24 Mayıs 2016

Puslu Ay, Puantiyeli Peri Bacaları, İlhan Erşahin ve Hüsnü Şenlendirici: Cappadox

Üzerlerine şelale, puantiye ve deniz anası görselleri yansıtılmış peri bacalarının arasındayız. Peri bacalarının daha da üzerinde, bulutların arasından kendini göstermiş puslu bir ay var.

Doğa harikası peri bacaları, mistik kocaman ay ve modern visuallar, tezatları ile büyüleyici bir birliktelik yaratıyor. İçinde bulunduğum ortamın güzelliğine inanamıyorum. 


Bakışlarımı peri bacalarından ayırdığımda, gördüğüm görüntü de en az o kadar inanılmaz. Geçen sene Çeşme'de Aqua'da havuzun içinde tanıştığım sevgili Duygu ve Dilara, birlikte Amerika'ya work&travel macerasına gittiğim cici eşim Gizem, son bir kaç ayda hayatıma giren ve inanılmaz hızla kaynaştığımız komşum Hande ve aynı günün sabahı Kapadokya'da tanıştığım ve birlikte çok keyifli bir gün geçirdiğim Betül ve Başak. Hepsini bambaşka şekillerde, bambaşka yerlerde tanıyıp çok sevdiğim bu insanlarla orada olmam da en az içinde bulunduğumuz ortam kadar sıradışı.

Ellerimizdeki ışıklı bardakları tokuşturuyoruz, ağzımızda salatalıklı votkanın tadı, yüzümüzde kocaman bir gülümseme. 

"Kapanış partisine bir bakalım, sevmezsek kaçarız." diye oraya gelirken, böylesine güzel bir ortam ile karşılaşacağımı gerçekten düşünmemiştim. Her anı kayıt altına almak istiyorum, her bir detayı... Gelgelelim hiçbirimizin şarjı yok. O yüzden tuvalete ve içki tazelemeye gitmek için ayrılmamız gerekirse, eski usul buluşma noktaları belirliyoruz. Bölünüyoruz, toplanıyoruz, geziniyoruz. Kimse whatsup'tan yazışmıyor, kimse fotoğraf çekmiyor, kimse snap atmıyor, ilk defa hepimiz gerçekten anı yaşıyoruz.

Sahneye İlhan Erşahin çıkıyor. İlhan Erşahin'i severiz, defalarca konserlerine gittik; ama bu sefer apayrı güzel. Çünkü bu sefer alıştığımızın dışında, elektronik soundlar yerine, arka fonda bateri var. Daha da önemlisi, kapalı bir konser alanında sıkış tepiş dizilmiş değiliz. Aksine, büyüleyici bir ortamdayız ve dans edecek alanımız var. 

"Türkiye'nin en iyi festivalinin Cappadox olduğuna" karar veriyoruz o anda. Kendimizi müziğe bırakıp, dans ediyoruz. Tam "daha iyi olamazdı." derken, İlhan Erşahin'in yanında, Hüsnü Şenlendirici beliriyor. O kadar iyi bir müzik yapıyorlar ki, trans anı gibi bir şey yaşıyoruz.



Ertesi gün "Acaba ben mi abartıyorum, kafam mı çok güzeldi?" diye düşünürken, Başak "Ah özellikle o konser bitip de alkışlarla geri geldikleri parça var ya, gerçekten ben o sırada transa geçtim, inanılmazdı." dediğinde ve herkes desteklediğinde abartmadığımı anlıyorum.

Konser bittikten sonra, yukarıdaki sahnede çok kötü bir DJ, çok korkunç şarkılar çalıyor. Onun yerine  gerçekten dans etmeye devam edebileceğimiz güzellikte bir müzik olsa, her şey o kadar gerçek üstü olurdu ki, gerçekliğini sorgulamaya başlayabilirdim! 

"İyi ki gelmişiz, iyi ki gelmişiz." 24 saat boyunca en çok kurduğumuz cümle oluyor. Aslında ayakta zor duruyoruz; çünkü:

Bu partiden bir önceki gece... Günlerden cuma...
İşten çıkmışım, "Daha Türkiye'ye ayak basalı bir kaç gün olmuşken, Amerika üstüne bir  tek Kapadokya eksikti." diye kendi kendime söylenerek, valiz boşaltıyor, Kapadokya için çantamı hazırlıyorum.

Ardından Hande ile Bender valizleri ile bana geliyor. Hep birlikte bende kalacağız, çünkü sabah 7:00 uçağı ile Nevşehir'e uçacağız. Hande ile benim daha önce otobüslerin arkasından el sallamışlığımız var, Bender'in Alman disiplini ile bizi sabahın köründe uyandırmasına ihtiyacımız var. Yoksa Hande ile ben o uçağı biz net kaçırırız, biliyoruz.

Üçümüz birlikte laflayarak birer kadeh şarap yuvarladıktan sonra, Bender "Ben yatıyorum. Siz de geç kalmayın, saat 4:00'te kaldıracağım sizi." diyor.

Bender yattıktan sonra, Hande ile boş şarap şişesine bakıyoruz. Bize evde içmeyi en sevdiğim kokteyl olan Aperol ile şampanya karışımından hazırlıyorum. Onları içerken, niyeti bozup, dışarı çıkmaya karar veriyoruz. Hande, bizim bu civarlarda yaşayan bir arkadaşına gitmemizi öneriyor. Pijamalarımızla gidebileceğimiz için, Efendi'ye gitmekten daha cazip bir teklif. 

Bender evden çıktığımızı öğrenirse, bize muhtemelen kızar. O yüzden lisede, annemizle babamız uyuduktan sonra evden kaçar gibi, Aperol ile şampanyayı bir poşete doldurup,  pijamalarımızla evden parmak ucunda fısıldaya fısıldaya çıkıyoruz. Sokağa çıkar çıkmaz "Lingo lingo şişeleeer" diye şarkı söylemeye başlıyoruz.

Yalnızca birkaç apartman sonra, bahsedilen arkadaşın evindeyiz. Niyetim bir saat kadar oturup, sonra eve gidip duş alıp, biraz uyumak.

Ev sahibi, üzerinde bir röpdoşambr, elinde bir rakı kadehi ile karşılıyor bizi. O an anlıyorum, o gece bir saatten uzun sürecek kadar matrak olacak. 

Sanki Teşvikiye'nin ortasında değilmişiz gibi, yeşilliklere bakan harika bir balkonda oturuyoruz. Laf lafı açarken, balkon giderek kalabalıklaşıyor, ortaokuldan arkadaşım Gökçe bir yanıma, Karaköy'de çok sevdiğimiz bir kokteyl barın sahibi karşıma geldiğinde, "Oturduğum bölgeye aşığım, sürekli enteresan insanlarla tanışıp, enteresan geçeler yaşıyorum." diye mırıldanıyorum kendi kendime. 

Biz hiç uyumadan, balkon partisinden, önce Sabiha Gökçen Havalimanı'na, sonra Nevşehir'e bağlıyoruz. Dilimde sürekli "Bir ortak geçmişimiz var, bir de hep açık yaralar. Kendine hep hatırlattığın fazla parlamış anılar." Nevşehir'e ayak bastığımızda, niçin şarkının dilime dolandığını çözüyorum; dün gece balkonda yanımda Pamela ile facetime üzerinden geyik yapıldığını hatırlıyorum. Bir de "Acaba bu kadar yorgunluğa değer miydi Kapadokya için? Zaten geçen sene de mayısta gelip günlerce köşe bucak gezmiştim." diye düşünüyorum.



Ve aradan 12 saat geçtikten ve hala hiç uyumadıktan sonra, anlattığım ortamda, sahnede Hüsnü Şenlendirici ve İlhan Erşahin varken, seneye dünyanın neresinde olursam olayım tekrar Cappadox'a gelmeye kendime söz veriyorum.

Diğer Cappadox etkinlikleri ve Cappdox bittikten sonraki pazar keşifleri çok yakında.

Yazın gelişini hissederek kalın!



Hiç yorum yok:

Pinterest'im

Instagram'ım