04 Şubat 2015

Blogger ve avukat kimliklerimin kesiştiği bir nokta: Diyarbakır.

Ben bir şeylere takarım, ayak direrim, kafamın dikine çok giderim. 

Kafamın dikine gittiğim konulardan biri de blog yazmaktı. Etrafımdaki pek çok kişi, zamanında beni blog yazmaktan vazgeçirmek için çabaladı. "Mesleğin ciddiyet gerektiren bir iş.", "Yarın öbür gün kimse seni işe almaz.", "Buna harcayacağın zamanı çok daha iyi kullanabilirsin.", "Aman çalışmaya başladığın zaman zaten bununla uğraşacak zamanın olmayacak." Falan filan.

Galiba o dönem, blog yazmaya bayıldığımdan değil, sırf inadımdan yazmaya devam ettim. 

Hayır, blog yazmaya devam edecektim. Hayatımın sadece işimden ibaret olmasını reddedecektim. Herkes imkansız olduğunu söylese bile hem çok çalışacak, hem de keyif aldığım şeyleri yapacağım bir hayat kuracaktım.


Aradan çok zaman geçti. Kendimi bile şaşırtacak bir istikrar ile yazmaya devam ettim. Bu gün durup geriye baktığımda, kafamın dikine gittiğime en memnun olduğum şeylerden biri gerçekten bu blog. 

Blog yazmanın hayatıma kattığı pek çok güzellik var. Evdeki kağıt yayıntılarımı azaltıyor, bana bir nevi dijital bir hafıza oluyor, bilgisayarlar hapı yutarken ve dijital ortamdaki fotoğraflar yok olurken buraya yüklediklerim güvende duruyor, içimi boşaltmamı ve gerginliğimi atmamı sağlıyor... 

Bir yandan da beni geliştiriyor. İlk önce, yazılarıma eşlik eden görseller daha güzel olsun diye fotoğraf çekmeyi öğrenmeye başladım. Şimdi de daha güzel yazabilmek için, Amazon'dan yazı yazmak üzerine çeşitli kitaplar sipariş ettim. 

Bana bu kadar katkısı varken, bir de okuyanlara herhangi bir konuda ilham ve fikir verdiğinde beni havalara uçuruyor. 

İş konusuna gelince, bu güne kadar blog yazıyor olmamın bana fark edeceğim bir dezavatajı olmadı. Hatta tam tersine, kelimlerle sürekli iç içe olduğum için, pek çok meslektaşıma göre çok daha akıcı dilekçeler yazdığımı ve imla konusunda iyi olduğumu iddia edebilirim. Ayrıca, gergin ve can sıkıcı iş günlerinin sonunda, eve geldiğimde, bütün akşam aklıma ofiste olanları takmak yerine, iş ile alakasız yazılar yazdığım için, aklımı boşaltıyorum, sakinleşiyorum ve ertesi gün işe hiçbir şey olmamış gibi gidebiliyorum.

Bütün bu artılarının yanında, bir şey var ki, diğer hepsinden önemli: Hayatıma kazandırdığı harika insanlar. Blog yazmıyor olsam belki de hiç yolumun kesişmeyeceği ve tanımaktan mahrum kalacağım gerçekten sevdiğim ve çok yakın hissettiğim kişiler var.


Geçen hafta bir duruşma için Diyarbakır'a gitmem gerekiyordu, sabah 7:00 uçağına binmek için gecenin bir vaktinde evden çıktım. Uçağa bindim, gidemeden tekrar indim. Diyarbakır Havalimanı sis nedeniyle kapatılmış. Atatürk Havalimanı'nda ne zaman kalkacağı meçhul uçağımı beklerken, duruşmayı kaçırma ihtimalim yüzünden gerildim. Ancak iki saat sonra uçak kalktı, Diyarbakır'a gittiğimde adliye öğle molasına girmişti. Beni beklediler mi, yoksa duruşma yapıldı mı onu bile saat 13:00 olmadan öğrenemeyecektim. Bu blog olmasaydı, adliyede oturup bir saat boyunca, gerginlikten ölerek bekleyecektim.

Ama ben blogun bana kazandırdığı harika insanlardan biri ile buluştum: Deniz

Deniz beni aldı, bir önceki Diyarbakır gezimde atladığım, Sülüklü Han'a götürdü. Demirciler Çarşısı'ndan geçtik ve nefis bir avluya çıktık. 





Az sonra, soba ile ısıtılan kısımda, arka fonda güzel jazz parçalar çalarken, önümde gül böreği ile memengiç kahvesi vardı. Adisyonun arkasında Cemal Süreya dizeleri olmasına vurulmuştum. Ve sonunda Deniz ile buluşmuş olmak harikaydı, konuşacak pek çok şey vardı.

O olmasaydı gergin gergin adliyede bekleyecekken, keyfim oldukça yerindeydi.


Ardından Deniz beni, yine benim kendi kendime gezerken atladığım ve yeni restore edilmiş Surp Giragos Ermeni Kilisesi'ne götürdü.





Deniz ile birlikte biraz fotoğraf çektikten sonra, adliyeye döndüm. Beni beklemişlerdi, duruşmama girdim, dönüş uçağımı yakaladım ve İstanbul'a döndüm. Çantamda Deniz'in annesinin leziz orukları ile...


Kafanızın dikine giderek kalın!
Kimbilir inadınız önünüzde ne kapılar açacak...


Deniz'e bir kere daha çook çook teşekkürler ve sevgiler.

2 yorum:

mustafa konya dedi ki...

Kaç defadır bakıyorum Diyarbakıra gidiyorsun Umut cigercisini es geçiyorsun. Büyük kayıp. Türkiyeyi gezen birisi olarak beni takip edersen bunları kaçırmazsın https://tr.foursquare.com/mustafakonya2

Numan G. Ayanoğlu dedi ki...

Güzel yazı..

Pinterest'im

Instagram'ım