25 Ağustos 2016

Ibıza -4: Hippi ruhu taşıyan Benirras Beach, çatıdan giren Karayipli adam ve 1989'dan beri faaliyet gösteren Space'in son yazı!

Ibiza'da dördüncü günümüzün sabahında, balkonda sabah kahvemizi içerken, itiraf ediyorum: "Biz bu kadar uzun bir Ibıza tatili planladığımızda, her gece bambaşka harika bir parti bulabileceğimizden hiç şüphem yoktu; ama gündüzlerin birbirinin aynısı ve sıkıcı olacağını düşünüyordum. Her sabah aynı denize girer, her gündüzümüz benzer olur sanmıştım. Şimdi daha uzun bir plan yapmadığımıza çok pişmanım."

İlk gündümüzü beach club olan Blue Marlin'de geçirmiştik. Sushi yiyip, nefis kokteyller yuvarlayarak...  İkinci gün, ıssız bir adaya gitmiş, hayatımda gördüğüm en beyaz kumların üzerinde güneşlenmiş, en berrak denize girmiş ve şezlong, şemsiye, restoran, bakkal bulunmayacak kadar el değmemiş bir ortamı deneyimlemiştik.

Üçüncü günün sabahında balkonda otururken,  çeşitli mekanlarda tanıştığımız kişiler, garsonlar ve taksiciler tarafından yazılmış notların bulunduğu kağıtlara bakarken, hepsine yetecek kadar çok zamanımız olmadığı gerçeği ile yüzleşiyorum.


Adanın o güne kadar görmediğimiz taraflarından biri olan San Miguel'e gitmeye karar veriyoruz. Kahvemiz bittikten sonra, Ibiza Town'a gidiyoruz. Burada yanyana üç tane durak var, en sonuncusundan geçen 25 numaralı otobüs San Miguel'e gidiyor. 

Bu otobüsün saatlerini kontrol ediyoruz. Daha yarım saat olduğunu fark edince, kahvaltı etmek için oradaki bir pastaneye oturuyoruz.

İbiza'ya giderken dolabımı açmış ve bu güne kadar beğenip aldığım, çok kısa, çok transparan, çok dekolteli olduğu için İstanbul'da ve hatta Çeşme'de giyemediğim ne varsa, hepsini valizime koymuştum. Ibıza'ya gittiğimde ise o elbiseleri denediğimde rahatsız olup (çevre yüzünden değil, kendim alışkın olmadığımdan), yine normal elbiselerime geri dönmüştüm. Dördüncü gün içimde yalnızca bir bikini altı varken, üstümde dantel bir elbiseyle sokakta oturmuş, kahvaltımı ederken, "Ibiza adaptasyonumu henüz sağlayabildim." diye düşünüyorum. "İbiza'ya haftasonluk gelmek, kesinlikle o ruhu yaşamak için yetmezmiş."

Daha sonra, başka şubeleri olduğunu da keşfettiğimiz Harnus, tazecik ve inanılmaz lezzetli hamur işleri, müsliler ve taze meyve suları servis eden, oldukça ucuz ve lezzetli kahvaltı yapılacak bir mekan. Güzel bir kahvaltı ile karnımızı doyurduktan sonra, otobüs ile San Miguel'e, ardından da taksi ile meşhur hippi sahili Benirras Beach'e gidiyoruz.

Bizi Benirras Beach'e götüren taksici, çok eğlenceli, çok yakışıklı ve doğal olarak çok seksi bir İspanyol aksanı ile konuşuyor. O kadar eğlenceli bir taksi yolculuğu yapıyoruz ki, daha sonra sahilde güneşlenirken bile takside çekilen videoları izlemeye doyamıyoruz.


Dağların arasında ıssız bir koy olan ve yalnızca arabayla ulaşılabilen Benirras Beach, aslında pazar günleri yapılan partileri ile meşhur. Biz perşembe günü gittiğimiz için, parti yok. Aksine oldukça huzurlu ve sessiz bir sahil. 






Burada oldukça makul bir fiyata şezlong ve şemsiye (kişi başı 8 euro) kiralayabiliyorsunuz; ancak sahile içki servisi yapan bir işletme yok. Arka taraftaki restoranlardan dilediklerinizi kendiniz alıp, bunları sahilde yiyip içebiliyorsunuz. Bu restoranlar da, plajın doğal havasına oldukça saygılı. Plastik yerine, doğada yok olabilen materyaller kullanıyorlar örneğin.





Biraz yüzdükten sonra, elime kameramı alıp, dağın kenarından giden, iplerden tutunarak ve suya düşmemek için çabalayarak patikadan yürümeye başlıyorum. Asıl hippi ruhu, kumsalda değil, bu patikanın sonunda ulaşılan kayalık alanda. Herkes çıplak. Kayalara sırtını vermiş kitabını okuyan kadınların, birbirine sarmaş dolaş sarılmış uzanan çiftlerin fotoğrafını çekip rahatlarını ve mahremiyetlerini bozmak istemiyorum. Oradaki tek giyinik olan, suya düşünceli düşünceli bakan adamın fotoğrafını çekiyorum yalnızca. 


Bütün gün güneşlendikten sonra, arka taraftaki restoranlardan birinde yemek yemeye karar veriyoruz. Elements açık ara oradaki en şık, en yüksek puanlı olan mekan. Bloody Mary muhteşem, deniz ürünlü taliatelli leziz. Yan masamızdaki İtalyan adam hayalimdeki koca, iştahla yemek yiyen ve bol gürültülü konuşman ailesi hayalimdeki kayınpeder, kaynana ve görümce! Garsonlar çok tatlı, servis tıkır tıkır. Haliyle Elements'te geçirdiğimiz her bir saniye zevkin doruklarındayız. 




Tekrar Ibıza Town'a döndüğümüzde, Macabich bölgesini keşfediyoruz. Bora Bora'daki dizi dizi bar ve cafelerin kıroluğunun aksine, bu bölgedeki her mekanın gerek dekorasyonu gerek kitlesi oldukça keyifli. 

Nemlendirici ve alkol almak için burada markete uğradığımızda, baharatlı zeytinler ile deniz ürünü mezelerine karşı koyamıyoruz. "Hadi diyoruz, bu gece çıkmadan önce balkonumuzda meze kokteyl keyfi yapalım." 

Harnus'tan tazecik bir ekmek aldıktan sonra, elimizde market poşetleri ile otobüse binip 'ev'imize giderken, kendimizi o kadar "Ibizalı" hissediyoruz ki! Sanki birkaç günlüğüne tatile gelmiş gibi değil, gerçekten orada yaşıyor gibi görünüyoruz o an. Ekmek, market poşetleri, otobüs...

Balkonda soframızı kurduktan sonra, ben her zamanki gibi fotoğraf çekmek istiyorum. Karede de üçümüz ve soframız olmalı. Bunun için tek yöntem self-timer tabii ki. Balkonun havuza bakan tarafına bira şişemi koyup, telefonu önüne yerleştiriyoruz, zamanlayıcıyı ayarlıyorum. Yüzümüz havuza dönük, sofrayı gösterir biçimde kollarımızı açarak poz veriyoruz.




O sırada hiç ummadığımız bir şey oluyor. Havuzda parti yapan 'karın kasları' bira şişesinin arkasındaki telefonu görmedikleri için, yüzleri kendilerine dönük kollarını açmış poz veren üç kızın, kendilerini partiye davet ettiğini düşünüyorlar!!

Bir anda coşkulu bağırtılar yükseliyor, hepsi bizim balkona doğru el kol yaparak yürümeye başlıyorlar. Neyse ki giriş katında değil, bir üst kattayız. Bu yüzden güvende olduğumuzu düşünürken, sokak kapımız delicesine yumruklanmaya başlıyor. Buketto, adamlar kapıyı kırıp bize saldıracakmış gibi, refleks olarak sokak kapısını kilitledikten sonra, üçümüz kendimizi arka taraftaki yatak odasına atıyoruz. Yatağın üzerinde kahkahalara boğuluyoruz "Bir fotoğraf nelere sebep oldu."

Ben tam ortalık sakinleşti mi diye kolaçan etmek için balkona çıktığımda, erkeklerin hala bize bağırdığını fark ediyorum. Aman nasıl olsa yukarıdayız, kapı kilitli, diyerek sofraya oturuyoruz. Hop bir adam nasıl olduğunu anlamadan çatıdan balkonumuza geliyor, Karayipler'den geldiğini açıklarken, zeytinimize elini daldırıp ağzına atıyor. Adam oldukça yakışıklı ve sohbet etmeye niyetli; ama biz saçma biçimde o kadar korkmuş haldeyiz ki, "Ben gideyim mi?" diye soruyor. Şüphe etmeden, evet diyoruz.


Kahkahalar atarak karnımızı doyurduktan ve yeteri kadar içtikten sonra, evden çıkıp, Space'e yürüyoruz. Space o gece çok anlamlı ve özel, çünkü orada son dans eden insanlardan olacağız!!

1989 yılında açılan, dünyada ilk "after-party" konseptini uygulayan, İbiza'nın en eski ve en büyük club'larından biri olan Space'in bu sene son senesi. Ushuaia, burayı satın aldığı için, bu seneden sonra, Space oldukça nostaljik bir anlam kazanacak. 


Ve o gece, Afterlife'ın açılış partisi var. İlk önce teras alanında Woo York dinleyip delice dans ediyoruz. Ardından Recondite, Tale of Us ve Mind Against çıkıyor.

Daha bomba olan bir şey var, iki önceki ofisimde oda arkadaşım olan ve birbirimize "roomy" dediğimiz, uzun zamandır görüşmediğim sevgili Tuğba ile o gece Space'te buluşuyoruz. Aylar sonra kavuşmanın heyecanıyla, uzun bir süre içerideki müziği unutup, terasta içkilerimizi içip dedikodu yapıyoruz. Dünya gerçekten gittikçe daha küçülmüyor mu?

Tuğba gittikten sonra, kendimi tekrar içeriye bırakıyorum. Kızların nerede olduğu hakkında hiç bir fikrim yok. Ancak o kadar Ibiza'ya ait hissediyorum ki kendime, onları aramak gibi bir telaşa da düşmüyorum. Saatlerce dans ediyorum. Ara ara birbirimizi belli noktalarda dans ederken bulup, sonra tekrar kaybediyoruz. 

Zaten Space oldukça karmaşık bir mimariye sahip. Kaybolmak oldukça kolay bir şey. Farklı bir odaya geçmeden, aynı devasa alanın içinde eş zamanlı olarak birden fazla DJ çalıyor. Garip bir biçimde sesleri birbirine karışmıyor. Ancak bir yerden bir yere gitmeye çalışırken, kaybolmamak imkansız. 

Ses sistemi, diğer gittiğimiz club'lara kıyasla kötü olmasına rağmen, o gece orada bulunmayı seviyorum. Sabaha karşı oradan çıkmaya karar verdiğimde, çıkışı bir türlü bulamayıp, aramaktan sıkılıp dans etmeye devam ediyorum. 

Sonunda kapı karşıma kendiliğinden çıktığında, Afterlife posterine selam verip, kendimi temiz havaya atıyorum. Oksijen saatler sonra ciğerlerimi doldururken, İstanbul'a dönmeyi hiç ama hiç istemiyorum.


"When I stand before God at the end of my life, I would hope that I would not have a single bit talent left, and could say 'I used everything you gave me." - Erma Bombeck

KaydetKaydetKaydetKaydetKaydetKaydetKaydetKaydet

3 yorum:

Eylül Çoğal dedi ki...

Ibiza yazilarini biriktirdim ve yeni saydirmaya basladim,hepsi sahane!;)
Bu arada elbise dedikodusuna koptum. "Dağ diye dangırdamayacaksın, dağın kulağı vardır." derdi canım anneannem. Seninki de o hesap olmus. :))))
Cok opuyorum.
Eylul.

Eylül Çoğal dedi ki...

Aa ben bu yorumu nasil becerdiysem bu postun anltina yanlislikla yapmisim Sezen'cim. Ibiza Virgin'e olacakti. Neyse anladin sen. ;)

Eylül Çoğal dedi ki...

Aa ben bu yorumu nasil becerdiysem bu postun anltina yanlislikla yapmisim Sezen'cim. Ibiza Virgin'e olacakti. Neyse anladin sen. ;)

Pinterest'im

Instagram'ım