29 Aralık 2015

Hoşçakal avukatlık, merhaba 2016!

Hayatımız boyunca çok fazla yolun sonuna geliyoruz. 

Bazen yolun üstünde çıkışa yaklaştığımızı fark etmemizi sağlayan sinyaller oluyor, daha yolun sonunu görmeden biliyoruz sona yaklaştığımızı...

Bazen de küt diye bitiyor yol kalakalıyoruz. 

Tabii en fenası hızımızı kesmeden, kendimizi kaptırmış gazlaya gazlaya giderken yolun bitivermesi oluyor, uçurumdan yuvarlanıp dibe vuruyoruz. 

İnkar edemeyiz, geride bıraktığımız şeyden her ne kadar sıkılmış olursak olalım, her sevgiliden, işten, evden ayrılmak mutlaka biraz hüzün veriyor. Alışkanlıklar oluyor, güzel anılar ve paylaşımlar...

Diğer yandan da kabul etmemiz gerekir ki her sonun, haz veren bir cazibesi oluyor. Kalbin atışlarını hızlandıran o merak ve kaygı karışımı his, bütün algıları açıyor, duyguların hepsini canlandırıyor, insanın üstündeki ölü toprağını kaldırıyor. Seçenekler, bilinmezlik, her şeyin olabilme ihtimali ile sürprizler kışkırtıcı geliyor, zinde tutuyor ve heyecan veriyor.

Durup geçmişe baktığımda, böyle dönemlerde ne zaman her şeyi planlamaya kalkıp, B planları yapıp, paniğe kapıldıysam dibe vurduğumu fark ediyorum. 

Aksine ne zaman ki hiçbir beklentim olmaksızın kendimi bütün güzel hislerimle, hayatın akışına teslim etmeyi başardıysam da hep harika şeyler çıktı karşıma. Ve her seferinde şaşırdım, hayatın, benim tasarladıklarıma kıyasla ne kadar harika şeyler sunabildiğine... 

Ben bu gün hayatımda bir sayfayı daha kapattım.



İki buçuk sene önce, Doğu Londra seyahatim için havalimanına gitmeden önce imzaladığım iş sözleşmesi ile çalışmaya başladığım ofisimde bugün son iş günümdü. 

O ofisin kapısından ilk defa içeri girdiğim günü, her bir ayrıntısı ile hatırlıyorum. Bugün, senelerdir birlikte çalıştığım müvekkillere işleri iade edip, o kapıdan son defa çıkarken, orada geçirdiğim iki buçuk senenin, benim için ne kadar olağanüstü bir deneyim olduğunu fark ettim. 

Daha önce Türkiye'nin en büyük şirketlerinden birinde üst düzey yöneticilik yapmış, iş konusunda akıl almaz biçimde titiz, planlı ve zor beğenir bir patron ile iki buçuk sene boyunca birebir çalıştım. Dönüp bu iki buçuk seneyi düşündüğümde, gerek avukatlık mesleği, gerek müvekkillerle ilişkiler, gerek toplantı üslubu, gerek iş takibi gerçekten iki buçuk seneye nasıl sığdığına hayret ettiğim kadar çok şey öğrendim. Dürüst olmak gerekirse -oldukça rahat olduğum son altı ayı saymazsak- ağlayarak çalıştığım zamanlar da oldu, uyku uyuyamadığım dönemlerim de, ofiste güneşin doğuşunu gördüğüm geceler de... Ofis bilgisayarım New York'tan Mardin'e kadar, nereye gittiysem benimle geldi. Pek çok seyahatimde, seyahat arkadaşlarım kahvaltı ederken, keyif çatarken, yalnızca bir iki saat de olsa, ben bilgisayarımı açıp mailler cevapladım, raporlar ve dilekçeler yazdım. Kaç gece, dışarıda arkadaşlarımla gayet keyifli zaman geçirirken, gelen bir mail veya telefon üzerine eve gidip çalıştım. Sonuç olarak, bir bedel ödedim, çok yoruldum, ama karşılığını hem maddi, hem de manevi olarak her zaman aldım.

Burada geçirdiğim iki buçuk sene, bana yalnızca iş bakımından bir şeyler katmadı. Sigara odasında yapılan bol kahkahalı sohbetler ile M&A raporlarını yetiştirmek için ofiste sabahlara bağlanan geceler, hayatıma harika insanlar kazandırdı. Gerçekten iş ile tamamen bağlantısız biçimde, buluşmaktan, sohbet etmekten, birlikte vakit geçirmekten keyif aldığım bazı çok sevdiğim arkadaşlarımla ben bu ofiste çalışırken tanıştım. 

Hatta "O"nunla tanışmam bile bu ofiste çalışmam sayesinde oldu. Bu iş yerinde çalışmasaydım, benim ofis pencerem ile onun yatak odasının penceresi karşılıklı " the girl next door" kıvamında bir macera yaşayamazdık.

Ve bugün o ofisteki son günümdü. 

Bu, gelişini önceden bildiğim, yumuşak, her şeyin planlı olduğu ve herkesin "severek ayrıldığı" bir son oldu. 

Yakınımdaki kişiler biliyor, bir süre ev hanımı olmayı ve biraz tembellik yapmayı planlıyordum. Ve California maceramızdan sonra O'nunla bir de İsrail'den Ürdün'e doğru yola çıkmayı...

Ama yazının başında dedim ya, "ne zaman ki hiçbir beklentim olmaksızın kendimi bütün güzel hislerimle, hayatın akışına teslim etmeyi başardıysam da hep harika şeyler çıktı karşıma." diye. Yine aynı şey oldu. 

Bu gün yalnızca ofisimle ve ofis arkadaşlarımla değil, aynı zamanda, duruşma salonları, adliyeler ve cübbem ile vedalaştım. Çünkü bu seferki yalnızca bir ofis değişikliği değil. Yeni yılın ilk haftasında, konuştuğum her bir çalışanının sevgiyle bağlı olduğu ve inanılmaz hızla büyüyen bir şirkette, ilk defa açılacak bir pozisyonda işe başlıyorum. Çok heyecanlı ve çok şevkliyim.

2015 benim için, tutku, lezzet, seyahat, heyecan ve keşif dolu bir sene oldu. Dolu doluydu, inanılmaz güzeldi. Bu süreçte, bu yoğunluğun arasında iki günde bir yazı sözümü tutamamış olsam da, tam 108 yazı yazmışım. Umarım bu sene de hayatınıza "bir doz minik güzel şey" katmaya devam etmeyi başarabilmişimdir. Hepsini cevaplayamamış olsam da, her bir yorum, mail, mesaj beni çok mutlu etti, iyi ki varsınız.

Ve 2016, kendime daha düzenli, daha farklı bir hayat kuracağım, yeniliklerle dolu bir yıl olarak önümde uzanıyor.

Sonlardan korkmadan, hayatın getirdiklerine açık olarak kalın!
Hepinize harika bir sene olsun!

3 yorum:

PAPYA dedi ki...

tebrikler ve başarılar...

ebygale dedi ki...

A tüh daha Bursa Adliye'sinde denk gelecek tanışacaktık diyecektim ki çok çok sevindim karşına çıkan yeni fırsata. Şahane bir yıl olsun 2016, sevgiler..

Gokkusagi Dosyasi dedi ki...

Yeni işin hayırlı olsunnn, o güzel enerjinle, yeni pozisyonunda keyifle çalışacağına eminim. ;) Yenilik, kökten değişiklik güzeldir, tazeler. ;)
Mutlu yıllar dilerim Sezen'cim, 2016 harika olsun inşallah!

Pinterest'im

Instagram'ım