
Bu sabah (çoook fazla) yağmur var İstanbul'da!!
Keşke hala her şeyi mitolojik olarak "Tanrıların çıldırmış olması ile" açıklayabiliyor olsaydık... Çarpık kentleşme, küresel ısınma gibi suçluluk duyduran gerçeklikler olmasaydı...
Evde oturmuş Afrika'yı izler gibi televizyondan İstanbul'un başka köşelerini izliyorum. Bizim buralarda sokakta biriken su bile yok. Yağmur yağıyor, fazlası mazgallardan gidiyor, mis gibi bir toprak kokusu etrafı sarıyor. Yağmur demek keyif demek. Başka ülkelerden arkadaşlarım İstanbul'daki selden sonra hala iyi olup olmadığımı soran mesajlar atıp duruyorlar. Ben gayet ev keyfi yapıp, internetten İzmir'e en ucuz uçak biletini aradığımı söylediğimde şaşırıyorlar. Yahu bu doğal afet değil, yanlış kentleşme diye bağırmak istiyorum.
Evim darmadağınık...


Hazır evde oturuyorken ortalığı biraz toparlamam lazım ama içimden gelmiyor hiç. Gazete ve dergilere gömülmüş limitsiz kahve tüketiyorum.
Sel yazılarından, yağan yağmur sebebiyle birbirine giren siyasetçilerden ve diğer sevimsiz haberlerden bahsedecek halim yok korkmayın. : )) Ama birkaç yazıyı okumanızı pek şiddetle tavsiye ediyorum.
Blog yazılarım ile
köşe yazılarım bambaşkalar. Blogta kısa kısa bir şeylerden bahsedip, yazılarımı resimlerim üzerine kurabiliyorum. Köşe yazılarımda ise genellikle kadın-erkek ilişkilerine kilitleniyorum. Siyaset dışındaki konularda yazan her yazar gibi Ayşe Arman ile kıyaslanmaktan ben de boyumun ölçüsünü alıyorum. Yukarıdaki resmim bile Ayşe Arman'ın Nihat Odabaşı çekimleriyle kıyaslanıldı filan hatta! (Abartmakta sınır tanımayan insanımız sağolsun!)
Ayşe Arman'ın ailesini bile çok iyi tanırım _Adanalı olmak böyle bir şey : ) _ , kendisinin takdir ettiğim çok yanı vardır; ama dürüst olmak gerekirse çok nadiren okurum yazılarını. Bugün iki bambaşka köşe yazarı yüzünden döndüm dolaştım Ayşe Arman'ı buldum.
İlki HaberTürk'ten Rahşan Gülşan'ın yazısı. Süper tatlı, süper keyifli bir yazı. Kilo kompleksini aşmanın, kendinle barışmanın kelimelere dökülmesi ancak bu kadar tatlı olabilirdi. Ayşe Arman ile alakasına geLince:
"O bilmez ama yazdığı aşk hayatı, g-string methiyeleri (ahh hele o incili olan), Nihat Odabaşı‘na çektirip photoshop deryasında yüzdüğü ve evet çok hoş göründüğü fotoğraflar filan bir şişman olarak beni daha da içime kapattı." diyor. İnsanın içini açan cinsten yazısının tümünü okumak için
burdan...
İkincisi de direk Ayşe Arman'ın
Bekir Coşkun hakkında yazdığı yazı. Bekir Coşkun bambaşkadır. Bizim üç kuşağın (anneannem, annem ve ben) en favori köşe yazarıdır. "Bugünkü yazısını okudun mu bizimkinin?, Yine döktürmüş walla"lar günlük diyaloglarımızda sıkça yer alır. Bekir Coşkun artık Habertürk'te olduğuna göre, eve yıllardır alınan gazetenin Habertürk'e dönüşmesi farz oldu artık. Elif Şafak, Pakize Suda, Bekir Coşkun bile yeterli isimler benim için.
Okuyamam şimdi bunları diyenlere de çok tatlı bir resim similasyonu veriyorum:
tıklayın buraya, bayılacaksınız!
Günün şarkısı: