01 Kasım 2014

Şimdilik son Roma yazısı: Dal Bolognese, Baretto, Antico Caffe Greco, Asole Bottoni, Antica Facacceria S. Francesco

Roma'da son gecemiz.

Bir otelde kalmak yerine, airbnb sayesinde de olsa bir evin anahtarına sahip olmamızdan mıdır, gün içinde birbirinden bambaşka yerlerde bulunmamızdan mıdır, bu şehre daha önce de geldiğimizden aşina olmamızdan mı; bilmiyorum; ama sanki yalnızca birkaç gündür değil çok uzun zamandır Roma'daymışız gibi hissediyoruz.

Yalnızca iki gün önce iş yerlerimizde topuklu ayakkabılarımızın üstünde iş kovalayan biz değilmişiz de, günlerdir böyle keyfimizin peşinde savruluyormuş gibiyiz. Eve gidip valiz toplamak, ertesi gün Türkiye'ye dönecek olmak garip geliyor. Ben işten güçten o kadar uzaklaşmışım ki, inanamıyorum, orada bir yerlerde beni bekleyen işler olduğuna... 


Piazza Del Popolo'ya çıkıyoruz, son gecemizin şerefine şarap kadehleri tokuşturmak için. Turistik bir bölge; ama pazar akşamı turistlerin büyük bir çoğunluğu şehri terk etmiş durumda. O yüzden nispeten sakin. Rastgele bir restorana oturuyoruz, beş dakika, on dakika, on beş dakika kimse menü bırakmak için bile gelmiyor, kalkıyoruz. Hemen yan tarafta başka bir restoran var, çok daha şık görünümlü: Dal Bolognese. Oraya geçiyoruz. 


Tesadüfen harika bir seçim oluyor. Diğer bütün mekanlar tarihi meydanın içine girmek için elinden geleni yaparken, Dal Bolognese etrafını bodur ağaçlarla çevreleyerek kendini biraz gizlemiş. İçerisi kalburüstü lokallerle dolu. Sol tarafımızda orta yaş üstü şıkır şıkır süslenmiş iki kadın hararetle İtalyanca dedikodu yapıyor, sağ tarafımızda daha sessiz ve yemeğine yumulmuş bir baba kız var. Masalardan kalkarken tanıdıklarla karşılaşıp, yemek masasını bistroya çevirip ayakta takılanlar, yüksek sesli İtalyanca laf atmalar, kahkahalar... Menüden birer makarna siparişi veriyoruz, gerçekten lezizler.

Eve geçerken, sırf canımız pazarlık yapmak istediği için, selfie çubuğu satan sokak satıcılarına yanaşıyoruz. Aslında günlerdir bununla fotoğraf çekilenlerle dalga geçiyor, ne kadar saçma olduğunu konuşuyorduk. Satıcı kapıyı 25 euro ile açıyor. Gülüp, yürümeye başlıyoruz. "Sen ne kadar verirsin?" diye soruyor. "4 Euro" diyoruz. Bu sefer o gülüyor. Biz yürümeye devam ediyoruz. "Okey okey, 10 Euro" diyor. "İki tanesi 8" diyoruz ve selfie çubukları bizim!


O saçma, iki tanesi 8 euroluk çubuk gece büyük eğlencemiz oluyor. Sokakta, evde kahkahalar atıyoruz. Bal gibi biliyoruz ki, çubuk bahane. İnsanın keyfi yerinde olunca, her şeyle eğlenme potansiyeline sahip oluyor. 


Ertesi sabah midemiz kazınarak uyanıyoruz, elimde kahvaltı etmek için tavsiye edilmiş adreslerin listesi var. Yola düşüyoruz, Via Del Babuino üzerinde, Spagna'ya giderken yolun sağ tarafında minicik bir dükkan dikkatimizi çekiyor: Baretto




Jilet gibi takım elbiseli İtalyanlar buraya akın ediyor. Siparişlerini verip, ince uzun barda sabah kahvelerini yudumluyorlar. Biz de onların peşinden dalıyoruz içeri. 


Sonra turistlerin yerini, işe koşturan İtalyanların aldığı Spagna'da fotoğraf çekmek üzere dolanmaya başlıyoruz. Söylememe gerek var mı; selfie çubuğu da tabii ki elimizde. :)








Bir kahve kesmezse, bu civarda güzel kahve yuvarlanabilecek ikinci adres, Via Condotti üzerindeki, Antico Caffe Greco.




Sona geliyoruz, eve dönüp valizlerimizi almamız lazım. Via Del Corso üzerinden eve doğru giderken bu sefer de tam erkeklere hediye almalık bir mağaza bizi kendisine çağırıyor: Asole Bottoni



İnanılmaz şık kutulara konulmuş hediyelerle koşa koşa eve gidiyoruz, uçağımızı yakalamamız lazım!




Havalimanında bayıldığım iki şey oluyor. Biri yukarıdaki, girişteki portakal ağaçlarının altına iliştirilmiş, "I'm an orange tree not an ashtray." yazısı. Ne kadar yaratıcı, ne kadar caydırıcı, ne kadar kibar. 

İkincisi de içerideki şarküteri: Antica Faccacceria S. Francesco. Hayatımda hiç bu kadar keyifli uçak beklememiştim. Keyifli kelimesini, "sarhoş" olarak da yorumlayabilirsiniz. :)
 




Seyahat anlayışınız dinlenmekse, ben bu seyahatte hiç dinlenmedim. Hatta uçağa bindiğimde yorgunluktan gözlerimi açık tutamıyordum. Ama gerçekten şarj oldum, yepyeni fikirler geliştirdim, geleceğe dair büyük hayaller kurdum, kararlar aldım. Mışıl mışıl uyuyarak, mutlu biçimde İstanbul'a geri döndüm.


Zaman zaman olağan hayatınızdan kaçmanız gerektiğini unutmadan kalın!

4 yorum:

Gezenyer dedi ki...

Ne kadar güzel bir Roma gezisi olmuş, inan sizinle birlikte gittim ve geldim. Anladım ki benimde Roma zamanım gelmiş. Tez zamanda gidiyim bari. Sevgilerle Pınar

Adsız dedi ki...

Ahh sezen ahh,yıllardır italyaya gitmek isterim de bi gidemedim.Keşke arkadaşım olsaydın da senin rehberliğinde köşe bucak gezseydim. Hergün bugün ne yazmış diye okuduğum tek blogsun. Sevgiler Müge

Adsız dedi ki...

Şimdi ben zaman zaman olağan hayatımdan kaçmam gerektiğini biliyorum; hem size imrene kıskana bakıyorum da, cebimde beş param yok. Evim zor geçiniyor. Napıcaz?

E.Sezen Türker dedi ki...

Pınarcım, çok teşekkür ederim. En kısa zamanda bir etkinlikte denk geliriz umarım ve sana en tez zamanda bir Roma diliyorum :)

Sevgili Müge, aslında spoiler olacak ama aslında tam olarak böyle fantastik bir projem var. Öncelikle İstanbul ile sınırlı başlayacak elbette; ama benim de hayalim Roma turu yapmaya kadar uzanmak :)

Sevgili Adsız, "İstanbul'da bedava ve güzel şeyler" yazısı sana ilham verebilir diye umuyorum. Bu arada içini rahatlatacaksa söyleyeyim, benim de çılgın kredi kartı borcum var :)

Pinterest'im

Instagram'ım