18 Nisan 2010

Kolpa-mania!


Üniversite hayatının yarısından fazlasını Taksim'de geçirmiş olan herkesin bir favori grubu mutlaka vardır. 2004'te üniversiteye başladığım yıl Taksim gecesi = Cover müzik yapan grupları dinlemekti. Şimdiki gibi Asmalımescit patlamamıştı, Babylon bu kadar in değildi, 11:11 gibi Tepebaşı'nı mesken tutan mekanlar yoktu. Taksim'e çıkılırsa Line, Mojo, Bronx gibi bir kaç mekan vardı, oralara gidilip cover yapan gruplar dinlenirdi. Bunun tek istisnası Roxy idi. Cuma gecesi Roxy'e gidilmemesi zaten düşünülemezdi!

Başka tarz bir müzik dinlemek isteniyorsa da Süzer Plaza'da Red-Room'a daha sonraki yıllarda Levent'teki Mojito ve sonra Gayrettepe'deki Discorium'a; yaz aylarında da Reina, Sortie, Anjelique'e gidilirdi.

Devam mecburiyeti olmayan bir bölümün öğrencisi olarak hepsine birden giderdim! Her gece de sabahlara kadar eğlenirdim; ama bir grubun kalbimizde ayrı bir yeri vardı: Kolpa!

İki sene boyunca Pulp diye 30 metrekarelik bir alanda her hafta dinledik onları. O zamanlar sigara içme yasağı filan da yok tabii. Minicik alan, uzun saçlı kafa sallayıp duran adamlar, fosur fosur sigaralar... Sonra Pulp taşındı, daha büyük bir mekan oldu. Biz aynen Kolpa dinlemeye devam ettik. Nice aşklar Kolpa dinlemeye gidildiğinde başladı, Kolpa'nın çaldığı her şarkıda ayrı birer anımız oluştu.

Kolpa albümsüz bir grup olmasına rağmen birkaç sene içinde inanılmaz bir hayran kitlesi yarattı, sonra da bir albüm patlattı zaten. Nedense oldukça uzun zamandır gidip dinlememiştim. Üstelik de Jolly Joker'de çalıyor olmalarına rağmen...


Cuma gecesi "Kolpa yarın Jolly Joker'da" diye bilgilendirme mesajı gelince, "Yahu ne zamandır dinlemedik hadi gidelim!" diye tutturdum. Gittik, inanılmaz da eğlendik. Ben görmeyeli sahne performansları müthiş artmış. Saatlerce mola vermeden ardarda patlattırlar şarkıları. Repertuarları da çok genişlemiş. "Sakın gelme", "Bir teselli ver", "Can't take my eyes", "Kadınım" gibi Kolpa klasiklerini korumuşlar; ama "Beggin", "Under my umbrella" gibi bambaşka tarzda yeniler de eklemişler. Şükela olmuş.

"Cumartesi hadi Jolly Joker'a dinleyelim bakalım neymiş bu Kolpa?" diye atlamayın, belli olmuyor sağları solları. Haftaya cumartesi Antalya'dalarmış mesela. Facebook sayfaları için buraya tıklayınız. Grup üyelerinden Bora biraz firari takılıyor anladığım kadarıyla, ama o hafta nerelerde çaldıklarını öğrenmek için doğrudan Cenk veya Barış'a da danışabilirsiniz.

Pek sevgili arkadaşlarıma dip not: Kolpa bahane, deniz güneş şahane diyip bir de Antalya'da filan onları dinlemeye gitsek ya?

Gelecek yazılar hakkında dip not: Dün ve bugün kadın-erkek ilişkileri hakkında pek çok deneyim gözlem yaşadım. Kadın- erkek ilişki tüyoları #1'i sevmiştiniz bir türlü devamı gelmemişti. Düm gece Kolpa dinlerken yaşananlar sayesinde / yüzünden malzeme çok şu anda. Bir sürü bir sürü gelecek.

16 Nisan 2010

Bir İnsan Masalı

Sevgili küçük tepegöz Mormik...

Sana bir insan masalı anlatacağım. Yaşamın yıllarla ifade edildiği, şu anda üzerinde bulunduğumuz topraklara ait bir masal. Şimdi antenlerini uzat ve dinle: Evvel zaman, dünya deniz içindeyken, Birinci Milat'tan sonra, 1.93e-14 Işık Yılı'nda, ülkelere bölünmüş bir dünya varmış. Bu dünyanın, o zaman adı ‘‘Akdeniz'' olan mavi bir denizi ve ona komşu şirin bir ülkesi varmış. Bu ülkede kendinden başka kimselere benzemeyen bir topluluk yaşarmış. Bu ülkenin insanlarının çok ağır bir görevi varmış: Yaşamak!

Ve bu ‘‘görev'', genellikle freni patlamış bir kamyonun kasasında, su dolu bir belediye çukurunda, bir maç sonrası balkonda, bazen de sokaklara taşan bir maaş kuyruğunda noktalanıverirmiş.

Aslında günümüz anlamında robotlar yokmuş ama pek çok insan organik robot prototiplerini oluştururmuş: Sabahları uyanır, yakıtını alır, programlandığı gibi işlerine giderlermiş. Her gün birbirine benzermiş. Kendi hayatları da tükenirmiş bir kum saati gibi başkalarının ölümlerine, sözüm ona aşklarına, travesti düğünlerine, silikonlu göğüslerine baka baka.

Karılar dövülür, üçlü koltukta osura osura uyuyakalınırmış. Arada çizgili pijamalar sıyrılır, nefesler dolanır, daha ‘‘n'oluyoruz'' demeden uykuya devam edilirmiş, sabah yakıtına kadar.

* * *

Her şey panikmiş sevgili Mormik...

Üç kuruşluk maaşla beş kuruşluk hipermarket alışverişleri, suratı beş karış kasiyerin önündeki sıra kapma yarışları, bayram tatili, babalar günü, analar günü, gazete promosyonları, yılbaşları, davetler, evlilik, okul, sevda, hak, hukuk...

Kısaca her şey cezaymış mutluluk adına.

Aşk cezalıymış o zamanlar, ama hiç olmazsa varmış.

Aşk sokağa çıkamazmış öyle kolay, sarmaş dolaş. Sokaklara tükürmek, sokakta öpüşmek de daha az garipsenirmiş. Kimin kime aşık olacağına, ne zaman olacağına hep müdahale varmış siyasetteki gibi. Vergi kaçırdığını söyleyen, aşkını söylemezmiş o kadar rahat...

Aşkın başlaması da meseleymiş, bitmesi de.

Her şey meseleymiş be Mormik...

Ben şimdi sana nasıl anlatayım, Fransız öpücüğünü, yaşlı gözleri, sımsıkı tutan elleri? O zamanlar AIDS diye bir de hastalık varmış, genellikle cinsel ilişkiyle bulaşırmış ve kurtuluşu yokmuş. Ama bu acayip, şarkı dinlerken göğsünü jiletlerle doğramayı keşfeden toplumda, nedense AIDS, üç dört temel fıkrası dışında pek telaffuz edilmezmiş, ta ki trafik ölümleri ikinci sıraya düşene dek.

Eğitimi anlatmayacağım, çünkü kayda değer bir eğitim kavramı yokmuş. Ama kalan son belge, en son ‘‘Ölüme Hazırlık Kursları''nın açıldığı, ÖDYS'nin (Öbür Dünya Yerleştirme Sınavı) ülke çapında, iki aşamada yapıldığı şeklinde. Basında da bir ahlak yasasının olduğu, ancak bir gün bir ineğin bu yasayı içtiği ve Kaf Dağı'nın ardına kaçtığı söylenir. Viagra'nın o dönemde Son İmparator olduğu, son Dünya Kupası organizasyonunu da yaptığı.

Hadi şimdi hazırlan, Samanyolu'na dayınlara gideceksin. Yolda belediye karadeliklerine dikkat et. Mars'ta öğrenci polis çatışması varmış, Uranüs üzerinden git. Dayınlarda da Beatles dinlemeyi unutma sakın!



Yalçın Ergir'in yıllar önce yazdığı bu masala ben bugün denk geldim. Yukarıdaki deviantart aşırması fotoğrafa da... İkisi de içimi açtı beni bir bana döndürdü. Uzun zamandır yapmadığım "Aman beee!" el hareketimi yapıp gülümsedim. Tam o sırada "Filtre kahve hazır" havadisi geldi. Zaten bahar da sonunda geldi. Üstelik de günlerden cuma!

Masaldaki organik robot prototiplerinden olmayı reddediyorum işte! Hayatımı değiştirmeye, büyümeye, bir düzen oturtturmaya çalıştıkça her şey ters gidiyor. Benim hayatım gerçekten akışına bırakınca kıvamını bulan hayatlardan. Motoru çalıştırıp dümene geçmek yerine, yelkenleri açıp güvertede güneşlenince daha güzel akıyor. Dümeni bırakıyorum, yelkenleri açıp güverteye doğru yollanıyorum.

Götür beni hayat nereye istersen! Sana güveniyorum. :)

15 Nisan 2010

Gerçeklik geLdi "bir şeyimi" yedi bitirdi

Yine başladık. Yine geldiler.
Hayatımda tam bir şeyleri yerli yerine oturtmaya başlarım ve bir cümle, bir an, bir düşünce veya bir havadis çat bütün kurduklarımı yıkar. İçim böyle deniz gibi köpürür, birbirinden ayırdığımı sandığım iş, gelecek, sevgili, arkadaşlar gibi konuların hepsi birbirinin içine girer, duygularım kabarır. Çok keyifli olmak ve her şeyi bırakıp çekip gitmek uçları arasında gezinirim.
Benim depresifleşmem surat asıp oturmak şeklinde olmaz, o düşünceli halimdir. Depresifleştiğimde aşırı bir enerji ve doyumsuzlukla dolarım: Saçlarımı boyatırım, kredi kartımdan kıvılcımlar çıkartırım plan makinesine dönüşürüm ve her şeyi bırakıp uzaklara kaçmayı hayal etmeye başlarım. Bu arada hayatımdaki pek çok güzel şeye de kıyarım.
Hayır bir de işin en fenası hayatım bu kadar karmaşıkken, hayatı en az benimki kadar karışık üstüne üstlük bir de bana göre oldukça fazla sorumluluk taşıyan bir adam ile kesişti yollarımız. İlk günler şahane işi gücü kendi hayatlarımızı bırakmışız sadece biz varız. Sonra gerçek hayat girdi aramıza. Uykusuz gecelerin acısının çıkması, yapılması gereken işler, görüşülmesi gereken insanlar... Gerçeklik! Film gibi, masal gibi, rüya gibi değil artık; gerçek!
Gerçekten kaçarken gerçeğe toslamaktan daha acı bir şey varsa: Kendini şimdiye kadar hep nefret ettiğin sürekli arıza çıkaran kadınlardan biri olarak bulmak.
"Her şey yolunda, her şey çok güzel neye söylenip duruyorsun kızım sen?"
"Bir şey eksildi. Bir şey kayboldu. Gerçeklik geldi yedi o bir şeyi. Oysa ki beni benden alan oydu.
Ben o şeyi geri istiyorum. Bana her şeyi boşverdiren o hissi."
A) Kafan çok karışık net bir biçimde saçmalıyorsun. Hareket etme, kımıldama, şu anda hayatına dair hiç bir karar alma. Kaybol ortalıktan düşün düşün düşün. Hayata bir mola ver.
B) Hayatında bir kerecik korkma yara almaktan ve gerçeklerden. Sakin, 24 saat birbirini düşünüp sürekli oyun oynamadığın bir ilişkinin güzel olabileceğini kabullen. Hissettiklerini kabullen. Korkup kaçma!
C) Her şeyi karşı tarafın üzerine at. Seni kolundan tutup çekip götürmeyi başarabilecek mi, yoksa kendi haline bırakıp yavaş yavaş ortadan kaybolmanı mı izleyecek gör bakalım.
D) Anasını satayım şu dünyanın de. Git güzel bir kahve hazırla kendine. Bir paket de çikolata. Sonra rujunu sür, parfümünü sık, seni kahveye davet edip duran plaza insanlarından biriyle buluş. Kafanı dağıt.

Pinterest'im

Instagram'ım