15 Eylül 2009

pasajlar out, outletler in... en azından bu günLük! : )


Bugün "günün şarkısı" ile başlıyorum; çünkü post.un sonuna eklenip geçilemeyecek güzellikte. Üstelik dün gece en az 10 kere dinlediğim için bugün bütün gün beynimde melodisi dönüp durdu.

I Wanna Do Bad Things With You!


Bir sürü para yatırmam gereken yer vardı: okul harcı, öğrenci kimliği ücreti, kredi kartı ödemeleri... Üç bankada ayrı ayrı sıra bekleyip, hepsini hallettikten sonra, kahve kayfi yapmak için kendimi Bahariye'ye attım. Mudo outlet ile Mango Outlet ile burun buruna gelince, "ne varmış bir bakayım" diyerek daldım.

Gelecek yaz için bir şeyler stoklamaya niyetiniz varsa veya benim gibi yaz kış aynı şeyleri üzerine bir hırka, altına bir kilotlu çorap ekleyerek giyenlerdenseniz mutlaka bir uğrayın derim. Fiyatlar şaka gibi, Terkos bile bunların yanında pahalı kaLır : )














Share/Save/Bookmark

14 Eylül 2009

matematik moda ile birleşince eğlenceli olur!



Muhteşem değil mi? Özellikle papa + absolut kombinasyonu ile karl lagerfeld doruk... Bayıldım... : ))

Modanın matematiğindeki diğer kombinasyonları merak ediyorsanız sizi bu muhteşem siteye alalım: FASHEMATICS!!!


***********

Başka bir ülkede sürttüğüm ve otel odasında geçirilen her saniyeyi
_aşklı saatler hariç : ) _ kayıp saydığım dönemler haricinde şimdiye kadar blogumu hiç post.suz bırakmamıştım. Ama dün nasıl olduysa bir türlü fırsat bulamadım bir şeyler yazmaya. Bir ilkti umarım da son olur.

"Nasıl fırsat bulamazsın ne yapıyorsun ki? Daha okulun bile açılmadı ki!!" diyenler benim kendime icat çıkarmakta ne kadar başarılı olduğumdan bir haberler tabii ki : )
Bu logoya gözünüz alışmaya başlasın şimdiden. Önümüzdeki altı ay boyunca belki de okuldan daha fazla zamanımı bu AGM 2010'a harcayacağım. Daha önce de bahsetmiş olduğum Erasmus Student Network'ün Annual General Meeting'i 2010'da Türkiye'de yapılacak, yaklaşık 400-450 şube temsilcisi bekliyoruz. : )

Şöyle güzel bir ekiple de upuzun toplantılar, Çin yemekleri ve Starbucks kahveleri eşliğinde pek keyifli çalışmalarımıza başladık bile...

Bunları da neden anlatıyorum? 1) PR departmanlarında çalışmışlığım var, bildiğim bir şeyler de var; ama bu sefer PR departmanında çalışmak değil direk PR sorumlusu olduğum için daha süper güzel işler ortaya çıkarmak için bir sürü kitap okuyup, öğrendiklerimi bu blogtan paylaşma hevesine kapılabilirim. "Nerden çıktı şimdi bunlar?" sorusunun cevabını şimdiden vermiş olayım. 2) Ofissel hallerimde çekilmiş şahane fotoğraflarım var (Cem'e kocaman teşekkür) onları buraya koymak için bahanem olsun. : ))


Bu da Sırbistan'daki toplantıda gösterilmek üzere, son gecede sayfa tasarımını ve sunumunu hazırladığım OC (organizasyon komitesi) tanıtımından benim sayfam:

Tabii ki iş güç toplantı bir yere kadar!!! İçimdeki parti canavarı ile kırıtık hatunu fazla uzun süre bastıramıyorum! "OC derken...?!?!? Off Campus? Operations Center ? Organized Crime? Other Characters? Online Class ? Outta Control? Oatmeal Cookie? =)))" kıvamına gelecek geceler takip ediyor bu toplantıları.

Artık "yan masa" ile kaynaşmak ve onların da çok enteresan ve keyifli adamlar çıkması bir klasik oldu. Bahsedebileceğim yeni keşfettiğim bir mekan malesef yok. Ramazan & pazar & yağmurlu hava faktörleri sebebiyle çılgın bir gece yoktu İstanbul'da, her yer kapalıydı. Parantez'de içip Line'da zıplamak şeklinde klasik bir gece geçirdik.

Ama yanımızda benim Meksikalı misafirim ve parantez'de bitişik masamızda oturdukları için tanıştığımız şu Londra'daki pek meşhur vejeteryan lokantası Saf'ın şefi ve onun Karayipli barmen bir arkadaşı olunca ortamımız pek şenlendi.

LA'de geçirdiğim "zenci türk" günlerimin anısına AkonLu bir günün şarkısı geliyor:



Share/Save/Bookmark

12 Eylül 2009

Beni hala sel alıp götürmedi!! Evde bir gün raporu:


Bu sabah (çoook fazla) yağmur var İstanbul'da!!

Keşke hala her şeyi mitolojik olarak "Tanrıların çıldırmış olması ile" açıklayabiliyor olsaydık... Çarpık kentleşme, küresel ısınma gibi suçluluk duyduran gerçeklikler olmasaydı...

Evde oturmuş Afrika'yı izler gibi televizyondan İstanbul'un başka köşelerini izliyorum. Bizim buralarda sokakta biriken su bile yok. Yağmur yağıyor, fazlası mazgallardan gidiyor, mis gibi bir toprak kokusu etrafı sarıyor. Yağmur demek keyif demek. Başka ülkelerden arkadaşlarım İstanbul'daki selden sonra hala iyi olup olmadığımı soran mesajlar atıp duruyorlar. Ben gayet ev keyfi yapıp, internetten İzmir'e en ucuz uçak biletini aradığımı söylediğimde şaşırıyorlar. Yahu bu doğal afet değil, yanlış kentleşme diye bağırmak istiyorum.

Evim darmadağınık...



Hazır evde oturuyorken ortalığı biraz toparlamam lazım ama içimden gelmiyor hiç. Gazete ve dergilere gömülmüş limitsiz kahve tüketiyorum.

Sel yazılarından, yağan yağmur sebebiyle birbirine giren siyasetçilerden ve diğer sevimsiz haberlerden bahsedecek halim yok korkmayın. : )) Ama birkaç yazıyı okumanızı pek şiddetle tavsiye ediyorum.



Blog yazılarım ile köşe yazılarım bambaşkalar. Blogta kısa kısa bir şeylerden bahsedip, yazılarımı resimlerim üzerine kurabiliyorum. Köşe yazılarımda ise genellikle kadın-erkek ilişkilerine kilitleniyorum. Siyaset dışındaki konularda yazan her yazar gibi Ayşe Arman ile kıyaslanmaktan ben de boyumun ölçüsünü alıyorum. Yukarıdaki resmim bile Ayşe Arman'ın Nihat Odabaşı çekimleriyle kıyaslanıldı filan hatta! (Abartmakta sınır tanımayan insanımız sağolsun!)

Ayşe Arman'ın ailesini bile çok iyi tanırım _Adanalı olmak böyle bir şey : ) _ , kendisinin takdir ettiğim çok yanı vardır; ama dürüst olmak gerekirse çok nadiren okurum yazılarını. Bugün iki bambaşka köşe yazarı yüzünden döndüm dolaştım Ayşe Arman'ı buldum.

İlki HaberTürk'ten Rahşan Gülşan'ın yazısı. Süper tatlı, süper keyifli bir yazı. Kilo kompleksini aşmanın, kendinle barışmanın kelimelere dökülmesi ancak bu kadar tatlı olabilirdi. Ayşe Arman ile alakasına geLince: "O bilmez ama yazdığı aşk hayatı, g-string methiyeleri (ahh hele o incili olan), Nihat Odabaşı‘na çektirip photoshop deryasında yüzdüğü ve evet çok hoş göründüğü fotoğraflar filan bir şişman olarak beni daha da içime kapattı." diyor. İnsanın içini açan cinsten yazısının tümünü okumak için burdan...

İkincisi de direk Ayşe Arman'ın Bekir Coşkun hakkında yazdığı yazı. Bekir Coşkun bambaşkadır. Bizim üç kuşağın (anneannem, annem ve ben) en favori köşe yazarıdır. "Bugünkü yazısını okudun mu bizimkinin?, Yine döktürmüş walla"lar günlük diyaloglarımızda sıkça yer alır. Bekir Coşkun artık Habertürk'te olduğuna göre, eve yıllardır alınan gazetenin Habertürk'e dönüşmesi farz oldu artık. Elif Şafak, Pakize Suda, Bekir Coşkun bile yeterli isimler benim için.

Okuyamam şimdi bunları diyenlere de çok tatlı bir resim similasyonu veriyorum: tıklayın buraya, bayılacaksınız!

Günün şarkısı:



Share/Save/Bookmark

Pinterest'im

Instagram'ım