19 Ekim 2015

Geçen haftadan notlar: Doluya bakacaksın, tek taşı takacaksın!

Doğum günü partimden sonra haftasonunu Adana ve Hatay'da geçirdiğim için, pazartesi günü ofisten sonra doğrudan her bir köşesi "Burada inanılmaz eğlenceli bir parti yapıldı." diye bağıran eve geliyorum. Boş içki şişeleri ve bardaklar ve cam kırıklarını toplayıp, parti aksesuarlarını bir sonraki partiye kadar gözden uzaktaki yerlerine kaldırırken, bir yandan da doğum günü hediyelerimi buluyorum evin çeşitli köşelerinde. Paketleri büyük bir keyifle açarken, seramonileri, kutlamaları, evde misafir ağırlamayı ve hediyeleri ne kadar sevdiğimi düşünüyorum.

"Nasıl başlarsa öyle gider." doğruysa, yeni yaşım çok eğlenceli, seyahatli ve sevdiğim insanlarla geçecek gibi görünüyor. Güzel hislerle doluyum.



İşim bitince, duşa girip uzun uzun sıcak suyun altında kalıp kendimi dinlendirdikten sonra, mis kokulu kremlere bulanıp, yumuşacık battaniyemi alıp, bütün parti izlerini ortadan kaldırdığım salondaki koltuğa yayılıyor, kahvemi demliyor ve bir Murathan Mungan kitabı açıyorum. Beni o anda hiçbir şeyin o mayışık ve sakin sonbahar ruh halinden çıkaramayacağını düşünürken, O arıyor, "Hadi topla eşyalarını ve yarın giyeceklerini, alayım seni 15 dakikaya." diye. Tereddüt bile etmeden, mayışıklığım ile sonbahar ruh halimi o koltukta bırakıp, hemen hazırlanıyor ve evden çıkıyorum.

Sonra bütün hafta çok yoğun bir o kadar da keyifli geçiyor. Keşfettiklerim, denediklerim, havadisler huzurlarınızda:

Konsolos:

İstanbul'da restoranlar ve gece hayatında sürekli trendler ve mekanlar değişirken, her zaman büyük bir keyifle yapacaklarını beklediğim biri İzzet Çapa. Çünkü her zaman enteresan bir konsept ve harika dekorasyonlarla çıkıyor karşımıza.

Pera'daki tarihi Palazzo Corpi binasının girişine açtığı son restoranı Konsolos - bir zamanlar Amerika vizesi buradan alındığı için adını Konsolos koymuş- bir süredir aklımdaydı. Hiçbir şeyi kolay kolay beğenmeyen Prag seyahati partnerim, burayı deneyip, beğenince merakım daha da artmıştı.  

Üç yıl önce İsviçre'ye gelin verdiğimiz sevgili Özge İstanbul'a gelince,yolumuzu cuma akşamı Konsolos'a düşürdük.



Konsolos, koyu renk ağırlıklı dekorasyona rağmen, yüksek tavanı ve duvarlarındaki esprili tabloları ile oldukça iç açıcı bir ortam sunuyor. Devasa boyuttaki menüleri çok frapan ve servisi uzun zamandır gördüğüm en eğlenceli garsonlar yapıyor. 



Yemekten önce aperatif olarak üzümlü bir kokteyl olan Orientel Poison aldık. Ardından başlangıç olarak humus ile minik enginar söyledik. Son olarak da mantarlı pizza ile midemizi gecenin geri kalanına hazırladık. 



Yemeklerin sunumları inanılmaz şık. Lezzetleri gayet güzel olmakla birlikte, ezber bozacak veya akılları baştan alacak bir sıra dışılık beklememekte fayda var. Kokteyller ise gerçekten çok başarılı. Benim favorim, jack cherry lemonade oldu. 

Güzel bir servis eşliğinde keyifle şık yemekler yemek ve iyi kokteyller içmek isterseniz Konsolos, aklınızda bulunsun.

O gece Konsolos'tan çıkışta, İstanbul'un en eski diskoteği olan Scotch'a gittik. Burası Nişantaşı'nın göbeğinde olabileceğini hayatta düşünmediğiniz bir ortam sunuyor. Birisi gözünüzü bağlayıp, sizi buraya götürse, kesinlikle çok daha saçma bir semtte olduğunuzu düşünebilirsiniz, çünkü abartı kıyafetler ve alakasız bir kitle ile bir nevi pavyon. Biz İsviçre'den gelen gelinimize bu absürdlüğü yaşatmak istedik ve oldukça da eğlendik. Sonrasında tamamen alakasız bir konsept olarak Mini Müzikhol'e geçince de beyin devrelerimiz tamamen yandı. İki uç müzik tarzı ve iki uç kitle. İstanbul'u sanırım bu yüzden çok seviyorum ben.




Cumartesi günü yogitam ile iç çamaşırı alışverişine çıktıktan sonra, Cake House'ta kahvaltımızı ettik. Benim evime yakınlığı sebebiyle çok sevdiğim bir cafe burası. Beşiktaş Evlendirme Dairesi'nin orada, oldukça şık bir dekorasyonu var ve kahvaltılık her şeyi (Pişilerin ortasını delmedikleri için içlerinin hamur kalmasını saymazsak) gerçekten lezzetli. Beşiktaş'taki cumartesi pazarına giderseniz, öncesinde veya sonrasında mutlaka bir kahve molası için aklınızda bulunsun. 




Akşam ise, eski ofiste birlikte çalıştığım ve inanılmaz sevdiğim Ecem'in nişan partisi için Aheste Pera'daydık. Nişan ve düğün gibi seramoniler, bazen fazla gergin ve sıkıcı ortamlara katlanmak demek oluyor ya, bu nişan partisi, bence 'nasıl olmalı'nın güzel bir örneğiydi. Ulaşımın kolay olduğu bir yerde, kıyafet konusunda abartı gerektirmeyen bir ortamdaydı. Duvarlardaki esprili yazılar ve kokteyllerin isimleri çok tatlıydı. 

Damadın adını taşıyan kokteyl inanılmaz prim yaptı, barmenler kızlara "Damadı sömürdünüz." diye takılırken, herkesin kafaları çok güzel olmaya başlamıştı. 



Bir arkadaşımızın beğendiği adamın evli olduğunu öğrenmemiz üzerine, "Boş boşuna bakışmayı ben hiç sevmem." denilince, gecenin özlü sözü doğdu: "Doluya bakacaksın, tek taşı takacaksın." :))



Güzelliği ile ortalığı yıkan içi dışı ayrı güzel sevgili Ecem'im umarım Haydar ile birlikte ömür boyu çok ama çok mutlu olur. 





Nişan partisinden sonra yine Mini Müzikhol'e gittik. Minimüzikhol, gece 3:00 civarında dans etmeye devam etmek için aklıma gelen tek yer olduğu için, bu haftasonu boyunca her gecenin sonunda mutlaka oraya bir uğramış oldum. Sonra Cihangir'de teras partisi derken, çok eğlenerek gerçekten sabahı görmüş olduk. :)

Pazar günü boyunca uyumuş olabilirim, bütün haftasonu yorgunluğunu üzerimden atabilmek için! Bütün bu alkol bombardımanının ve uyksuzluğun arasında, evde biraz sağlıklı tarifler denemeye de fırsat bulmaktan gururluyum. (Nereden dengelesek kardır!)

Bunlardan ilki fırında bulgurlu ve yoğurtlu patlıcan.



Patlıcanları ikiye kesip, içlerini biraz oyuyorsunuz. Daha sonra iki diş sarımsak, iki çay kaşığı kimyon, kırmızı biber, tuz, bir limonun suyu ve biraz zeytinyağını bir kasede karıştırıp, bu sosu patlıcanların içine sürüp, fırına koyuyorsunuz.

Bu sırada 150 gram ince bulguru da, kaynar suyun içine koyup, bekletiyorsunuz. Patlıcanlar tamamen yumuşayana kadar piştikten sonra, bulgura kuş üzümü, badem, yeşil zeytin ve nane ile karıştırıp bir harç hazırlıyor ve patlıcanların içine dolduruyorsunuz. Son dokunuş olarak da üstüne biraz yoğurt gezdirip servis ediyorsunuz. Çok sağlıklı ve lezzetli bir yemek oluyor.



İkincisi de elmalı ve hardal soslu brokoli salatası. 

Brokolileri haşladıktan sonra, elmaları da küçük küçük dilimliyorsunuz. Daha sonra bir kasede, iki kaşık hardal, sarımsak, bir mandalina suyu, biraz sirke ve zeytinyağını karıştırıp, bu salatanın üstüne döküyorsunuz. Kuş üzümü ile süsleyebilirsiniz. Hep aynı salataları yemekten sıkılanlara şiddetle tavsiye ederim.

Keyifle ve sağlıkla kalın!



3 yorum:

Samir Quliyev dedi ki...

Yine uzun zaman sonra, aklıma geldi mushaboom8. 1 saattir yaklaşık, en son kaldığım yerden yazılarının içinde keyifle kayboldum. Önümüzdeki ay Prag seyahetimde, kullanmak üzere, bi yazını da bookmark'ladım. Güzel ve keyifli haftalar sevgili yazar :)

Shola Clark dedi ki...

Eğer büyük bir finansal kriz vardır ve acil yardıma ihtiyacım var? Charity Kurumu Afrika her ve herkes mutlu bir hayat olsun ve yatırım ve daha fazla para kazanmak için bir şans verdi !!! Biz yetenekli müşteri ve kadar% 3 faiz oranı düşük bir faiz oranı hızlı ve kolay onay sunuyoruz. İlgilenen kişiler Bay Johnson Lukejohnson@charitycorporationafrica.com~~dobj irtibata geçebilirsiniz

bayan dedi ki...

Shola Clark dolandiricidir asla inanmayın

Pinterest'im

Instagram'ım