23 Ekim 2014

Roma 1. gün: Alışveriş, Pastificio, Angelina, Rene, bol şarap, bol bira, bol sohbet

Yıllar içinde, benimle birlikte seyahat anlayışım ve seyahatten beklentilerim de çok değişti.

Hayatımın uzun bir döneminde, seyahat etmek benim için müze gezmekle aynı şeydi. Gittiğim şehirlerde, tek amacım gezebildiğim kadar çok müze gezmek oluyordu. Bir noktadan sonra aynılaşmaya başladılar. Sanat tarihi ve akımları hakkında derin bir bilgiye sahip olmayınca, aralarında bağlantı kurma ve kıyaslama gibi iddialı açılımlarda bulunamadım. 

Bu arada üniversiteli oldum. Seyahat ettiğim her yerdeki alkol çeşitlerine ve gece hayatına odaklanmaya başladım. O dönemde gittiğim bazı şehirlere ilişkin tek deneyimim gece kulüpleri oldu örneğin. Bu gün dönüp geriye baktığımda saçmalık gibi gelen bu ilgi, o yıllarım için hayatımdaki en anlamlı şeydi.

Sonra turistik olan her şeyi aşağıladığım, alternatifin peşinde koştuğum bir dönem başladı. 

Hepsinden ayrı ayrı keyif aldım. Ufkum genişledi, keşfettim, şaşırdım, büyülendim, yadırgadım... Artık ortaya karışık seyahatler beni tatmin ediyor. Biraz turistik kısımlarını görmek, yiyebildiğim kadar çok lokal lezzetlerini tatmak, sokaklarında anlamsızca yürüyüp insanları seyretmek, değişik veya çok özel müzeleri varsa onları gezmek ve alışveriş sokaklarını görmek istiyorum. 

Bütün bu değişen seyahat anlayışımda, değişmeyen tek şey, çılgınlar gibi yürümem oldu. Benimle seyahate çıkan herkesi en başından "Ben çok fazla yürürüm." diye uyarsam da, tam olarak neyi kastettiğimi ancak birlikte seyahate çıktığımızda anladılar. Spor meraklısı Mr.Feelgood bile sekiz günün sonunda "Sen normal değilsin, yeter artık, biraz uzan, dinlen." demeye başladı şaşkınlıkla.


Annemle Roma'daki ilk günümüzü, geçen seneki en favori adreslerimizi bir kere daha ziyaret etmeye ayırdık. Güzel sokaklarda gezerek, acele etmeden sokak gösterilerini izledik, ekimin sonunda değilmişiz gibi parıldayan güneşin içimizi ısıtmasına kendimizi bıraktık.









Roma'daki en uzun alışveriş caddesi Via Del Corso. Bu cadde boyunca nispeten makul fiyatlı mağazalar sağlı sollu cadde boyunca uzanıyor. Ama asıl havalı vitrinler, iddialı tasarımlar ve sıradışı sunumlar görmek isterseniz, bir paralelinde İspanyol Merdivenleri'nin önünden uzanan Via Del Babuino doğru adres. Metronun Spagna durağı, sizi bu caddenin üzerine çıkartıyor.



Karnımız acıktığında Pastificio'nun yolunu tutuyoruz. Pastifico, bir ucu Via Del Babuino, bir ucu Via Del Corso'ya çıkan Via Delle Croce üzerinde bulunuyor. Bu sokaktan geçen sene şurada ve şurada bahsetmiştim.

Pastificio'yu, öğle saatlerinde önündeki upuzun kuyruktan tanıyabilirsiniz. Sabah dükkanı açıyorlar, arka kısımdaki atölyede taze makarnayı hazırlıyorlar ve öğlen 1:00'de satışa başlıyorlar. Geçen sene gittiğimizde, yalnız iki çeşit makarna çıkıyordu ve bu makarnalar bitince içeriyi temizleyip kepenkleri indiriyorlardı. Galiba talep varsa, makarna da çok olsun demişler, bu sene makarnalar bittikçe, yeni çeşitleri tak tak çıkartıyorlardı.


Pastificio'da oturacak bir yer yok. Ya makarnanızı içerideki tezgahlara koyup ayakta karnınızı doyuracaksınız, ya da bizim gibi, paketinizi alıp İspanyol Merdivenleri'ne kurulup, lezzetle kendinizden geçerken, çılgın turist kalabalığına tepeden bir bakış atacaksınız.





Karnımızı doyurduktan sonra, tekrar ayaklanıyoruz, Termini istikametine doğru yürümeye başlıyoruz. Ekim ayında olmamıza rağmen, güneş bizi şaşırtıcı şiddette yakınca, bir anda karşımıza çıkan ve kuytu serinliğe kurulmuş Angelina'da bir espresso molası vermeye karşı koyamıyoruz.




Ardından Spagna'dan metroya binip, Termini durağına gidiyoruz. Geçen sene fiyatları yüksek olduğu için alıp almamak konusunda tereddüte düştüğüm, sonra da bütün kış boyunca ayağımdan çıkarmadığım el yapımı deri ayakkabılar satan bir ayakkabıcı bulmuştuk. Bir çift daha almadığıma pişman olmuştum, bu pişmanlığımı gidermek var aklımda.




Spagna metrosundaki duvar resimlerine de bayıldım. Sahi bizim metrolarımız niye hala bu kadar karaktersiz ve tek tip diye düşünmeden edemiyor insan.








Biraz yürüyerek kilisenin karşısındaki sokaktan giriyoruz ve bizim ayakkabıcı Rene işte karşımızda! Ne yazık ki, Çin işi ürünler İtalya'da da her yeri işgal etmeye başlamış, bizim o güzelim ayakkabıcımızın sol vitrini hala İtalyan işi ayakkabılarla doluyken, sağ tarafı tamamen Çin işi, kötü dikişli ve sahte deriden ucuz ayakkabılar kaplamış. 



"Çok yakında mağazayı kapatıyoruz." diye açıklıyor satıcı adam. Sanki kendimi bilgim bileli gelip buradan ayakkabı alıyormuşçasına üzülüyorum; ama kapanış sebebiyle o kadar indirimli ki her şey. Geçen sene bir ayakkabıya verdiğim paraya, bir ayakkabı, bir de bot alıp çıkıyorum.

Yakın zamanda Roma'ya yolunuz düşerse bu mağazayı bulun. Çorap gibi inanılmaz rahatlıkta, tam işte giyilebilecek ve Türkiye'de kesinlikle bulamadığım, hem zarif görünen hem de az topuklu şahane ayakkabılar alabilirsiniz.


Alışverişin verdiği mutlulukla, hemen sokağın köşesindeki bir pub'a atıyoruz kendimizi, buz gibi Peroni'leri söylüyoruz. Muhabetimiz koyu, laf lafı açıyoruz, kahkahalarımız ortamı şenlendiriyor. Tam hesabı ödemek için kalktığımızda, bir İtalyan erkek grubu kollarını açıyor, "Ooo, gidiyor musunuz?" Evet, diyorum. "Gitmeyin, gitmeyin." ısrarlarına aldırmayıp, yürümeye başladığımızda, bağırarak ikinci soru geliyor. "Fransız mısınız?" "Hayır, Türküz." Arkamızdan Türkçe "Sizi seviyoooruuuz!" diye bağıran bir İtalyan erkek grubunu bırakarak, başka bir turistik meydan olan Piaza Del Popolo'nun yolunu tutuyoruz.




Telaşımız yok, kafamız da keyfimiz de, muhabbetimiz de güzel. Gece yarısına kadar İtalyan şaraplarını ardı ardına devirirken, hayattan, ilişkilerden, gelecekten, geçmişten laflıyoruz. O akşam o şaraplar ve o sohbet ile, uzun zamandır İstanbul'da beni yoran, üzen, bıktıran, şevkimi kıran her şeyi tamir ediyorum. Enerjimi, yaratıcılığımı, fikirlerimi şarj ediyorum. Ben uzakta olmayı çok ama çok seviyorum.

6 yorum:

Gamze Esra Ersöz dedi ki...

İyi tatiller diliyorum.Sonuna kadar tadını çıkarın tatilinizin :)

Buket Altaç dedi ki...

AAA.. Senin o dediğin ayakkabıcı Rene miydi.. Resmini görünce hatırladım.. Evet çok güzel ben de almıştım ayakkabı oradan vaktinde.. Sonra unuttum yaa.. Kapanıyormuş üzüldüm, derdim. Demiyorum. Çok daha güzel bi' adresim var Galata'da.. Sana mesaj atarım..

ebygale dedi ki...

Ah ne güzel, biz şubat ayında Roma'dayken koşa koşa pastificonun yolunu tutmuş ama tadilatta olduğunu görüp hayal kırıklığıyla tıpış tıpış geri dönmüştük. iyi tatiller Sezen, keyfin boy olsun:)

elif dedi ki...

bir de "ne giydim seyahat edition" istiyoruz :)

E.Sezen Türker dedi ki...

Sevgili Gamze,

Çok teşekkürler, gerçekten çıkardık tadını galiba. Şimdi bir sonrakinin planları içindeyiz :)

Buketcim,
Yehuuuuu, bu havadise gerçekten çok sevindim. İlk ayakkabı sayıklamamda sana saracağım :*

Sevgili Ebygale, aaaa olsun pastificio olmasa da Roma her zaman güzel. :)

Sevgili Elif, bu da harika bir fikir. Roma için yapamadım; ama haftaya Almanya'dayım. Mutlaka gelecek :)

Sevgiler

ufuk kayrak dedi ki...

Merhaba,

Aralıklarla mailbox ıma düşen gezi yazilarini keyifle okuyordum... Roma yi anlattigin yazilardan derlediğim bir not demetiyle ben de yarin Roma da olacağım...

Teşekkür etmek istedim sanal rehberlik için...

Pinterest'im

Instagram'ım