, lütfen bize geri alırsanız artık zaman kısa süre içinde bir kredi almak için. Bir ilgi ile% 2 yedik. Biz kredi başvurunuzu bekliyor. İşte e-posta adresi

kendrickfinance@outlook.com

Kendrick Finance

Pinterest'im

Instagram'ım