06 Kasım 2014

Kanında mürekkep, aklında aşk. Erotik Edebiyat ve Günlük Tanrıçası: Anais Nin

Bir akşamüstü, Beyoğlu Sahaf Festivali'nin son saatlerinde, hava yavaş yavaş kararırken ve Tepebaşı'nın şiddetli rüzgarı içime işlerken, kitap yığınlarının arasından Anais Nin'in adı gözüme çarptı. 

Elli yıl yazar olmak için uğraşan ancak bir türlü adını duyuramayan,  yıllar yıllar sonra 11 yaşından beri tuttuğu günlükleri, modern kadınlar tarafından kutsal kitapmışçasına sahiplenilen Anais Nin'in günlüklerini okumak ne zamandır aklımdaydı. 

Bulduğum kitap, günlüklerinden biri değildi. Hakkında Elizabeth Barille tarafından yazılan bir biyografiydi. Çok yüksek beklentiye girmeden kitabı aldım. Okumaya başladığım zaman ise büyülendim. Hem 1903- 1977 yılları arasında yaşamış olan Anais Nin'in bugünkü şartlar altında bile pekala yadırganabilecek genişlikteki ilişki anlayışından, hem de biyografi yazarının Anais Nin'i anlatış biçiminden.



Yazarın çok sıkı bir araştırma yaptığı ve Anais Nin'in uslubuna ne kadar iyi uyum sağladığı, Anais Nin'in günlüklerinden yaptığı alıntıların, kitabın genel dili ile uyumundan belli. Anais Nin'in hayatını ders kitabı gibi dikte etmiyor ve tamamen kronolojiye ve olaylara bağlı kalarak anlatmıyor, şiirsel bir üslüpla duygularını yaşatarak aktarıyor.

Anais Nin, İspanyol ve Küba kökenli bir ailenin kızı olarak Fransa'da dünyaya geliyor. Babası, Anais Nin'in fotoğraflarını çekip, onu övgülerle şımartırken, geçirdiği bir hastalık döneminde çirkinleştiğinde, babasının ona karşı ilgi ve şefkati kayboluyor. Bu yüzden Anais Nin, hayatı boyunca görünüşüne oldukça takıntılı kalıyor. "İçte, yalnızca bir dinim oldu: Güzellik..." 



Ve sürekli günlük yazıyor. "Yazmak! Kafamdan geçen her şeyi yazmak! Kafamda mürekkep var benim." diyor. 



Oldukça başarılı bir iş adamı olan Hugo Guiler ile evleniyor, kocası ve yazar olma hayalleri ile birlikte New York'tan Paris'e taşınıyor. Kocası ona oldukça şaşalı bir hayat sunarken, Henry Miller ile tanışıyor.



Henry Miller, o zamanlar tanınmış bir yazar değil, yokluk içinde. Anais Nin'in tabiriyle aralarında, iki yazar arasında olan şeytansı alışveriş başlıyor. Bu alışverişte veren genellikle Anais oluyor, elbiselerini satıp Henry'e bir çalışma alanı kuruyor, her şekilde onu destekliyor ve Henry Miller, Yengeç Dönencesi ile adını duyurduğunda, Anais hala sayfası bir dolardan erotik hikayeler yazıyor. Yine de geçmişe baktığında o bohem, neşeli ve tasasız günlerini seviyor Anais.

"Seviştiklerinden daha çok yazdılar birbirlerine. Birbirlerine yazdılar çünkü birbirlerini seviyorlardı'dan çok, yazmayı seviyorlardı. Sözcükler onların etiydi."

Daha sonra Henry Miller'ın eski sevgisi olan June ile bir ilişki yaşayam Anais Nin, hemcinsiyle yaşadığı bu ilişkiden "Bir kadına kur yaparak, yaşamımı bir erkek gibi yönetmenin zevkini yaşıyorum." diye bahsediyor.


Tüm coşkuları denemek, tüm yerlere basmak, tüm rolleri sırtlanmak, orada burada olmak, o yatakta ve bu yatakta olmak istiyor.  Terapisti Otto Rank ile yaşadığı ilişkiyi, kendisinden oldukça genç olan Rupert Brook ile olan ilişkisi takip ediyor. 



Bütün bu fırtınalı ilişkiler boyunca hugo Guiller ile evli kalıyor. Hugo onu koruyor, Rupert ona gençliğini veriyor.

Hayatına giren herkese büyük ilham veriyor. "Anais hayır demeyi bilmiyor, özellikle yaratan kadınlara. Benzerlerine. Onlara bağlanıyor. Yardım ediyor. Ona bu pek az yapılırken..." 



Kimse onun kitaplarını basmadığı için kendisine yayınevi kuracak kadar hırslı bir kadın düşünün. Kocasının kolunda davetten davete gezip evde oturmak yerine, harf dizmeyi öğreniyor, kitap basıyor. Bu dönemde yazdığı kitaplarının kurgularını hep günceleri besliyor. Yavaş yavaş adı duyulmaya, kitapları satmaya ve konferanslara çağırılmaya başlıyor. Yirmi yıl boyunca bekledikten sonra... Gelgelelim günlüklerini yine de kimse yayınlamaya yanaşmıyor. 

Anais Nin, Oscar Wilde'ın yazdığı gibi, , "Bir sanat eserine dönüşmeyi, bir sanat eseri yaratmaktan daha çok önemsiyor." Yazdığı romanlar bugün çok eleştirilse de, yaşadığı hayata kimse burun kıvıramıyor. 

Derken günlükleri yayınlanıyor. 1966 yılında! İlk baskı bir haftada satılıyor, üniversiteler onu aralarında paylaşamıyor. Ama bunun keyfini çok uzun süremiyor, çünkü kanser, çünkü acı çekiyor. 



Anais, 14 Ocak 1977 yılında hayatını kaybettiğinde, Rupert Brook onun küllerini alarak, bir helikoptere atlıyor, kucağında deniz haritası Anais'ten bir işaret bekleyerek parmağını haritanın üzerinde dolaştırıyor ve parmağnın harita üstünde durduğu Santa Monica koyuna doğru külleri savuruyor. Anais'in yazdığı gibi; "Okyanus, küllerini dünyanın bütün kumsallarına bırakıyor."




Kitaptan çok sevdiğim birkaç cümle: 

Erkekleri güçsüz kılan güçlü kadınlar değildir. Kadınları çok güçlü kılan, güçsüz erkeklerdir.

Burnumu yeniden pudralıyorum. Bir çay daha ısmarlıyorum. Saatime bakıyorum. Zamanım az. Bununla birlikte onu savurganca harcıyorum.

Hayır. Ahlaksız değil. O masum. Kötülüğün dibine kadar masum.

Roman yaşamın ters çevrilmişidir. Zamanı parçalara ayırır. Coşkuları dondurur. Gerçek bir kaçış düşüncesine dayanamayacak kadar sıkıntılı değil miyiz? 


2 yorum:

Leyla Seymen dedi ki...

Çok farklı düşünceleri varmış yazarın,ama bence harika bir hayat sürmüş.Günlük yazmaksa,bence harika bir fikir. :)

Celina Walker dedi ki...

İşletme kredisi mi arıyorsunuz? Bireysel kredi, ev kredisi, araba kredisi, öğrenci kredisi, borç konsolidasyonu kredisi, teminatsız borç verme, risk sermayesi, vb. Bir finansal kurumdan alınan bir krediden dolayı reddedildi mi? Biz Boost Capital Central Trust Finance, özel bir kredi verendiri, düşük faiz oranlarında% 2 krediler ve işletmeler ve bireyler için Fırsatlı Faiz Kredileri Fırsatları sunuyoruz. Bugün bize ulaşın ve kredi kartınızı şirket e-postasıyla gönderin: bcctfinanceltd@gmail.com.
Tanrı kutsasın

Pinterest'im

Instagram'ım