29 Mart 2016

Yaz bitmeden gel. Yapraklarım solmadan, narlar olmadan gel...

Ben radyo kanalları arasında ruh halimize uygun bir şarkı arayışındayken, "Yoldan boyoz alalım mı, yoksa Alaçatı'ya kadar dayanır mısın?" diye soruyor direksiyondaki annem.

En önemli soruların, "Kaçta yola çıksak?", "Nerede kahvaltı etsek?", "Acaba rezervasyon yaptırmamız gerekir mi?" gibi şeyler olduğu günleri ne kadar çok sevdiğimi düşünüyorum o sırada. 

Bir önceki gün denize karşı güneşlene güneşlene haftalık raporlarımı hazırlarken ve home office çalışma konseptinde keyfin dibine vururken, bol bol boyoz yemiş olduğum için, tercihimi Alaçatı'ya kadar dayanmaktan yana kullanıyorum.


Hem henüz sezon başlamadığı için, hem de biz oldukça erkenci olduğumuz için Alaçatı'ya vardığımızda sokaklar bomboş. 



Kumrucu Hikmet'e oturup, birer kumru söylüyoruz. Sucuk parçalarını havada kapan kedileri sevip, tost makinesinde bastırılmamış, eski usul ütüyle hazırlanmış leziz kumrularımızı yedikten sonra, sokakların boş olmasının tadını çıkartıp sokaklarda geziniyoruz. 







Sabah kahvemizi içmek için, Sailors Otel'in altındaki Orta Kahve'nin güverteye benzettiğim yüksek terasına oturuyoruz. Annemle konuşacak konularımız her zamanki gibi hiç bitmiyor; ortak tanıdıklarımızı çekiştiriyoruz, yakında çıkacağımız Bozeman - New York seyahatinin detaylarını konuşuyoruz, görüşmediğimiz sürede hayatımızda olup bitenleri özetliyoruz...

Kahvelerimiz bitince, Alaçatı pazarına gidiyoruz. Bol bol enginar ve ot aldıktan sonra, midye dolma arabasının başına geçiyoruz, "Aç abi sen bize" diyoruz. Hayatımın en keyifli midye dolmalarını, Karaburun'da geçirdiğim ve dalmayı öğrendiğim bayram tatilinde yemiştim. Bütün gün denizin altında gezinerek, yorulup, acıkıp ve üşüdükten sonra, güneşin altında yatıp, buz gibi bira ve yanında sayısız midye yemek nasıl güzel bir keyifti. O günden sonra ne zaman midye dolma yesem, gözümün önüne denizin dibi geliyor. 


Midye dolmalardan sonra, bir bira içmek için mavi beyaz konseptli avlusunu çok beğendiğimiz Tuval Restoran'a oturuyoruz. Bir bira elbette ki birkaç bira oluyor.




Kalktığımızda kendimizi aç hissetmiyoruz; ama İmren Pastanesi'nin sokaktaki masalarının şıklığına karşı koyamıyoruz.  Bir tatlıyı bölüşerek, kahvelerimizi içiyoruz. 


O sırada, günün en önemli kararını vermemiz gerekiyor: Akşama kadar oyalanıp, Alaçatı'da bir balık yiyelim mi, yoksa Teos'a geri mi dönelim. Nasıl olsa, Alaçatı Ot Festivali için çok yakında geleceğiz Alaçatı'ya yine, diyoruz ve dönüş yoluna geçiyoruz. 


Şarkılar söyleye söyleye Teos'a dönüyor, Teos Marina'da bir balıkçıda oturup ilişkiler hakkında konuşarak rakı kadehlerimizi tokuşturuyoruz.


Ertesi sabah, ilk istikametimiz daha önce şurada ve şurada bahsettiğim ve o civarlardaysak her pazar mutlaka gittiğimiz, artık pazarcıları ile arkadaş olduğumuz Bademler Köyü. Pazarın ortasındaki gözlemeci, şimdiye kadar yediğim en lezzetli gözlemeleri yapıyor. Hemen gözlemecinin yanındaki tezgahtaki Hakan Abi de çok matrak bir adam. O yüzden Bademler Köyü'nde Hakan Abi ile şakalaşa şakalaşa, zeytinyağlı gözleme ve çay ile kahvaltı yapmak her zaman çok keyifli oluyor. 


Bu sefer biraz geç kaldığımız için gözlemecide oturacak masa yok, izin isteyerek bir çiftin masasına dahil oluyoruz. "Şevketibostan'ı siz nasıl pişiriyorsunuz?" ile başlayan sohbetimizin devamında, İstanbul'da bayıldığım otellerden birinin sahibi ile tanışıyoruz, onun çok yakında eski Çeşme yolunda bir sağlıklı yaşam merkezi açacağının havadislerini alıyoruz, kendisi bana "Senin miladın yetmez evladım eski Çeşme yolunu bilmeye." diye takılırken, konu yogaya geliyor ve böylelikle kendimi az sonra Bademler Köyü'ndeki bir yoga-resim atölyesinde buluyorum. Eski bir taş ev, üst katında yoga dersleri veriliyor, alt katında resim atölyeleri yapılıyor ve minicik avlusu da cafe olarak hizmet veriyor. Hem Cafe Atölyemiz'in olduğu taş binanın orijinal yapısı korunarak renove edilmiş olmasına, hem de minicik bir köyde bu konseptte bir mekan olmasına bayılıyorum.


Öğleden sonra istikametimiz Urla'nın Özbek Köyü'ündeki Özbek Akın'ın Yeri. Olağanüstü lezzetli mezeleri var. Havalimanına gitmeden önce son durağımız olmasına bayıldığımız bir adres. Bu sefer tercihimizi, sarımsaklı yoğurlu şevketibostan, hardallı ekşili kabak, Girit ezme ve Yunan ezmeden yana kullanıyoruz. Hepsi gerçekten çok lezzetli. Her gittiğimizde tekrar aşık olduğumuz karışık güveç zaten olmazsa olmaz. 



Havalimanında annemle yollarımız bir sonraki seyahatimize kadar ayrılıyor. Annem, "Ben gidiyorum." dedikçe, beş dakika daha bekle nolur, diyorum. Kitabımın son sayfalarını okuyorum, ne olacağını delicesine merak ettiğim gibi, kitabı bitirip anneme vermek istiyorum. 

Napoli Romanları'nın ilk cildi: Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım. Aynı mahallede büyüyen Lenu ile Lila'nın arkadaşlığını anlatan bu roman bittiğinde, bu iki kızı çok yakın arkadaşınızmışçasına tanıyor gibi oluyorsunuz.Yazarının gerçek kimliği bilinmiyor, takma bir isimle yazıyor kitaplarını; ama bence kendisi yeni bir Marquez. Romandaki karakterlerin hepsi çok renkli, kendine özgü. Anlatım dili harika, detaylar muhteşem. 


Kitabı bitiyorum, anneme veriyorum. Birkaç gün sonra bana "Bayıldım. Hemen ikincisini de al bunun. Duyguları bu kadar samimi anlatabilir." diyor. Bunları diyeceğini, daha o gün havalimanında vedalaşırken, kitabı ona verdiğimde zaten biliyorum.

Uçağa biniyorum, İzmir aşağıda gittikçe küçülürken, el çantam İmren Pastanesi'nin sakızlı kurabiyeleri ve midye dolma ile dolu. Skylife yepyeni seyahat istikametlerini aklıma sokarken mırıldandığım şarkı:  "Buram buram yaseminler tüterken alev alev tutuş benimle hadi. Yaşarız bu tende bu heves oldukça yarim. Coşarız ayın şavkı aşka vurdukça yarim."


Keyifle ve aşkla kalın!


4 yorum:

Adsız dedi ki...

Alaçatı mı? Kumrucu Hikmet mi? Ot Festivali mi? Bira mı? Haksızlık mı? Evet haksızlık:(
serap:(
:(

Gamze Esra Ersöz dedi ki...

Offf ne güzel dolu dolu bir hafta sonu olmuş. Kıskançlıkla karışık imrenme duyguları içindeyim şu an :)))

muge yılmaz dedi ki...

Bayılıyorum sana da annene de...
Ve ne zaman aşksız olsan,yada muhtemel bir aşkın kıyılarında dolaşıyor olsan annenle seyahate çıkıyormuşsun gibi hissediyorum.
Hayatında bir adam varken annenle seyahate çıktığını görürsem de endişeleniyorum ayrılık mı var diye..
Ben seni hiç görmeden çok seviyorum!

Gokkusagi Dosyasi dedi ki...

Ahh ben de bu kitabı çok merak ederek aldım, hatta elimdekini bitirir bitirmez ona başlayacağım ve şimdi senin yazını okuyunca iyice heveslendimm. :)

Pinterest'im

Instagram'ım