24 Ocak 2015

happiness looks gorgeous on me

İki günde bir yazma kararımda fena halde çuvalladım. Ama haklı bir nedenim var.

Hayatımda çok uzun süredir tek derdim "daha fazla şey" yapabilmekti. Her yerde olmak istiyor, üç kişinin hayatını birden yaşamaya kalkıyordum.

Bir yandan oldukça yoğun biçimde çalışıyor, her gün mesleki bilgimin üstüne bir şeyler ekleyebilmek için didinerek günü kapatıyordum. Mesai saatim bittikten sonra, eve gidip dinlenmek yerine, bütün gün çalışmamışım gibi, istikametime bağlı olarak kıyafetlerimi değiştirip, kameramı çantama atıyor ve sokaklara vuruyordum kendimi. Sergiler, restoranlar, etkinlikler, konserler, filmler, partiler...

Bütün bunların yanı sıra, düzenli biçimde blog yazmak için çabalıyor, dış görünüşümün iyi kalması için gerekli bakım ritüellerini yapıyor, arkadaşlarımın özel günlerinde yanlarında olmaya çalışıyor, sevgilime zaman ayırıyor, evi yeterince olmasa da çekip çeviriyor, sık sık seyahatlere çıkıyordum.

Sürekli yeni şeylere merak salıp, yeni projeler için heyecanlanıp, günde 5-6 saat uykuyla oradan oraya koşturuyordum. Böyle yazınca şikayet ediyormuşum gibi oluyor; ama tam tersine. Bu tempoya bayılıyordum ve halimden hiçbir şikayetim de yoktu. "Nasılsın?" sorusuna hep "Bomba gibi." diye cevap veriyordum. Gerçekten de ne kadar fazla şey yaparsam, yatağa yattığımda o gün içinde yaptıklarımdan ne kadar tatmin olursam, kendimi o kadar iyi hissediyordum.

Bir çeşit uyuşturucu gibi. Her zaman daha fazlasını istiyor insan. Bir şeyler yaptıkça ve kotardıkça, bir doz daha arttırmak istiyorsun, var olanı kesmiyor. Daha fazla... Daha fazla...

Ve hiç yetmiyor.



Derken güm! Tuvalet ile yatak arasında mekik dokuyarak geçen bir salı gecesi.  Daha önce başıma hiç böyle bir şey gelmemişti. Ölüyorum sandım.

"Domuz gibi."diye tabir edilenlerdenim ben. Hasta olmam, ilaç kullanmam. Başım ağrıdı mı kahve içerim, boğazım ağrıdı mı uyurum, geçer. Düzenli olarak vitamin alırım sadece o.  Çalıştığım iş yerinde iki senedir bir kere bile hastayım diyerek işe gitmemişliğim yok. Arkadaşlarımı da sık sık "Ay ne kadar sık hasta oluyorsunuz.", "Bu kadar çok ilaç kullanmayın.", "O kadar çok antibiyotik kullanılmaz." diye eleştirip sinir ederim.

Yataktan kafamı kaldıramadığım ve kesinlikle hiçbir şey yiyemediğim, yalnızca soda ve şekerli su ile beslendiğim bir günün sonunda ertesi gün "Tamam artık iyileştim, iyiyim." diye gaza gelip ofise gittim. Akşam her şey sil baştan. O kadar basit değilmiş!

O zaman anladım ki, ben hasta olmayı bilmiyorum. Evde oturmayı bilmiyorum. Halsiz olmayı bilmiyorum. Bakımsız olmayı bilmiyorum. İnsanlar beni o halimle gördüğünde kendimi mahçup hissediyorum. Hiçbir şey yemeden, ara sıra kalkıp biraz kitap okuyarak ve mesajlarımı cevaplayarak kaç saat uyudum bilmiyorum. Rüyalarım gerçeklere, gerçeklerim rüyalarıma karıştı. Her şeye karşı şevkim kaçtı, bilincim kayboldu.

Sanki hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir uyku hali... Değil daha fazla bir şey yapabilmek, tek arzum bir şeyler yiyebilmek, saçımı yıkayabilmek, yastıktan kafamı kaldırabilmek oldu...



Sonunda bu sabah iyi uyandım. Yataktan kalkacak enerjiyi kendimde buldum. Duşa girmek ve kahve içmek gibi, olağan hayatımı yaşarken, anlamını ve güzelliğini fark edemediğim her şeyden sonuna kadar keyif aldım.

Ben hep daha fazlasının peşinde koşarken, "Sağlık olsun yeter." diyen anneanneme burun kıvırışlarım, içten içe "Bana yetmez." diyişlerim geldi aklıma. Utandım.

Benim hayatımda hep böyle olmuştur. Hayat bana mesajlarını hep çok sert vermiştir.

Üniversiteden mezun olmam, bir süre başka mesleklerde çalıştıktan sonra avukatlığa dönme kararı almam, şuursuzca ve çılgınca aşık olduğum adamlarla ilişkilerimi bitirmem, haftanın her günü sabahlara kadar süren gece hayatıma son vermem hep böyle kendimi bir anda dipte, çaresiz bulmama neden olan olayların sonucudur. İçlerinde bıçak dayayarak çantamın içinden cüzdanım ile telefonumun alınması da var; kendimi ameliyattan çıkmış hüngür hüngür ağlayarak bulmam da...

Ve bunu da yine bir mesaj olarak alıyorum. Ne zamandır dilimde olan "Daha sağlıklı yaşama"yı hayata geçirme, daha az dışarıda yemek yeme, yediğine dikkat etme, zaman zaman yavaşlama, vücudu dinleme zamanı...

Biliyorum, hepimiz unutuyoruz; ama hatırlayın, bugün için havalı planlarınız olmasa da, yataktan kalkabildiğiniz için bile çok şanslısınız!

"Sağlıkla" kalın!


5 yorum:

Leyla Seymen dedi ki...

Doğru söylüyorsun Sezen abla,herşeyin başı sağlık.Sonuçta yaptığımız şeyleri yapabilmemiz için zinde ve kuvvetli olmamız gerekiyor.Yoksa yatağa yığılıp kalırız. :)

Gokkusagi Dosyasi dedi ki...

Çok çok geçmiş olsunnn. Bünyemiz, bizim kendimizi durduramadığımız durumlarda işe el atıveriyor böyle. Aslında önceden de uyarıyor, biz kulak asmıyoruz, sonra "sen misin laftan anlamayan" diyor ve çaktı mı oturtuyor. :)) Tecrübeyle sabit. :)
Ama yine de ben senin enerjine hayranım.
Sağlıklı tempolar içinde yaşayasın.:) Sevgiler.

Deniz evin İrdem dedi ki...

Canıımm çok çok geçmiş olsuun, nazar diyelim ama bir önce atlatmanı ve eski enerjine dönmeyi diliyorum ve öpüyorum çok çok *

Adsız dedi ki...

SELAM
KÜÇÜK ÖNERİLERİM VAR.GÜNDE İKİ KEZ BÜYÜK FİNCAN IHLAMUR İÇ.SALLAMA DEĞİL YAPRAKLARI KAYNATILAN TAZE IHLAMUR.DEMLİK ÇELİK YA DA CAM DEĞİL MUTLAKA PORSELEN OLSUN.İKİNCİ ÖNERİ HERGÜN BİR ÇAY KAŞIĞI TARÇINI YEDİĞİN YA DA İÇTİĞİN BİRŞEYE KARIŞTIR.HENÜZ ANLATACAKLARIN VAR.SAKİN OL.MARATONCU OL.VE LÜTFEN DAHA KONTROLLÜ OL.
GEÇMİŞ OLSUN!
ÖZER

a. gizem dedi ki...

gecmiş olsunnn

Pinterest'im

Instagram'ım