23 Eylül 2010

DDR müzesi ve Ritter Çikolata Dünyası



04 Eylül 2010 // 15:15
Französische Strasse, Berlin

Ne kadar uzun zamandır hayatım bir yerlere koşturmakla geçiyormuş. Çalışmadığım günlerde bile arkadaşlarımla buluşmak, gitmeyi aklımıza koyduğumuz bir etkinliğe katılmak için sürekli saatle yarışıyormuşum. Bugün o kadar iyi geldi ki bana. Keyfimin günü oldu, hiçbir plan yapmadan, hiç saate bile bakmadan oradan oraya savruldum. Saat limiti ve yetişme stresi olmayınca insan ne yoruluyormuş, ne de içi daralıyormuş. Sıfır uykuyla sokakta bir mozerellalı sandiviç yiyerek yazıyorum şimdi.


Sabah valizlerimi bir locker'a bıraktıktan ve check-in saatimin 15:00 olduğunu öğrendikten sonra kendimi sokağa vurdum. Üzerimde yağmurluk hafif çiseleyen yağmurun altında saatlerce yürüdüm. Sonra bir turist kafilesine denk geldim, peşlerine takılınca kendimi DDR müzesinde buldum. Alman hayatı müzesi de diyebiliriz. Almanya bir duvarla ikiye bölünmüş haldeyken DDR'da tatil anlayışının, kıyafetlerin, müziğin, kullanılan kozmetiklerin, teknolojinin ve hayata dair diğer her şeyin nasıl olduğunu anlatan bir müze burası.

Broşüründe şöyle yazıyor: "Koruyucu duvar ve dikenli tel GDR / DDR'ı (The German Democratic Republic / Deutsche Demokratische Republic) dünyanın geri kalanından ayırırken içeriyi Stasi izliyordu. Peki sosyalizm varken hayat nasıldı? Sadece kornişon, çıplaklık ve beton plaka evler mi vardı? Yoksa herkese iş ve girilmesi gereken sıralar mı? Duvarın içine bir göz atın ve geçmişte kalmış bir ülkedeki yaşamı keşfedin."

İçinde arabadan gündelik hayatta kullanılan her türlü eşyaya dair örnekler var. Üstelik bunlar sadece uzaktan bakacağınız şekilde değil, gayet kurcalayabileceğiniz biçimde yerleştirilmiş. Dolabı açıp kıyafetlere dokunabiliyor, Trabi'ye binebiliyor, dergileri karıştırabiliyor, o günlerde moda olmuş müzikleri kulaklıkla dinleyebiliyorsunuz. Müzenin içine bir de minicik bir örnek ev yapmışlar, mutfak ve salondan oluşan... Küçücük ama pek keyifli bir müze. (Karl-Liebnecht Strasse.1, 10178 Berlin, Berlin Dom'un tam karşısı. Müzenin web sitesi için buraya.)

Müzeden çıkarken güzel bir şehir rehberi, bir de şehir haritası aldım. Bir günde bütün şehri keşfetmem mümkün olamayacağı için, güzel bir kahve içerken en ilgimi çekenleri seçip haritada işaretledim. Karl Liebnecht ve Unter den Linden'i boydan boya yürüdüm. Nereden baksak 2 kilometre vardır. Yolumun üzerindeki müzelere girdim, sokaklarda satılan kitapları karıştırdım, sokak performanslarını izledim, bir zamanlar Almanya'yı ikiye bölen duvardan geçtim, sevgilimi aradım hala uyuyordu, onu şimdiden özlemiş olmam bana bile garip geldi, sonra Yahudiler için yaptıkları anıtın (Holocaust Memorial) çok zevksiz ama güzel bir hatırlatma olduğuna karar verdim.

Biraz dinlenmek için bir bira molası verdiğimde, rahatlığı yüzünden ayağımdan çıkarmadığım Ked'slerimin çok eskimiş olduğunu fark ettim. "Bir yerlerde H&M görmüştüm, neredeydi?" dememden yarım saat kadar sonra kucağım dopdolu olarak kasa sırasındaydım. Sonra kendime ne bu kadar kıyafete ihtiyacım olduğunu (kişisel garage sale'im için buraya! :) ), ne de valizimde yer olduğunu hatırlattım. Eskimiş Ked'slerin yerine, az topuklu bir siyah ayakkabı alıp çıktım. H&M rekorum: Tek parça!
Sonra da kendimi Ritter Sport Schokowelt'e giderek ödüllendirdim. Markaların konsept mağazalarına hastayım ben. Ağzına CocaCola sürmeyen biri olmama rağmen, Las Vegas'taki CocaCola mağazası bu tarzlar arasındaki en favorim olmuştu. Ritter Schokowelt'in de o kadar olağanüstü bir ürün yelpazesi olmasa da çikolata severlerin cenneti olması çok kolay! En güzel yanı kendi çikolatanızı kendiniz tasarlayabiliyorsunuz. (Französische Strasse no: 24)

Hiç yorum yok:

Pinterest'im

Instagram'ım