18 Mart 2015

Şehirdeki en iyi risotto için: Antica Locanda

Yemek konusunda genel olarak uyumlu bir insanımdır. Katı kurallarım yoktur, her yerde kendime yiyecek bir şeyler bulurum. Yalnızca iki şey söz konusu oldu mu, nispeten ukala ve kaprisli tavırlar sergilerim. Bunlardan ilki elbette ki kebap. Bir Adanalı olarak, çoğu zaman "Bu kebap bile değil, uzun köfte." cümlesini kurup, suratımda memnuniyetsiz bir ifade ile önümdeki tabağı iterim. 

İkincisi de İtalyan mutfağı. Son üç senedir en uzun tatillerimde hep İtalya'ya gidiyorum, Napoli'den, Milano'ya gerek şık restoranlarda, gerek sokak aralarında çeşit çeşit yemek tattım. Lokallere sordum, "en iyi" dedikleri yerleri kovaladım, sokağına girmesi dahi korkutucu pek çok mekanda lezzetle kendimden geçtim. Bu yüzden de bu konuda biraz bilmişlik taslama hakkımı kendimde görüyorum ve "çok iyi" diye tabir edilen pek çok İtalyan restoranı için "eh işte" diyorum. 

Ve sonunda, beni gerçekten mutlu eden ve İstanbul'daki en iyi İtalyan restoranı olduğunu düşündüğüm Antica Locanda'dan bahsetmeye hazırım.



Arnavutköy'deki Rum Ortadoks kilisesinin hemen bitişiğinde tarihi bir bina burası. Bir zamanlar, kiliseye ait eski fırın binasıymış. Mimar Turhan Kaşo el atmış, harabeden çok romantik bir ortam yaratmış. Kapıdan içeri girdiğiniz anda güzel yumuşak sarı ışıklı, çok yüksek tavanlı bir ortama giriyorsunuz. Duvarlarda kült aşk filmlerinden harika siyah beyaz kocaman kareler. 

Romantik olan tek şey dekorasyon değil, aynı zamanda restoranın hikayesi. Beldan Erkkul, bundan yıllar önce İtalya'ya gidiyor ve şef Gian Carlo'nun Lucca'da bir villada yabancılara verdiği İtalyan mutfağı derslerine katılıyor. Da-dam, aşk, evlilik, İstanbul'a taşınma kararı, mekan arayışları derken Antica Locanda ortaya çıkıyor.



Tattığımız ilk şey zencefil ve roka yaprağı ile servis edilen somon tartar oldu. Ardından kurutulmuş domates, kuru meyveler ve beyaz trüf yağı ile servis edilen buratta peyniri gözümüzü şenlendirdi. Bir peynir ne kadar cezbedici olabilir, sorusunun cevabı budur. 




Başlangıçlardan ayrıca, parmesan rendelenmiş dana carpaccio ile kızarmış kalamar ve levrek denedik. 

Carpaccio, İstanbul'daki diğer restoranlara kıyasla oldukça lezzetliydi; ama daha önce İtalya'da etin mekkesi olan Floransa'ya ayak bastıysanız başınızı çok döndürmeyebilir. O yüzden ben başlangıç olarak, ızgara levrek ve kalamar siparişi vermenizi tavsiye ederim. Kalamar uzun zamandır yediğim en lezzetli kalamardı. Oldukça da hafifti. Buraya yolunuz düşerse kesinlikle atlamamanız gereken bir lezzet. 




Gelelim İtalyan mutfağı denildiğinde ilk akla gelen şeylerden biri olan makarnalara. Hepsi şef tarafından hazırlanıyor ve taze taze tüketiliyor. 

Yemekte tatlı dokunuşları sevenlerdenseniz portakal ve ördekliyi; yoksa domates, jumbo karidesliyi tercih edebilirsiniz.





Şefin Milanolu olması sebebiyle ben en çok risotto için heyecanlanıyordum. 
Neden mi? Şöyle ki, ben bu ülkedeki seyahatlerimden önce, İtalyan mutfağının ülkenin her yerinde benzer biçimde olduğunu sanıyordum. Öyle değilmiş. Konu pizza olduğunda, Napoli başı çekiyor. İncecik hamurlu, kocaman pizzaların ana vatanı bu bölge. Roma'ya çıktığınız zaman, elbette harika pizzacılar var, ama makarna çeşitleri daha ön plana çıkıyor. Floransa'da boşuna iyi pizzacı aramayın. Artık et bölgesine girmiş oluyorsunuz. İnanılmaz marine edilmiş mide salataları, carpaccio filan burada her yerde, hatta sokakta her köşe başında. Risotto denildiğinde ise efsaneler Milano'da yapılıyor. 
Ve ne mutlu ki yanılmadım. İstanbul'da yediğim en lezzetli, içine krema filan karıştırılmamış, pirincin kendi suyu ve mayası ile pişmiş porcini mantarlı risotto önüme geldi. 

Etlerden konyak ile sotelenmiş, armut dilimleri üzerinde antep fıstığı ile servis edilen Picatte Di Vitello, masadaki herkesin favorisi oldu. 

Tatlı olarak mascarpone peynirinden yapılan tiramisu, dondurma ve creme brule tattık. Hepsi çok lezzetliydi, sonuçta İtalyanlar tatlı işini her zaman iyi biliyor.

Bana sorarsanız en kısa zamanda Antica Locanda'nın yolunu tutun. Başlangıç olarak, ızgara levrek ve kalamar, ana yemek olarak da risotto ve Picatte Di Vitello söyleyin. İki kişi tıka basa, lezzetle doyun.
İtalyan usullerinin hakkını vermeniz için de bir püf nokta gelsin. Tatlının yanında sakın capuccino istemeyin. Çünkü İtalyan adetlerine göre, cappuccino yalnızca kahvaltıda içilir ve İtalyanlar kahvaltı dışında cappuccino siparişi verenlerle tatlı bir biçimde dalga geçmeye bayılır. :) 
Bir de son not, akşam pizza yeme hayali ile buranın yolunu tutmayın. Pizza yalnızca öğlenleri servis ediliyor. 
Lezzetle kalın!
Dip Not: Antica Locanda ile tanışmama vesile olan Cem'e de bir kere daha teşekkürler!




3 yorum:

semoş dedi ki...

slm,
uzun zamandır bahsetmiyorsun sevgilinden ayrıldın mı?

sevgiler

Adsız dedi ki...

Napoli kalın, roma ince hamur değil miydi yaa?!

E.Sezen Türker dedi ki...

Semoş,

Yoğunluktandır, daha bir kaç yazı önce birlikte gittiğimiz Kıyıköy'den bahsettim, yok öyle bir şey :)

Adsız,
Yooo yoo, napoli incecik hamur, Milano daha kalın hamurlu, tartılarak verilen kare pizza dilimleri.

Pinterest'im

Instagram'ım