08 Aralık 2015

Not Defterim: Juicing, Level Up, Cross Stitch, Casuslar Köprüsü, Bekarlığa Veda

Merhabaa! 

Yüzüme nar çekirdeği yağım ile masaj yapmış, kaju, hurma suyu, tarçın, deniz tuzu ve sudan oluşan altı numaralı, son juice'umu içerek yazıyorum bu satıları.



Yılın sonuna büyük bir hızla koştuğumuz bu günlerde ben biraz yavaşladım. "Hiçbir şey yapmadan durmak" benim hayatımda olmayan bir kavram, ama yaptıklarımı değiştirdim biraz. Daha keyifli, daha sağlıklı, daha ruh besleyici şeylere adadım kendimi son günlerde. İzledim, okudum, düşündüm, sağlıklı beslendim. Bana gerçekten çok iyi geldi. Tavsiyelerime gelirsek;

Detox Yapın!

Yediğimiz işlenmiş gıdalar, tükettiğimiz alkol, stres derken vücudumuzu çoğu zaman hoyratça kullanıyor ve toksik bir birikim oluşturuyoruz. Her zaman aşırı sağlıklı takılan insanları hep biraz sıkıcı bulmuşumdur. Deniz kıyısında tam buz gibi bir bira, yanında da patates kızartmasını gömüp keyiften dört köşe olacakken, "Ayy kızartma çok sağlıksız. Biranın da kalorisini biliyor musun? Bana bir soda lütfen." diyenleri mesela... Diğer yandan hastalıklardan korunmak, vücudumuzu zinde tutmak için de toksik birikimi atmamız gerektiğini artık hepimiz biliyoruz.

Genellikle çok düzensiz beslenen biri olarak, detox şöyle yapılır demek benim haddime değil. Bu konuyla ilgili yazılmış milyonlarca kitap ve blog var. 

Ben kendi adıma şunu söyleyebilirim, daha önce sırf merakımdan juicing yaptım ve bunun sonucunda, gün içinde ne kadar gereksiz şey tükettiğimi ve aslında onların pek çoğuna hiç ihtiyacım olmadığını, yemediğimde de kendimi bitkin veya aç hissetmediğimi fark ettim. 

Daha sonra beslenme konusunda bir şeyler okumaya başladım ve öncelikle hayatımdan şekeri çok büyük ölçüde çıkardım. Markette alışveriş yaparken paketlerin arkasını okumaya başladığımda, paketli yiyeceklerden ister istemez uzaklaştım. En son Almanya'da günlerce Weihnachtsmarkt'ları gezerken, son günümüzde, hiç waffle veya krep yemediğimi fark ettim. Bir önceki sene o kokunun cazibesine dayanamayıp, her tezgahta yumuluyordum bunlara. Bu sefer, kasıtlı olarak uzak durmamıştım, aksine hiç canım bile çekmemişti. O zaman anladım ki, insan gerçekten alışkanlıklarını değiştirebiliyor.


Döndükten sonra da Juico'dan Urban paketi siparişi verdim ve bu sefer haftasonu değil, haftaiçi iki günlük bir kür yaptım. Evde otururken sürekli kahve içen, hafta sonu da arkadaşlarıyla dışarıda buluşan biri olarak, haftasonu yerine, hafta içi çalışırken juicing yapmak benim açımdan çok daha sancısız oldu. Hatta adliyelerde ve saçma sapan yerlerde "Ne yesem şimdi?" derdine düşmeden, çantamda buz torbasında taşıdığım juice'u içmek oldukça pratik oldu. 

10.000 kilometre bakımı diyorum ben bu küre, şu an son şişemi içerek tamamlamış oluyorum. Daha uzun zamanlar, keyifle içinde yaşayacağınız bir bedene sahip olma ihtimalinizi arttırmak için, beslenmenize dikkat edin, detox yapın!

Level Up'a uğrayın!

Bir cuma akşamı, yogitam ile bu akşam şarap kadehi tokuşturmak yerine sağlıklı takılalım diyerek Teşvikiye'de Ahmet Fetgari Sokak'ta bulunan Level Up'a gittik. Lezzetli ve sağlıklı smoothie'leri kadar, "Bir zamanlar tam Amy Winehouse kıvamında takılıyordum." diyen sahibesi sevgili Melis'in sohbetine ve mükemmel tatlı köpeği Dude'a da bayıldık. 



Gittiğimizde üzerimizde bütün haftanın yorgunluğu ve hayatımızda bizi 'hayal ettiğimiz kadar mutlu' etmeyen adamların hayal kırıklığı vardı. Kalktığımız zaman ise, enerji ve gülücükler saçıyorduk.

Yalnızca sağlıklı bir öğün için değil, tam mahalle ruh haline uygun keyifli bir sohbet için de yolunuzu düşürün. 

Elişi yapın, içinizdeki dalgalanmaları durdurun!

Son haftalarda fena halde sardığım bir şey de Cross Stitch. 

Anneanne ve babaanne ile bolca zaman geçiren bir kız çocuğu olarak, çocukluğumda onların uğraştığı her şeye özendiğim için, o yaşlarımda örgü örmeyi, nakış işlemeyi filan öğrenmiştim. Tabii o zamanlar internet bu kadar hayatımızın içinde değildi, bulabildiğimiz örnekler yıllanmış dergiler ve komşuların yaptıklarından ibaretti.

Yıllar sonra Stokholm'de gezerken, cross stitch'in eğlenceli örneklerini görmüş, ben de yaparım bunlardan diyerek, etamin kumaşı ve renkli ipler almıştım. Bir şeylere başlayıp, biraz ilgilenip sonra bir kenara atmıştım. Yeniden sardım, yaptıkça yapasım geldi, çarpıları koydukça aklımda her şeyi yerli yerine oturttum, kendimi anladım, endişelerimi, sıkıntılarımı gördüm. İnsan, rutin biçimde çok zihnini yorması gerekmeyen bir şeyi tekrarlarken, içindeki dalgalanmalar duruluyormuş anladım.

Cross stitch maceramın sonunda, hem sevgili Gizem'e kendi ellerimle bir doğum günü hediyesi yapmıştım, hem de "Beni rahatsız eden 'bir şey' var; ama önce ne olduğunu bulmam lazım." diyip durduğum O'na destan gibi uzun bir mektup yazıp, inanılmaz hafiflemiştim. 


Casuslar Köprüsü'nü İzleyin!

Bir pazar akşamı, özellikle kışın bir pazar akşamı yapılabilecek en güzel şey sinemaya gitmektir, diye düştük yola ve Casuslar Köprüsü'nü (Bridge of Spies) izledik. 

Stephen Spielberg'in yönettiği filmde, iyi bir sigorta avukatı olan Tom Hanks, sırf adil bir yargılanma yapıldığını dünyaya göstermek için, yakalanan bir Rus ajanının avukatlığını yapmak için baro tarafından görevlendiriliyor ve bir yandan bir casusun avukatlığını yaptığı için toplum tarafından dışlanırken, diğer yandan işini iyi yapmak için gösterdiği çaba karşısında kendini daha büyük görevlerin altında, iki casusun takası işinin sorumluluğunu üstlenmiş olarak buluyor. Filme getirilebilecek eleştiriler elbette ki var, ama benim son zamanlarda bağımsız festival filmlerini hesaba katmazsak, izlediğim en iyi filmdi. Güzel bir sinema akşamı için aklınızda bulunsun.


Bekarlığa Veda'da kahkahaya doyun!

İnternette Tanışan Son Çift ve Özel Kadınlar Listesi'nden sonra Bo Sahne'de izlediğim üçüncü oyun oldu Bekarlığa Veda. 

Bir anne düşünün, kendisi sade bir nikah ile evlenmiş ve bütün düğün hayallerini kızına saklamış. Kızı daha iki yaşındayken ona evlilik harcamaları için bir birikim hesabı açtırmış ve iyi miktarda para biriktirmiş.

Kızı, otuzlu yaşlarındayken, hem yakışıklı, hem avukat, herkesin ideal damat gözüyle baktığı bir adamla evlenmeden bir gece önce, düğünün yapılacağı otelin odasında açılıyor perde.

Anne kurdeleler, çiçekler, ayakkabılar konusunda gergin, düğün için herkesten daha çok heyecanlı. Gelin, aşık olduğu adamla evleneceği için çok mutlu. Anne ve geline, gelinin iki yakın arkadaşı eşlik ediyor. Arkadaşlardan biri, çapkın, düğünlere karşı, dürüst. Diğeri çok erken yaşta evlenmiş ve çoluk çocuğa karışmış. Ve bu arkadaşlar malesef ki, şöyle bir bilgi öğreniyorlar: Damadın, düğünden önce dört ay boyunca başka bir kızla ilişkisi varmış.

Her şey hazır, düğünden önceki gece. Geline söylemeli mi, söylememeli mi?

İnanılmaz güzel espriler ve tespitler var oyunda. Oyunculuk muhteşem. Oyun boyunca kahkahalarımızı tutamadık. Mutlaka ama mutlaka bütün kadınlara şiddetle tavsiye ediyorum. 

‘Kim bu sihirli elbisenin büyüsüne kapılmışken, birden bire çıkarıp plastik kutusuna koyabilir? Kim otuz üç yaşında, biyolojik saatinin tik taklarıyla uykusuz geceler geçirmek ister? Ben değil.. Ah o salak peri masalları!  Mutlu son. Ya sonra? Mutlu sondan sonra ne var ? Prens ukala, bencil herifin teki çıkar, ezik Sindirella onun bütün hovardalıklarına boyun eğer. Kendileri gibi çocuklar yetiştirir ve sırf  hayatlarını daha yaşanılır kılmak için başka aptal hikayeler uydururlar. Sırf hayat döngüsü devam etsin diye.’

Keyifle, sağlıkla ve kahkaha ile kalın!

4 yorum:

pazariseverim dedi ki...

şu ara başlıkları sevmedım ya sezen. :(

12ay12yer dedi ki...

Selam,
Sadece bir oneri: cross stitch dedigimiz bildigimiz kanavice! Kanavice de Italyan kokenli bir kelime olsa da cross stitch den daha anlasilir bir kelime oldugunu ve yaziya daha cok yakisacagini dusunuyorum.

Sevgiler,

Alfred Skilton dedi ki...

vucudumuzda toksik bir birikim oldugu da nereden cikti? toksik olabilecek maddeler vucutta genelde karacigerde olmak uzere detoxifiye edilir ve safra veya idrarla atilir. sindirim kanalinda temizlenmesi, "flush out" edilmesi gereken hic bir sey yok, arastirirsan goreceksin. blogun hayraniyim bu arada, iyi calismalar

Anonim dedi ki...

Hello,
Sanki takıldın kaldın, hızlanıyorsun sonra yavaslamaya karar veriyorsun. Sonra kararlar alıp defterlerine yazıyorsun ve san francisco sonrası defterlerini atıyorsun ve sonra tekrar yazıyorsun. Tam bir terazisin. Belki sana söylensem de benimdir bu. Daha sakin ve stabil bir 2016 diliyorum. Ya da senin istediğin gibi bir 2016 diliyorum. Stabil olmak berbat bi şey insanı geliştirmiyo diyo olabilirsin mesela. Doğrudur. Comfort zone saçma bi şey. Ama bu gelgitler de garip. En nihayetinde sahane gelgitler yasıyosun of cok zenginleştim diosun ama aslında aynı yerde oldugunu fark ediyosun. Gercekten bir sey olmak ama iyi olmak gerek belki. Böyle her cicekten -ruh halinden- bal durumu ruha zarar sanki. Senden 1-2 yas büyüğüm, naçizane tavsiyem. Bu ne demiş dersen de salla gitsin.
Bilmiyorum.
Bakalım.

Sevgiler.

Pinterest'im

Instagram'ım