06 Ekim 2009

Bir Kadının Seks Günlüğü


"Bir kadının seks günlüğü" hakkındaki yazım Entertainbul'da... Buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Bu bahaneyle pek şükela olan siteyi de keşfetmiş olursunuz hem : )



Share/Bookmark

05 Ekim 2009

erotic lounge dinleyelim, meyve suyu içelim, seyahat edelim!


Uyandığımdan beri bu albümü dinliyorum (thanks to Grange!) Albümün kapağı bile oldukça davetkar zaten. İçindeki parçalara gelince, "hayatımda dinlediğim en güzel lounge albüm" diyemem; ama artık baymış her yerde çalan parçalardan uzak durmuşlar, tarzı iç bayıcı değil, keyifle dinleniyor.

İyi hoş da nereden bulacağım ben bu albümü diyen varsa, albüm kapağına tıklasın yeter!! : ))


Taksim'de HSBC'ye kredi kartı borcumu öderken, -karttan kıvılcımlar saçarak alışveriş yapması çok keyifli de, cüzdanının bütün kabarıklığını aynı karta yedirmesi çok acı oluyor- hemen yandaki meyve suyu mekanı gözüme çarptı. GS lisesinin karşı arası, İngiliz Konsolosluğu'na giden yol oluyor.

Meyve suları hep bayat meyvelerden yapılır önyargımı kesinlikle kırdılar. İki tane karışım içtim, gözümün önünde gayet tazecik meyvelerden hazırlandı, ikisi de oldukça lezizdi. Taksim'de meydandan tünele doğru yürürken mutlaka bir kahve kapardım eskiden, artık onun yerine bir meyve suyu kapmaya karar verdim. Hadi bakaLım!




Bir de Elif Şafak HaberTurk'un pazar ekindeki yazısında yine döktürmüş:

Dünyayı dolaşmak lâzım, dostlar. Daha çok seyahat etmek lâzım. Biz yeterince yolculuk yapmayan bir toplumuz. Daha yeni yeni alışıyoruz ailecek seyahate çıkma fikrine. Bayramlar, Şubat tatilleri, yaz tatilleri gelip geçiyor. Yurtiçi gezilerimiz akraba ziyaretleri temelli. Halbuki yolculuk, insanın tam da bilmediği yere gitmesi, alıştığı ortamdan çıkması, Öteki ile tanışması demek.

Evliya Çelebi duasında sürç-i lisan etmiş. "Şefaat" dileyeceğine Rabbinden, "seyahat" dilemiş. Sonra da biçare, kendini habire oradan oraya kalıbını taşırken, yolculuk ederken bulmuş. Bize de birazcık sürç-i lisan lâzım. Diyebilirsiniz ki seyahat etmek ancak parası olanlara has bir ayrıcalık. Değil öyle, öyle değil. Nice parası olanlar var, en ücra egzotik adalara, lüks otellere gidiyor gene de dünya "görmüyorlar." Dünyayı dolaşmak yatlarla, jetlerle olacak iş değil. Bu işin ulaşım aracı ne uçak, ne tren, ne balon, ne araba. Sadece ve sadece bir binek hayvanı var.
Empati Atı. Atlarız empati atına. Yağız, beyaz, hızlı. Süreriz doludizgin, bir başına.

Yazının tamamını okumak isterseniz de buradan buyurun!

Share/Bookmark

04 Ekim 2009

Dear Penis bu blog neden aksıyor?

Fotoğraf makinem gereğinden fazla fevri davranmaya; canı isteyince açılmaya, canı istemeyince çalışmamaya başlayınca, kendisiyle daha fazla inatlaşmadan garanti belgesiyle birlikte Teknosa'ya havale ettim olayı. O yüzden deli gibi göbek attığım Balkan Festivali'nden de, cuma gecesi bana pişirilen lezizzzzzzzzz yemekten de, tünelde keşfettiğimiz ara bir sokaktaki minicik ama kendisi de müşterisi de inanılmaz keyifli olan mekandan da fotoğraflar eşliğinde bahsedemiyorum burada.

Aşağıdaki fotoğraf deviantart'tan Look out for the turtle (by margeritta).



Bu altı aylık dönem için aklımda yapılması gereken iki şey vardı: 1- Hukuk Fakültesinden mezun olmak 2- Mezun olduktan sonra en az 6 ay yurtdışında yaşamamı sağlayacak herhangi bir program bulup (au-pairlikten, hukuk internship'ine kadar her şey olabilirdi) İstanbul'u bir süreliğine terk etmek...

Yani paşa paşa okuluna giden, okul çıkışında eve gelip ders çalışıp, bir türlü okumaya fırsat bulamadığı kitapları okuyan, ayda bir iki konsere giden, bir yandan ALES testi çözen bir hatuna dönüşmem gerekirdi.

Ama mümkün değil! Beynim plan makinesine dönüşüyor, denetim altına alamıyorum onu. ESN-office'teki AGM 2010 için çalışmalarımız çok keyifli gidiyor. Çok yakında bizim tekila eşliğinde yapılan toplantılarımızı, aramızdaki geyikleri anlatan bir blog açacağım zaten. Yapılan ciddice işlerin perde arkasındaki kahkahaları paylaşmak için.

Bugün şakır şakır yağmur yağıyor gerçi ama geçen hafta boyunca hava eve girilmeyecek kadar şahaneydi. Yazı yazabilmem için evde tek başıma olmam ve sıkılmam gerekiyor. Haliyle blogun da içinde bulunduğu bütün yazısal işler ben sokaklarda sürtünce aksıyor.

Bu blog zorunlu olarak yaptığım bir şey değil, bir ay hiçbir şey yazmasam da problem olmaz. Ama içime sinmiyor. Çünkü bir şeyler yazmadığımda "yeni bir şey keşfetmemişim" gibime geliyor.

Günün şarkısı da çok gırgır çok eğlenceli: Dear Penis!



Share/Bookmark

Pinterest'im

Instagram'ım