15 Nisan 2016

Ege'den havadisler: Teos, Alaçatı Ot Festivali, Bademler Köyü

Hayatımda yepyeni ufuklar açan yoga hocam Serdar, en son dersimizde, İzmir'de düzenlediği yoga kampından bahsetti. 

Cuma sabahı güzel güzel eğitime başladıktan sonra, ertesi gün katılımcıların yarısının Çeşme'ye gitmesi nedeniyle katılımcı sayısının biraz azaldığını, sonra her geçen gün Çeşme'ye gidip de dönemeyenler nedeniyle sayının neredeyse yarıya düştüğünü çok esprili bir şekilde anlattıktan sonra, "İşte o zaman anladım, İzmir'in aydınlanmasının önündeki en büyük engel Çeşme." diye son noktayı koydu. 

Ben kikirdeyerek dinlerken, yapıştırıverdi: "Bizim bu İstanbul sınıfında da Sezen'in aydınlanmasının önündeki en büyük engel Alaçatı."


Hiç de haksız sayılmaz.

Biliyorsunuz, bundan iki hafta, kendimden oldukça emin bir biçimde, "Daha İyi Ben-1: Bu Sefer Gerçekten Başlıyoruz." diye başlığı yapıştırmış, şeker orucuna başlamıştım. Bir hafta boyunca ağzıma hiç yapay şeker sürmedim, şirkette şekerli şeyler yiyenlere ne kadar zararlı olduğunu anlatıp durarak psikolojik baskı yaptım. 

Gerçekten çok zorlandığım tek an Adana'ya uçarken, Turkish Do&Co'nun çikolatalı mus'u (en sevdiğim tatlılar listesi yapacak olsam, kesin ilk 10'da yerini bulur.) masamda dururken, onu yemeden iade etmek oldu. 


Gelgelelim sonra İzmir'e uçtum. İzmir'deki Reyhan Pastanesi'nin tatlılarına karşı koyamadım. Daha sonra iki kere daha şekerli şeyler yedim.

Sevgili 12ay12yer, muhteşem tatlı "Cuma yeni yazi gelecek diye kontrol etmekten helak olduk yetkililer, duyun sesimizi :)" yorumunu yazdığı sıralarda, ben yazı yazarak, kendi projeme kendim tam olarak uyamadığım gerçeği ile yüzleşmeyi erteliyordum. 

Oh be itiraf ettim! Şimdi size Ege'den havadisler verebilirim. :)


"Gün ölmesin!" diye sabahın körüne aldığım meşhur uçak biletlerimden biri ile cuma sabahı İzmir'e uçtum. Annem ve doğum günü kızı Ayşegül ile İzmir havalimanında buluşmayı planlıyorduk. Bu nedenle sabahın köründe, İzmir havalimanında ofis bilgisayarımı açarak, o gün içinde bitirmem gereken oldukça kapsamlı bir sunumu hazırlamaya başladım. "Home-ofice" bende her zamanki gibi "airport-office"e dönüştü.



Sevgili Ayşegül'ün doğum günü olduğu için, ilk istikametimiz İzmir'in meşhur pastanelerinden Reyhan oldu. Balkabaklı pasta dilimleri (yukarıdaki fotoğraftaki sağdaki pasta) vitrinden bana bakarken, elbette ki şeker orucu sözümü tutamadım.

İzmir'e yolunuz düştüğünde mutlaka yapılacaklar listenizden Reyhan Pastanesi'ni eksik etmeyin derim. 



Sonra Teos'a Güneşköy'e yol aldık. Bütün gün boyunca deniz manzarasına karşı sunumum ve raporlarım üzerinde çalıştıktan ve hepsini final hale getirip yolladıktan sonra, güzel bir şişe şarap ve dalga sesleri eşliğinde cuma gününü kapattım.


Ertesi gün istikametimiz ot festivali nedeniyle Alaçatı oldu. Festival alanına çıkmadan önce, çok sevdiğimiz Alaçatı pazarında gezindik, sebze ve takı alışverişimizi yaptık, pazarın sonundaki Çınar Altı Kahvesi'nde oturup birer Türk Kahvesi yudumladık. 



"Sandığımız kadar kalabalık değil Alaçatı." deme gafletinde bulunduk.

Bu lafımızı az sonra yalayarak yuttuk. Alaçatı'nın iki hafta önceki o keyifli, canımız nerede isterse orada otururuz lüksünden eser yoktu. Festival sebebiyle  sokaklara konulan tezgahlar çok şık ve keyifliydi; ama rahat rahat yürümenin ve bir şeyler bakmanın imkanı yoktu. O yüzden festival etkinliklerinden uzakta, ara sokaklardan şaşmadan turladık biraz Alaçatı'da.













Bir yerlerde oturup birer bira içtikten sonra, "Hadi kumru yiyelim." dedik; ama kalkmamızla adım atılmayacak bir kalabalığın içinde kalakalmamız bir oldu. Birbirimizi tekrar bulduğumuzda hepimiz kesinlikle aynı fikirdeydik, "Gerek yoktu bu hengameyi çekmeye."


Tekrar Alaçatı Pazarı'na döndük, pazarın içinde, önünde sıra olan derme çatma bir kulübeden birer döner siparişi verdik. Hayatımda yediğim en lezzetli döneri de böylelikle keşfetmiş oldum. Alaçatı pazarına yolunuz düşerse, bu noktayı kesinlikle atlamayın derim.







Tekrar Teos'a döndüğümüzde deniz kıyısının sakinliği inanılmaz hoşumuza gitti. Sahilde yürüyüp, onlarca fotoğraf çekilip, denizin kıyısında dalga seslerini dinleyip ufku izleyerek sohbet etmek, gerçekten Alaçatı hengamesinde yer bulma, yürüme savaşı vermekten çok daha keyifliydi.

O yüzden derim ki, Alaçatı'nın sezon dışında tadını çıkartmak isterseniz, ot festivali tarihlerinde değil, bir hafta önce veya sonra gidin.

Pazar sabahı, ilk istikametimiz şaşmayan şekilde zeytinyağlı gözleme ile kahvaltı etmek için Bademler Köyü oldu. 









Çaylar, otlar, çiçekler alıp, otlu, patatesli, kaşarlı, patlıcanlı gözlemeleri mideye indirdikten sonra, Teos Kalesi'nin içinde kurulan Kadınlar Pazarı'nın yolunu tuttuk. Burada da yeşillikler, sebzeler, otlar satılıyor; ama ben daha çok burada satılan aksesuarları seviyorum. Takı konusunda Alaçatı Pazarı'nın eline su dökemese de, kitap ayraçları, kartlar, dekoratif eşyalar çok keyifli oluyor.


Bu sefer bir de çok güzel bir atölye keşfettik. Bahçe aydınlatmalarını o kadar çok sevdim ki, bir sonraki evimin kesinlikle teraslı veya bahçeli olmasına karar verdim.



Pazar faslından sonra Teos Marina'da oturup buz gibi bira eşliğinde midye dolmaları yuvarladık, Teos Village bahçesinde keçileri sevdik ve bir kere daha kalbim Ege'de kalarak İstanbul'a döndüm.





#dahaiyiben'den vaz mı geçtik, derseniz; tabii ki hayır! "Mükemmel, iyinin düşmanıdır." sözünü çok severim. Birkaç kere bozdum diye şevkimi kırıp, tamamen vazgeçecek değilim. Şeker orucuna "seyahat" istisnası getirmeye karar verdim. İstanbul'da olduğum sürece şeker orucunda olacağım. Zira, seyahatte yeni lezzetler keşfetmekten kendimi mahrum bırakmaya dayanamayacağım. Yarın da Selanik'e gidiyorum, listemde harika pastaneler var mesela.

Bu haftanın konsepti, eşyalardan arında. Okuma tavsiyesi: Marie Kondo'nun Hayatı Sadeleştirmek İçin Derle Topla Rahatla isimli kitabı.

Ben daha önce, çekmece düzenleme tavsiyesini uygulamıştım, hala da çekmecelerimi böyle kullanıyorum, gerçekten inanılmaz büyük ve olumlu bir değişiklik oldu hayatımda. Çok daha fazla şey sığıyor ve bir şey alırken diğerlerini kırıştırmıyorum. 

Önümüzdeki hafta boyunca da kitabı bir kere daha okuyup, evimi baştan aşağı fazlalıklardan arındırmayı planlıyorum. Süreci canlı canlı takip etmek isterseniz, BBG gibi, snapchat'ten ('zillosh' adıyla) yayındayım son zamanlarda. :)

Daha iyi kalın!

3 yorum:

bihter mısırlıoğlu dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Adsız dedi ki...

Senin şu Teos yazılarını okudukça, hadi sizin İstanbul keşmekeşinden kurtulup, emekliliğin keyfini çıkarma vaktiniz geldi diyerek babamları oralara paketleyesim geliyor :) Bende aynen senin gibi hsonları kaçar kaçar dururum oralara, tatlı hayal ..
Bir şey farkettim, senin snapte olmanı ben sevmedim, ya da ne bileyim snaplerinin dozunu sevmedim. Fazla çok fazla video..Yazdığın yazı ve paylaştığın bir iki kareyle, bir sonraki yazını beklemek bence daha gizemli ve heyecanlıydı.. Şimdi herşeyi bu kadar an ve an görmek, o tatlı bekleyişin büyüsünü bozdu sanki..
Tıpkı kitabını çok beğenip, filmi çıkınca aynı tadın alınmaması gibi birşey oldu..
Seni görmek çok güzel ama heyecanı diri tutmakta önemli ! bilirsin, ilişkilerde böyledir ;)
Sevgiler çok sevgiler sezenimu (yazına uygun lakap)
Bihter

E.Sezen Türker dedi ki...

Merhaba Bihter :))

Valla bence de paketle. Hatta bir haftasonu götür PR yap, yaşamın rahatlığı ucuzluğu bence bir akılları çelinir. Ama mesesef yaz sezonu haftasonları kaçışı o kadar kolay olmuyor, uçmuş bilet fiyatları ve çılgın kalabalık yaz tatilcileri ile... En keyifli ziyaretler bu mevsimler :))

Bence benim snaplerimin dozunu sevmemişsindir. Çünkü bir şeye sardığında abartanların en başını çekiyorum. Sonra da hemen hevesimi alıyorum. Mesela bugün hiç snap atasım gelmedi. :)))

Heyecanı diri tutmak konusunda -her anlamda, herkesle ilişkimde- biraz çalışmam lazım sanırım.

Bihterimu kocaman sevgiler!
Sezen

Pinterest'im

Instagram'ım