01 Aralık 2015

Dedeağaç'tan lezzetli ve keyifli adresler -1: Καναβιδης, Soho Absolutely Fabulous ve Nisiotiko

Öğleden sonra Dedeağaç’a varıyoruz. Otobüsten indiğimiz noktadan on adım uzaklıktaki otelimize hemen girişimizi yapıyor, hava soğuk olduğu için üstümüze daha kalın kıyafetler giyip, makyajımızı yapıp, kendimizi sokağa atıyoruz.


Akşam yemeği için yaptırdığımız rezervasyona daha saatler var; ama karnımız oldukça aç. Bu nedenle,  otobüste tanıştığımız,  Dedeağaç’ta okuyan öğrencilerin şiddetle tavsiye ettiği restoranın yolunu tutuyoruz.

Bu noktada atlamadan uyarmam gerekir ki, Yunanistan’da kullanılan alfabe, latin alfabesinden oldukça farklı olduğundan, restoranları telaffuz edilen isimleri ile bulmanız imkansız sayılabilecek güçlükte. Bu nedenle foursquare gibi bir aplikasyon kullanmanızı; mekanları bu aplikasyondaki harita aracılığı ile bulmanızı tavsiye ederim. Zaten Dedeağaç’ta çoğu noktada bizim yerel operatörler çalışıyor, hattınızı yurtdışına açtırmadan,  internet paketinizi çoğu noktada kullanmaya devam edebilirsiniz.


Sahildeki Otel Erika’nın arasından girdiğinizdeki sokak sağlı sollu salaş, ayak üstü oturup atıştırmalık restoranlarla dolu. Burada yaşayanların favorisi Καναβιδης olduğundan biz de tercihimizi buradan yana yapıp, patates kızartması, köfte ve sucuktan oluşan karışık tabaktan söylüyoruz. Yanına da, ilk defa Midilli’deyken tattığım ve sonra Yunanistan’a ne zaman ayak bassam ilk sipariş verdiğim şey olan taze reçine şarabından...


Gittikçe bu şaraptan İstanbul’a da getiriyorum; ama hiç bir zaman orada olduğu kadar lezzetli gelmiyor evde içtiğimde. Henüz tatmadıysanız bu taze reçine şarabını şiddetle tavsiye ederim.



Yediğimiz sucuk ve köftenin lezzeti aklımızı başımızdan alıyor. O kadar ki, otelimizin dibindeki bu mekana, her acıktığımızda uğramaya  karar veriyoruz.

Sonra sokaklarda keyfimize göre geziniyoruz. Bazı sokaklar, yıllar öncesinden kalmış gibi görünen dükkanlarla doluyken, bazı sokaklarda çok keyifli tasarım mağazaları çıkıyor karşımıza. 

Zaten Dedeağaç oldukça küçük bir yerleşim, her yere yürüyerek en çok yirmi dakikada ulaşmanız mümkün.



Biz oradan oraya gezinirken, yolun karşı tarafındaki bir bar dikkatimizi çekiyor. Diğer mekanlar henüz bomboşken, burası oldukça kalabalık. Hemen yolun karşısına geçip, boş olan az sayıdaki masadan birine oturuyoruz ve fark ediyorum ki, burası gitmeden önce bana Gökçemin tavsiye ettiği Absolutely Fabulous Soho



Masaların ve menüsünün şıklığına, servis yapanların güler yüzlülüğüne, kokteyller ve gelen atıştırmalıkların tadına bakarken, “Dedeağaç daha şimdiden bana beklediğimden fazlasını verdi.” diye düşünüyorum.

Üstelik de Dedeağaç’taki en güzel şeylerden biri de, her şeyin İstanbul’a kıyasla gerçekten çok ucuz olması.

Saat 20:00’ye yaklaşırken, yemek konusunda gözüm kapalı tavsiyelerine ve tercihlerine güvendiğim O’nun “mutlaka ama mutlaka gitmelisin” dediği Nisiotiko'daki rezervasyonumuza yetişmek için Soho’dan kalkıyoruz.

Yolda yürürken açık bir eczane gördüğümüzde, bir blog yazması için büyük bir keyifle kendisine baskı yaptığım Buket’in tavsiyesi olan Korres'in doğal kozmetiklerinin peşine düşüyoruz. 

O sırada fark ediyorum ki, yıllar önce Yunan Adaları’na yaptığım seyahatte aldığım ve sonra da bitene kadar kullanıp çok memnun kaldığım rujun markası Korres. Bu sefer paketi oldukça sade ve fiyatı market şampuanlarının seviyesinde olan şampuanından alıyoruz denemek için. 

(Bu seyahatin üstünden yaklaşık bir ay geçtikten sonra şunu söyleyebilirim ki, sadece bir şişe aldığım için oldukça pişmanım. Gerçekten annem de ben de bu şampuandan, inanılmaz memnunuz. Aklınızda bulunsun.)


Yine yürüyerek on dakika sonra Nisiotiko'dayız. Harika duvar panolarını incelerken, kendimizi Niko’nun yönlendirmelerine teslim ediyor ve bir de Barbayani söylüyoruz. 




Meze porsiyonları oldukça doyurucu ve hepsi gerçeken çok lezzetli. Uzun zamandır bu kadar keyifle meze yememiştim. Deniz ürünlü pilava özellikle bayılıyorum.

Karnımız doyduktan sonra, taverna eğlencesi yaşamak için, Pica Plus'a gidiyoruz; ama günlerden Perşembe olduğu için canlı müzik olmadığını öğreniyoruz. Üst kattaki barın havasını soluduktan sonra, yine yürüyerek otelimize dönüyoruz.



Biraz yol çekmeyi göze alırsanız, Dedeağaç’ta gerçekten lezzetli yemekler yiyerek ve kesinlikle İstanbul’dan çok daha az para harcayarak, yorulmadan, strese girmeden, her yere yürüyerek giderek harika bir haftasonu geçirebilirsiniz. Giderseniz de bu saydığım mekanlara yolunuzu düşürmeyi ihmal etmeyin derim.


Keyifle ve lezzetle kalın!

2 yorum:

parıldayan çiçek dedi ki...

Keyifli bir hafta sonu olmuş.Sevgiyle kalın.

Anonim dedi ki...

barbaryani yamas

Pinterest'im

Instagram'ım